Osmanlı İmparatorluğu hakkında bilgi


Osmanlı İmparatorluğu en büyük Türk devletidir. Tarihte gelip geçmiş Türk devletlerinin en uzun süreli ve en büyük olanıdır. İmparatorluğunun üç kıtadaki topraklarının alanı XVI. yy.da Avrupa’nın iki katına çıkmıştır.

Aşiretten devlete

Anadolu Selçuklu Devleti XIII. yy.da tamamen Moğolların (İlhanlılar) egemenliğine girmişti; bütün Anadolu Tebriz’den yönetiliyordu. Moğol yağmacılığı sonucunda bütünlüğü ve baındırlıkğı bozulan Anadolu, sönmeye yüz tutmuştu. Batıdaki Selçuklu uçbeyleri Bizans’a karşı Türk sınırlarını korumakta, Moğollar çok uzakta bulunduğu için de gittikçe daha bağımsız olmaktaydılar. Bunlardan biri Anadolu’nun kuzeybatısında, Bizans sınırında, diğer Anadolu beyliklerinin kargaşa ve rekabetinden uza yaşıyordu. Ertuğrul Gazi’nin bu Türkmen beyliği Söğüt yöresinde bulunuyor ve Bizans’a karşı etkin bir savaş sürdürüyordu. 1281’de Ertuğrul Gazi ölünce yerine oğlu Osman Bey geçti. Usta bir taktikçi ve dirayetli bir yönetici olan Osman Bey, 1291’de Karacahisar’ı 1299’da Bilecik, Yarhisar, İnegöl ve Pazarcık’ı alarak beyliğinin sınırlarını genişletti. Son Selçuklu hükümdarı bu tarihte İlhanlılara yenilip Selçuklu Devleti sonra erdiğinden ona bağlı olan Osmanlı Beyliği de bu tarihte bağımsızlığına kavuştu.

Bu nedenle 1299 tarihli, Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihi sayılır. Osman Bey zamanında devletin başkenti Yenşehirdi.

1. Osman (Gazi), Osmanlı Devleti’nin kurucusu ve ilk hükümdarıdır. Hünername’de yer alan bu minyatürde, Bağdat’dan hediye olarak getirilen bir aslanın Osman Gazi’ye sunuluşu canlandırılmıştır.

Osman Bey’in ölümünden sonra yerine oğlu Orhan Bey geçti (1324). Orhan Bey’in ilk işi Bursa’yı almak oldu. Ondan sonra bütün Güney Marmara kıyıları ele geçirildi. Bunlar arasında İznik ve İzmit gibi önemli Bizans kentleri de vardı. Devletin sınırları kuzeydoğuda Karadeniz’e, batıda Ege’ye kadar genişlemişti. Ankara’da alınınca Osmanlı Devleti Anadolu’nun en güçlü devleti haline geldi.

Türkler Avrupa’da

Orhan Bey 1354’te oğlu Süleyman Paşa komutasında Türk birliklerini Çanakkale Boğazı’ndan Avrupa yakasına geçirdi. Türk tarihinin önemli olaylarından biri iolan be geçiş Avrupa tarihi için de bir dönüm noktasıdır. Bu geçiş sonucunda Türkler, ayak bastıkları Avrupa toprağına bir daha ayrılamamk üzere yerleşeceklerdir.

Orhan Bey’in yerine geçen Sultan 1. Murat (Hüdavendigar), Anadolu beylikleriyle doğrudan doğruya silahlı çatışmaya gitmeden Rumeli’de ilerleme siyaseti uyguladı. Sırpsındığı, Çirmen ve Kosova savaşlarında hıristiyan Avrupa devletlerinin gönderdiği orduları art arda yenilgiye uğrattı. Osmanlı Devleti’ni güçlü bir Avrupa İmparatorluğu haline getirdi.

Ankara felaketi

1389’da Kosova Meydan Savaşı’nda bir Sırp soylusu tarafından şehit edilen Murat Hüdavendigar’ın yerine geçen oğlu Yıldırım Bayezit, Anadoludaki beyliklerin birçoğunu ortadan kaldırdı, Osmanlılara karşı düzenlenen bir Haçlı ordusunu Niğbolu’da yenilgiye uğrattı. Artık Türklerin Bizans’tan başka hiç bir güçlü rakibi kalmamıştı.Ama doğrudan bir başka Türk çıkageldi: Timur. İki tarafın yanına sığınmış olan eski beylerin kışkırtması ve dünya iktidarı peşinde koşan iki hükümdarın hırsı, Ankara yakınında karşılaşmalarıyla sonuçlandı. Ankara Savaşında Yıldırım Bayezit yenildi ve tutsak düştü. Timur bütün Anadolu’yu ele geçirrek Osmanlı Devletine güç günler yaşattı. Timur çekilip gittikten sonra Yıldırım’ın oğulları taht kavgasına tutuştular.

Kardeşlerini yenerek birliği sağlayan 1. Mehmet Çelebi ve onu yerine geçen oğlu 2. Murat zamnanında devlet yenidne toparlandı, bir ara ayrılmış olan Anadoılu beylikleri yeniden egemenlik alına alındı. Avrupa devletlerininüst süte düzenledikleri Haçlı orduları Varna ve İkinci Kosova savaşlarında yok edildi. Fatih Sultan Mehmet tahta geçtiği zaman Osmanlı İmparatorluğu dünyanın en güçlü devleti haline geldi.

İstanbul’un fethi

Fatih Sultan Mehmet’in saray ressamlarından ünlü nakkaş Sinan tarafından yapılmış bir minyatürü (XVI. yy.)

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u ele geçirerek bin yıllık Bizans İmparatorluğuna son verdi (1453). İstanbul’u Osmanlı İmparatorluğuna başkent yaptı. Anadolu’da kalan beylikleri ortadan kaldırarak doğu kesimde birlik ve dirliği sağladı. İmparatorluk toprakları 2 milyon km2’yi buldu.

Fatih’ten sonraki bir buçuk yüzyıl tam bir fetihler çağı oldu. 2. Bayetit, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, 2. Selim ve 3. Murat’ın saltanat sürdüğü bu süre içinde imparatorluk dört yönde genişlemeye devam etti. Arabistan ve Mısır ele geçirildi ve halifelik Osmanlı padişahlarına geçti. Kuzey Afrika Osmanlı Devleti’ne katılarak Akdeniz adeta bir Türk gölü haline getirildi. Güney Rusya, Kafkasya ve Romanya’nın devlete katılmasıyla Karadeniz bir iç deniz görünümü aldı. Türk orduları Viyana kapılarına dayandı. Denizlerde tam bir Türk egemenliği sağlandı.

Duraklama çağı

XVI. yy’ın sonunda duraklama başladı. XVII. yy. içinde zaman zaman gerileme ve ilerlemeler olmakla birlikte devlet, büyüklüğünden bir şey kaybetmedi, ama içten içe bozulma başladı. Bu yüzyılda 4. Murat zamanında doğuda fetihler gerçekleştirildi.

Aynı yüzyılda bazı padişahların çocuk yaşta tahta çıkarılması ve bu yüzden doğan saray entrikaları ülkeyi çalkantılara sürükledi.Devletin bu güç dönemlerinde, özellikle XVII. yy’ın ikinci yarısında sadarete (başkanlık) getirilen Köprülü ailesinden vezirler (Köprülü Mehmet Paşa, oğlu Fazıl Ahmet ve Fazıl Mustafa Paşalar v.d.) ülkeyi karşıklıktan kurtararak gerilemeyi önlediler.Bunlardan Köprülü Mehmet Paşa, 78 yaşında diktadörlük yetkileriyle sadrazamlığa atandı ve 5 yıl içinde çok kan dökerek imparatorluğu eski düzenine kavuşturdu. Onun yerini alan Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa ise, en uzun süren (15 yıl) sadrazamlıkta kalan devlet adamlarından biri oldu, babası zamanında düzene giren devleti daha da yüceltti.

Gerileme dönemi

1683’te girişilen İkinci Viyana Kuşatması başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra Osmanlı Devleti Avrupa’da sürekli olarak gerilemeye başladı. Çeşitli cephelerde birçok Avrupa devletiyle birden savaşmak zorunda kaldı; Karlofça Antlaşmasıyla Macaristan ve Romanya’yı kaybetti; Avrupalılarda, Osmanlıların artık zayıfladığı düşüncesi yerleşti. Yeniçeri Ocağı iyice bozuldu. Küçük Kaynarca Barışı ile sonuçlanan Osmanlı Rus savaşı devlet için bir felaket oldu. Bu durumu gören hükümdarlar (3. Selim, 2. Mahmut) devleti ve orduyu yenileştirme hareketlerine giriştiler. Ama Avrupa buhar gücünü sanayiye uygulayarak büyük ilerleme göstermiş, Osmanlı Devleti buna ayak uyduramamıştı. 2. Mahmut giriştiği ıslahat hareketiyle devlete eski canlılığını kazandırmaya çalıştıysa da Avrupa düzeyine ulaşmak mümkün olmamıştır. Yalnız silahlı kuvvetler de yapılan yenilik (yeniçerinin kaldırılması, yeni ordunun kurulması sayesinde bu alanda Avrupa düzeyinde leri bir güce ulaşabildi).

Yenileme çabaları

Avrupa’nın sanayi devrimleriyle nasıl ilerlediğini gören Osmanlı devlet adamları Avrupalılara yetişmek için onlara benzemekten başka çare olmadığı sonucuna vardılar. bunun için Avrupa’dan uzmanlar getirttiler, Avrupa’ya öğrenci gönderdiler, onlardan ödünç paralar aldılar ve devlet düzenini Avrupalılaştırmaya çalıştılar. Reşit, Ali ve Fuat Paşaların yönettiği bu harekete Tanzimat Devri adı verilir. Tanzimat hareketi (1839), devleti gerilemekten ve çökmekten kurtaramadı. Kapitülasyonlar ve Avrupa sanayi mallarının serbestçe yurda girişi yerli sanayiyi öldürdü. Alınan borçlar lüks yatırımlara harcandı (Dolmabahçe sarayı’nın yapımı). Devlet gittikçe daha zayıfladı.

Avrupa’da gerçekleşen burjuva devrimi ve özgürlük hareketi Osmanlıları da etkiledi. Padişahların keyfi yönetimine son vermek için Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın önderliğinde bir özgürlü hareketi başladı. Abdülaziz tahtan indirilerek yerine, Meşrutiyeti kabul edeceğini bildiren 5. Murat padişah yapıldı. Fakat yeni padişahın yarı deli olduğu anlaşılınca o da tahttan indirildi, aynı koşulları kabul eder gibi görünen Abdülhamit padişah oldu, Meşrutiyet’i ilan etti (1876). Ancak çok geçmeden başlayan 1877 Savaşı’nı bahane ederek Anayasa’yı yürürlükten kaldırdı, Millet Meclisi’ni dağıttı ve Mithat Paşa’yı öldürttü.

İstibdat

II. Abdülhamid

Abdülhamit, imparatorluğu 33 yıl istibdatla yönetti. Bütün özgürlükleri kısıtladı. İmparatorluk gittikçe çöktü; bu arada Bosna-Hersek, Tunus ve Kıbrıs gibi birçok yer elden çıktı. İstibdattan bunalan aydınlar özellikle ilerici subaylar arasında özgürlük özlemi yaygınlaştı. gizlice kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti, Abdülhamit yönetimine karşı gizli savaş açtı. Dağa çıkan Niyazi ve Enver Beyler özgürlük kıvılcımını ateşlediler. İttihat ve Terakki’nin zorula padişah, Meşrutiyeti yeniden ilan ederek Anayasa’yı yürürlüğe koydu (1908). Abdülhamit tahttan indirilerek yerine Sultan Reşat (5. Mehmet) getirildi.

Birinci Dünya Savaşı ve İmparatorluğun sonu

Osmanlı Devleti değişik milliyet ve dinde çeşitli kavimlerden oluşan bir imparatorluktu. Bunlardan bir kısmı Avrupalıların desteğiyle bağımsızlık hareketine kalkıştılar.Balkan Savaşı, birçok toprak parçasının elden çıkması ve Bulgarların İstanbul kapılarına kadar dayanmasıyla sonuçlandı. Edirne Bulgarlardan geri alındıysa da Birinci Dünya Savaşı’na girmek imparatorluğun sonunu getirdi. Dört cephede çarpışan Osmanlı ordusunun kahramanlığı, sonucu değiştiremedi. Mondros Mütarekesiyle savaşa son verildi. Atatürkün büyük Nutuk’ta belirttiği gibi düşmanlar yurdun her tarafına girdi, ordunun silah ve cephanesi elinden alıntı, yüzyıllardan beri düşman istilası görmeyen Anadolu’nun birçok yeri düşmanlarca işgal edildi. Son Osmanlı Hükümeti’nin 1920 yılında imzaladığı uğursuz Sevr Antlaşması, bir zamanlar üç kıtaya yayılan imparatorluğu üç-beş ile indirgeyerek parçaladı.

Osmanlı arması

Osmanlı İmparatorluğu’nda yönetim ve uygarlık

Devlet örgütü

Osmanlı İmparatorluğu Türk, Rum, Sırp, Bulgar, Ermeni, Arnavut gibi çeşitli kavimlerden oluşan bir devletti, ama imparatorluğa egemen olan kavim Türklerdi. Devletin başında da Türk soyundan gelen bir padişah vardı. Devlet işleri divan denen bir kurul tarafından yürütülürdü. Divan bugünkü Bakanlar Kurulu gibi bir kuruldu. Bugün Yargıtay ve Danıştay’ın yaptığı görevleri de divan yapardı. Fatih’e kadar divan başkanlığını padişahlar yapardı, ondan sonra veziri azamlara bırakıldı.

Vezirirazam padişahın vekili ve hükümetin başkanıydı; bütün devlet işlerinden padişaha karşı sorumluydu. Padişah gelmediği zaman orduya komuta ederdi. Padişahın mührü onda bulunurdu. değiştirileceği zaman mühür geri alnırdı.

Divanın diğer üyeleri vezirlar, kazaskerler,defterdarlar, nişancı, şeyhülislam ve reisülküttaptı.

Vezirler, yüksek görevlerde bulunmuş devlet adamlarıydı. Kazaskerler adalet işlerine, defterdarlar maliye işlerine, nişacı yasa işlerine, şeyhülislam din işlerine reisülkülttap dışişlerine bakardı.

Ülke birçok eyalete bölünmüştü Anadolu’daki eyaletlerin yönetimine Anadolu beylerbeyi, Rumeli eyaletlerininkine Rumeli beylerbeyi bakardı. Her eyaletin başında bir vali bulunurdu. Eyaletler sancaklra, sancaklar kazalara ayrılırdı.Kazalarda güvenlik işlerine subaşı, adalet işlerine kadı bakardı. İstanbul’un yönetimi özellik taşırdı Başkentte güvenlikten subaşı ile birlikte yeniçeri ağası sorumluydu. Şehremini de bayındırlık işlerine bakardı.

Toprak düzeni

Osmanlılarda toprak genellikle devlet malıydı. Devlet bunun az bir kısmını bazı devlet adamlarına ve komutanlara temelli verirdi, ama gelir kalanı dirlik, vakıf, ocaklık, yurtluk ve mukataa idi.

Dirlikler, devletin hizmet ve gelir karşılığında devlet adamlarına ve sipahilere verdiği topraklardı. Bunlar üçe ayrılmıştı: has, zeamet, tımar. Geliri yüz bin akçeden yukarı olan dirliklere has denirdi ve bunlar büyük devlet adamlarına verilirdi. Zeamet orta devlet adamlarına verilirdi, geliri yirmi bin akçeyle yüz bin akçeden az gelirli dirliklere tımar denirdi, bunlar da sipahilere verilirdi. Bunların hepsi gelirlerine göre belirli oranda asker beslemek ve sefer zamanı bu askerleriyle birlikte orduya katılmak zorundaydılar. Vakıf arazi kira karşılığında halka verilir, alınan kirayla kamu kurumlarının işleri görülürdü. İSteyen zenginler de kendi mülklerini vakıf yapabilirlerdi.

Ocaklık arazinin geliri kale ve tersane giderlerine, yurtulukların geliri sınır koruma hizmetlerine, mukataaların gelirleri ise doğrudan doğruya hazine giderdi.

Güzel sanatlar

Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle yükselme döneminde ölmez eserler yaratıldı. En başka mimarlık çok gelişti. Ünlü mimar Sinan İstanbul’da Şehzade, Mihrimahsultan, Rüstempaşa, Süleymaniye ve Edirne’de Selimiye camilerini yaptı. Bunlarda Selimiye ve Süleymaniye dünya çapında ünlü camilerdir.

mimarlıkla birlikte süsleme sanatları da çok gelişmişti. Nakkaşlık denen süsleme resmcileri camilerin, saray ve evlerin duvarlarına, tavanlarına çeşitli motifler yaparlardı.En çok kullanılan motifler lale, karanfil v enar çiçeği motifleriydi.

Osmanlılar çiniciliğe de çok önem verdiler, camilerin, türbelerin duvarlarını güzel çinilerle süslediler.

Elsanatlarından hattatlık, ciltçilik ve müzehhiplik büyük ölçüde geliştiği gibi minyatür sanatı da hayli ileriydi.

Eğitim ve öğretim

Osmanlılar eğitim ve öğretime büyük önem verdiler. İstanbul’un fethginden sonra Fatih’in ilk işlerinden biri kendi adını taşıyan caminin çevresinde sekiz medrese yaptırmak oldu. Medreseler yüksekokul olmakla birlikte daha küçük dereceli olanları da vardı. Medreseler dine, felsefeye, matematik ve edebiyata ilişkin dersler verilirdi. Ayıca tıp medresesi de vardı, bunlara da çok şifahane denilirdi.

Siyasal alandaki gerilemeyle birlikte eğitim ve öğretim kurumları da bozulmaya yüz tuttu. Avrupa’daki gelişmelere ayak uydurabilmek için 3. Selim ve 2. Mahmut zamanında batı tipinde okullar açılmaya başlandı. Deniz ve Kara Harp okuları, Tıp okulu gibi.

Dil ve edebiyat

Osmanlı İmparatorluğu genişledikçe Türkçe daha geniş alanlara yayıldı, ama buna paralel olarak da Arapça ve Farsça sözcükler Türkçeye girmeğe başladı.Böylece giderek Türkçe, Arapça ve Farsça sözcük ve kurallardan oluşan karma bir dil meydana geldi. Osmanlıca. Divan edebiyatı bu dille yazılmış eserlerle doludur. Yükselme döneminin şairleri arasında Fuzuli, BAki, Hayali, Nevi, Nefi ve Şeyhülislam Yahya gibi şairler divan şiirini doruğuna ulaştırdılar. Divan edebiyatının yanı sıra halk edebiyatı varlığını geliştirerek sürdürdü. Kul Mehmet, Öksüz Dede, Aşık Ömer, Gevheri, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Osmanlı dönemi saz şairlerinin en ünlüleridir.

Büyük Türk bilgini Katip Çelebi, ünlü tarihçi Solakzade, Müneccimbaşı, Naima ve ünlü gezgin Evliya Çelebi de kendi alanlarında büyük eserler yarattırlar.

XIX. ve XX yüzyıllarda, özellikle Tanzimat devrinde Avrupa’da etkisiyle Türk dili ve edebiyatında yenilik hareketleri belirdi. Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa makale, tiyatro ve roman türlerini edebiyatımıza getirdiler. Abdülhamit devrinde Tevfik Fikret, Halit Ziya Uşaklıgil, Cenap Şahabettin gibi şair ve yazarların öncülüğünde Avrupa’yı örnek alan yeni edebiyat akımları ortaya çıktı. Ancak bu dönemde Türkçe sadeleşecek yerde, Arapça ve Farsçadan alınan sözcük ve kurallarla daha da ağırlaştı, halk tarafından anlaşılmaz oldu. Fecriaticiler de aynı dili sürdürdüler.

Bütün bu akımlara tepki olarak miilli edebiyat akımı Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında belirdi. Yabancı sözcük ve kurallar bırakılarak öz Türkçe yazılmak ön plana alındı.Halkın zevki göz önünde tutuldu. Şiirde hece ölçüsüne önem verildi.Bu yolda çalışan aydınlar arasında Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Fuat Köprülü vb. sayılabilir.

Ekonomik durum

Kuruluş ve yükseliş dönemlerinde Osmanlı Devleti’nin geliri çok, gideri azdı. Savaşta elde edilen ganimetlerin beşte biri hazineye giriyordu. Ordu büyük ölçüde eyalet askerlerine dayandığı için devletin askeri giderleri de azdı. Ayıca sarayın da israfı yoktu. XVII. yy’dan itibaren gelirler azalmaya, giderler armaya başladı. Daimi ordu mevdudu çoğaldığı için askere ulufe ve bahşiş yetiştirmek zorlaştı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik durumu özellikle XIX. yy.da çok bozuldu. Kapitülasyonlardan faydalanan Avrupa’lı tacirler dış pazarlardan getirdikleri malları Türk pazarlarına serbestçe sokabildiler. Bu rekabet yüzünden yerli sanayi öldü. Ülkenin altın ve gümüşü, ticaret malları karlılığında Avrupa’ya akmaya başladı. Yenilgiyle sonuçlanan savaşlarda büyük yük oluyordu. Giderlerin karşılanması için Avrupa’lı devlet ve bankerlerden durmadan borç para alındı. Birinci Meşrutiyet‘ten sonra borçların ödenebilmesi için devlet içinde devlet olan, utanç verici Düyunu Umumiye (Genel Borçlar) idaresi kuruldu. Bu idare, yapılan anlaşmaya göre pul, içki, tütün, tuz, ipek gibi önemli gelir kaynaklarımıza ve bazı eyaletlerin tarım vergisine (aşar) elkoydu. Bu utanç verici ekonomik durumdan ülkeyi Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet yönetimi kurtardı.

 


Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir