Ruanda soykırımı


1994 yılında meydana gelen Ruanda Soykırımı 800,000 insanın hayatını kaybetmesine sebep oldu. Bu soykırıma çeşitli sebeplerden ötürü dünya sessiz kaldı. Yüzyıllardır birlikte yaşayan ortak dil, gelenek ve kültüre sahip Hutu ve Tutsi halkı sömürgeci güçlerin bölgeye ayak basması ile birlikte birbirine düşman oldular. Ruanda nüfusunun %90’ı Hutu, %9’u Tutsi etnik gruplardan oluşturmaktaydı. 

Belçika bölgede ortak kimliğin oluşmasını önledi

Ruanda soykırımı 20. yüzyılın en acımasız katliamlarından biri olarak tarihin en kanlı sayfalarına yazdırdı adını. Orta Afrika’da küçük bir ülke olan Ruanda’da olayların temeli, ortak dil, kültür ve geleneklere sahip Hutu ve Tutsi etnik grupları arasında yapay bir ırksal ayrımcılığın yaşandığı sömürge dönemine dayanıyor.

Ruanda 1. Dünya savaşından sonra Almanların sömürgesinden çıkıp Belçika’nın sömürgesi altına girdi. Belçikalıların Ruanda’da yarattığı sınıfsal, ekonomik ve siyasi farklılaşmalar bölgede ortak bir kimliğin oluşmasını önleyerek parçalı bir toplum yapısını inşa etti. Belçikalılar Tutsileri üstün ırk ilan etti.

Fransa’nın Ayrıca bütün hutu milislerini eğittiği şeklinde iddaalar mevcuttur.

Huti ve Tutsilere ayrı kimlik kartı verildi

Bölgede yaşan Huti ve Tutsileri ayırt edilebilmesi için farklı kimlik kartları verildi. Kimlik belirlemek için uygulama ise akıl dışıydı. İnce narin güzel görünümlü veya zengin olanlar Tutsi sayılırken, rengi daha siyah ve eğitimsiz olanlar Hutu kabul edildi. Tıpkı ülkelerdeki zengin fakir ayrımı gibi ayrıştılar. Hutular bölgede azınlık olan Tutsilere göre sayıca fazlalardı.Azınlık olan Tutsiler çok daha iyi yaşam şartlara sahipti. Öte yandan Hutular eğitim ve sosyal olanaklardan mahrumdu.

 

Sömürgeci devletler bölgeye girene kadar bölgede düşmanlık yoktu

Belçikalı yöneticiler işe alımlardan, hastane kabulüne kadar ırksal nedenlerden dolayı alımlara başladı. Ortak gelenek ve görenek içerisinde yaşayan halk biribirine ötekileştirildi. Sömürgeci ülkeler bölgeye girene kadar toplum arasında bir düşmanlık yoktu.

Sayıca fazla olan hutular seçimin galibi oldu

1950’li yıllara kadar Tutsileri, Hutulardan üstün tutan Belçika 2. Dünya savaşının ardından yayılan özgürlükçü akımların etkisi ile Hutuların üzerinden baskıyı azalttı hatta onları destekledi. Bunun bir diğer sebebi ise yapılacak olan seçimde Hutuların fazla olması sebebi ile yönetimi eline geçirme ihtimali çok yüksekti. Nitekim öylede oldu. Belçika, Ruanda ve onu komşusu Brundi’yi 1962 yılında her iki devlette bağımsızlıkları kazanana kadar yönetti. Bu dönemde Belçi acımasız ve ayrımcı tavrıyla suçlandı. BM öncülüğünde yapılan seçimlerde Hutu milliyetçileri iktidara geldi. Hutular iktidar geldikleri andan itibaren, tutsilere karşı faaliyetlere başladılar ve 100 bin tutsiyi öldürdüler. 160 bin tutsi ise komşu ülkeler Tanzanya ve Uganda’ya sığınmak zorunda kaldı.

Ruanda soykırımı ile ilgili pek çok film çevrilmiş ve Eser yayınlanmıştır.

1964 ve 1974’teki olaylarda bir çok tutsi öldürüldü. Tutsi avına çıkan hutular, devlet tarafından korundu. Göstermelik bir iki olay dışında kimse yargılanmadı ve ceza almadı. 1973’te Ruanda’da darbe olsada, darbe yapan yine Hutu milliyetçileri olduğu için Tutsiler için değişen birşey olmadı.

Tutsiler ülkelerine dönmek istediler

1980’lere kadar nüfusu 500 bine ulaşan komşu ülkelerdeki tutsiler, ülkelerine dönmek için organize olmaya başladılar. Bu amaçla Ruanda yurtseverler birliğini kuran tutsiler, Ruanda hükümetine baskı kurmaya çalışsada başarılı olamadı. Bunun üzerine Uganda’ki kamplarından çıkıp Ruanda hükümetine karşı silahlı mücadeleye giriştiler. Bu iç savaşın mimarları afrikadaki topluluklar değil sömürge döneminde avrupalı devletlerin izlediği politikalardı.

1997 yılında başlayan iç savaş BM’lerin devreye girmesi ile 1992’de son buldu. Ancak aşırı uçtan Tutular bu olayak kalıcı bir çözüm bulmak istiyordu. Bunun için yarı askeri örgüt kuruldu. Tutsiler ve ılımlı Hutular fişlendi. Ekonomik sıkıntı çeken ülkede silah bulmak zor olduğu için Çin’den satır sipariş edildi. Sipariş edilen yüzbinlerce satırın hayvancılık ve tarımda kullanılmayacağı kesindi. Satır verilemeyenlere sivri uçlu sopalar verildi ve bunları yakında başlayacak olan böcek avında kullanmaları söylendi.

BM ve Fransa katliama hiçbir şey yapmadı

Hutu radyolarında kara böcekleri öldürün anonsları yapılıyordu. Tüm bu yaşananların farkında olan Hutu hükümeti ise önleyici hiçbir şey yapmadı. 6 Nisan 1994’te Ruanda devlet başkanı’nı taşıyan uçak düşürüldü ve tarih kanlı günlere tanıklık etmeye hazırdı. Bu olay Tutsilere karşı başlatılan geniş çaplı katliamın başlangıcı oldu. Hutular kıyımlara ilk olarak fişledikleri tutsilerden ve ılımlı Hutulardan başladılar.

Nisan, Mayıs ve Haziran 1994’de yaklaşık 800.000 insan öldürüldü, bunların 50.000 kadarı Hutu’ydu. Tutsilerin %75-90 kadarı soykırımın kurbanı oldu.

ABD katliam sırasında öldürülen 10 BM barış gücü askerini sebep gösterrek askerlerin çekilmesini sağladı ve bu katliamı daha şiddetlendirdi. Hutu milisleri ellerine geçen her türlü kesici alet ile insanları vahşice katlederek eşi benzeri görülmemiş katliama imza attılar. Katliam haberini alan Ruanda yurtsever üyeleri başkente kadar katliamcılar ile savaştı. O ana kadar bölgeye müdaheleden uzak duran Fransa ani bir karar ile Hutu hükümetine yardımlara başladı. Bu olaylar yaşanırken sessizliğini koruyan BM, soykırımdan sonra Ruanda’da “Turkuaz Operasyonu”‘nu başlattı. Operasyonda Fransızlar üstün rol oynadılar ve bölgeye Ruanda askeri birliklerin girmesine izin vermiyor yaşanan katliama seyirci kalıyordu. 800 bin kurbanın en az 200 bini Turkuaz Operasyonunda, Fransız askerlerinin beklediği bölgede katledildi. Turkuaz operasyonu Tutsileri korumak için değil, adete katliamı gerçekleştiren milislere karşı yapılmıştı.

Fransa’nın Ruanda ordusunu eğittiği strateji hakkında bilgi verdiği hazırlanan bir çok raporda yer alıyor. Ancak Fransa yüzlerce sayfalık raporlar rağmen bu iddiaları red ediyor ve halkın katledilmesin sorumluluğu kabul etmiyor.

Katliamın Sonuçları

Geriye kalan tutsiler daha sonra komşu ülkelere mülteci olarak göçtü. Ülkedeki tüm devlet kurumları çöktü ve ekili tek bir alan kalmadı.

1994 yılında tüm dünyanın gözleri önünde 100 gün içerisinde bölgede 800 bin isan katledildi. Aynı dönemde Bosna’da Boşnaklara yapılan katliama sessiz kalan dünya Ruanda’da sessiz kaldı.

Sorumluların yargılanması

Katliamın ardından suçluların bulunması için çalışmalar başlatıldı. Ancak sorumluların sayılarının fazlalığı ve katliamın yıkıcı etkisi yüzünden yargıda sorunlar yaşadı. Halkın kendi mahkemelerini kurmasına izin verildi. 3’ten fazla insan öldürenler yargılandı ve cezalandırıldı. Daha azılı suçlular ise BM gözetimi ile Tanzanya’da suç mahkemesi kurularak yargılandılar.

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.