Sedef hastalığı nedir? tedavi yöntemleri nelerdir?


Sedef hastalığının sebebi henüz bilinmemektedir. Stresin tetiklediği genetik faktörün olduğu söylenmektedir ama ıspatlanamadı. Her yaşta ve her mevsimde görülebilir.

Ağrı, kaşıntı yapmayan fakat hastayı çok huzursuz eden bir deri döküntüsüdür. Hasta görünümünden dolayı denize giremiyor veya evlenecekse çekiniyor.

Yaz mevsiminde bol bol deniz ve güneşten faydalanmaları sedefe çok iyi gelmektedir. Sedef hastalığını güneş ışığı tedavi ederken bazı hastaları da ters tepki vermektedir.

Uğraştırıcı bir hastalık ama çok korkunç hastalık değildir, hastaların psikolojisini bozuyor. Ağrısı ve kaşıntısı olmayan bir döküntüdür.

Sedef hastalığının tetikleyici sebepler:

  • Ani şoklar,
  • sıkıntı,
  • gerginlik,
  • sevgi eksikliği,
  • anne – çocuk ilişkisi bozuklukları önemli tetikleyici faktörler olup; hastalığı başlatabilir veya alevlendirebilir.
  • Diş çürüğü,
  • bademcik iltihabı,
  • idrar yolları iltihabı gibi mikrobik odaklar ve sürtme,
  • çarpma,
  • kaşıma gibi zedelemeler de tetikleyici etki yapabilir.
  • Bunların dışında bilinen ciddi bir tetikleyici yoktur. Hastalığın karaciğer veya başka bir organla ilgisi olmadığı gibi, yenilen yiyeceklerle de hiçbir ilgisi yoktur, fakat çok canı çekip de yenilemeyen yiyeceklerin etkili olma olasılığı daha fazladır.
  • Sedef hastalığının tedavisinde, hastalığın nedeni bilinmediği ve neden yönelik tedavi yapılmadığı için köklü çözüm getirip hastalığı ortadan kaldıracak bir yöntem ve olanak yoktur. Fakat var olan belirtiler tedavi edilir ve yenilerin çıkmasını önlemek için gereken önlemler yeterince alınırsa, uzun süre belirtisiz kalınan dönemler sağlanabilir. Tedavide amaç en az yan etki ile olabilecek en iyi iyileşmeleri elde etmek ve iyilik halini uzun süre sürdürebilmektir. Hastalığın , her hastaya uyabilen tedavi şekilleri yoktur. Hekim, her hasta için uygun olan tedaviyi ayrı ayrı belirleyecektir. Önemli olan hastayla hekimin karşılıklı güven ve uyumlarıdır.
  • Hastanın her şeyden önce iyileşmeyi istemesi ve tedaviye uyum göstermesi gerekir. Tedaviler hakkındaki tereddütlerini de hekimine danışmalı, kulaktan dolma bilgi veya komşu önerileriyle yorum yapmamalı ve tedaviyi bırakmamalıdır. Var olan belirtileri tedavi etmek için yan etkileri daha az olan, yerel uygulanan (deriye dıştan sürülen) ilaçlardan başlanılır. Bu uygulamalarda önce kepek dökücü ilaçlarla yüzey temizlenir ve diğer ilaçların etkinliği arttırılır. Değişik 4 – 5 çeşit yerel uygulama vardır ve genellikle 20 -30 gün içerisinde güzel sonuçlar alınır.
  • Belirtilerin çok yaygın olduğu durumlarda ultraviyole ışını ile özel tedaviler uygulanır (UVB, PUVA, vb.). Bu tedavilerde de bir aydan sonra sonuç görülmeye başlanır ve ülkemizde en az 15 yıldır uygulanmaktadır. Doğal gün ışığı da değişik şekillerde yararlı olmaktadır. Çok inatçı ve ağır tiplerinde yan etkiler göze alınarak çok iyi bir takiple ağız yolu veya iğne şeklinde tedaviler devreye sokulur.
  • Hangi tedavi uygulanırsa uygulansın tetikleyici etkenler de aradan çıkartılmaya çalışılır. Tedavinin başlangıcından itibaren hastanın bir psikiyatrist denetimine alınması, sonucu çok etkiler ve tekrarları azaltır. Banyolardan sonra sürekli nemlendiriciler kullanılıp, derinin kuruma, kaşıntı ve zedelenmesi, dolayısıyla yinelemeler önlenmeye çalışılır. Sedef hastalığı sık tekrarlama eğiliminde olduğu için, hastaların da arayışları çok olacaktır. Tıp dışı tedaviler, kutsal ve şifalı sayılan yerler bu seçenekler arasındadır.
  • Sedef hastalığı, psikolojik kökeni nedeniyle telkine çok yatkın bir hastalıktır ve hasta yapılan işleme inanmasına paralel olarak bu tür işlemlerden etkilenebilir. Bu yönüyle hastaların sömürülmesine de çok yatkındır. Belli bölgelerde sedef tedavisi konusunda ünlü yerler ve buralara sedef turizmi de vardır. İsrail’de Lut Gölü, ülkemizde Kangal Balıklı kaplıcası bu tip alanlardandır. Bu gibi alanların hiçbir tedavi edici özellikleri yoktur.
  • Buradaki etkilenmeler önemli ölçüde psikolojiktir. Kişiler, şöhretini duydukları bir yere etkilenmeye hazır giderler, burada ortamlarından ve stresten uzak kalırlar, ayrıca aynı soruna sahip kişilerle oluşan dertleşme ortamı da doğal bir grup tedavisi oluşturacaktır. Güneş ışığı ve mineralli sular ise hemen hemen her yerde aynıdır. Hele hele içinde ne olduğu bilinmeyen halk işi tedavilere hiç yönelinmemeli; çözüm bir deri hastalıkları uzmanında aranmalıdır.

Sedef hastalığı tedavisi

Sedef Hastalığının tedavisinde amaç hastalığın belirtileri olabildiğince yok etmek veya azaltmak, hastalığın neden olabileceği dahili sorunları önlemek ve yarattığı psikolojik rahatsızlığı gidermektir. Bu amaçla kullanılan birçok farklı yöntem vardır. Ayrıca hastalık üzerinde yoğun araştırmaların yürütüldüğü ve sürekli yeni tedavilerin geliştirildiği bir hastalıktır. Mevcut tedavi yöntemleri hastalığı kökten yok edemese de belirtileri etkili bir şekilde azaltabilir ya da kaybedebilirler.

Klasik tıbbi tedavide öncelikle alevlenmeler engellenmeye çalışılır. Altın kural kızarıklığın azaltılması ve kabuklanmanın kontrol altına alınmasıdır. Özel diyetler çok nadir vakalar hariç faydalı bulunmamıştır. Derisinin kuruması engellemek için nemlendirici krem ve losyonlar kullanılabilir. Tedaviler sedef hastalığının şiddeti, yaşam stili, yaş ve kişinin sağlık durumuna göre değişir.

Sedef hastalığında tedavinin belirlenmesinde hastalığın vücutta yaygınlığı yani tutulum alanıda son derece önemlidir.

Topikal Tedaviler

Hafif ve orta şiddette psoriasiste krem yada pomat formunda topikal ilaçlar tek başlarına etkilidir. Kliniğin şiddetli olduğu durumlarda sistemik tedaviler yanında yardımcı tedaviler olarak ta kullanılmaktadır.

Topikal kortikosteroidler:Kortizonlu kremler, merhemler ve losyonlar pek çok hastada hastalığı kontrol altına alır ve deride geçici olarak düzelme sağlar. Hafif etkili olanlar genital bölge, yüz ve büklüm yerleri gibi hassas bölgelerde kullanılır. Daha güçlü olanlar ise saçlı deri, dirsek, diz, avuç içi ve ayak tabanında kullanılırlar. Ayrıca bu bölgelerde bir örtü ile sarılması da gerekebilir. Bütün bu uygulamalarda dikkatli olunmalı ve bir dermatoloğun kontrolü altında olunmalıdır. Güçlü kortizonlu ürünlerin yan etkileri deride incelme, kılcal damar belirmesi, çürüme ve deri rengi değişiklikleridir. Bu ilaçların ani kesilmesi hastalığın alevlenmesine neden olabilir.

Dermatologlar dirençli sedef lezyonlarına iğne ile direk kortizon enjekte edebilirler. Bu enjeksiyonlar yan etki yapmayacak kadar küçük dozlardadır.

  • Saçlı deri tedavileri: Saçlı derideki sedef tedavisi hastalığın şiddetine, saç uzunluğuna ve hastanın yaşam stiline göre değişir. Pek çok reçeteli veya reçetesiz şampuan, yağlar, solüsyonlar ve spreyler mevcuttur. En çok kortizon ve katranlı ürünler kullanılır. Hastalar aşırı şampuanlamadan ve saçın derisini tahrişten kaçınmalıdırlar.
  • Anthralin: Bu ilaç psoriasiste deride hücrelerin DNA aktivitesini normal hale getirmektedir. Kalın sedef lezyonlarının üzerine sürülerek kullanılır. Özellikle kalın kepekli yaralarda kullanıldığında kepeklerin hızla kaybolmasını sağlamaktadır. Hafif bir tahriş, deride ve örtülerde geçici boyama yapabilir. Teknolojik yeni ürünler ve metotlar bu yan etkileri azaltmıştır.
  • Vitamin D: Sentetik vitamin D yani “calcipotriene ve calcitriol” deri tırnakta büyüme hızını düşürmektedir. Lokalize sedef hastalığında tek veya diğer ilaçlarla birlikte kullanılabilir. Deride tedavi sırasında kolay iritasyon yapabilirler. Klasik D vitaminin sedef tedavisinde yeri yoktur.
  • Retinoidler – Vitamin A: Retinoidler sıklıkla akne ve güneş hasarında kullanılmaktadır. Ancak tazarotene psoriasis için geliştirilmiştir. Retinoidler psoriasiste deride hücrelerin DNA aktivitesini normal hale getirmektedir. Tek başına veya kortizonlu kremlerle birlikte kullanılabilir. Hamile olan kişilerin bu ürünleri kullanmamaları gerekir.
  • Katran: Katranlı ilaçlar çok eski yıllardan beridir sedef tedavisinde kullanılmaktadır. Petrol ve kömürden elde edilen katran deride kaşıntı, inflamasyonu azaltmaktadır. Giyisileri boyaması ve kötü kokusu en önemli olumsuzluklarıdır. Katranlı ilaçlar dirençli sedef alanlarında kullanılabilir.
  • Salisilik asit: Kalın kepeklerin deride ve saçlı deriden uzaklaştırılması için kullanılmaktadır. Tek başlarına yada diğer topikal ilaçlar ile kombine kullanılmaktadır.
  • Calcineurin inhibitörleri: Bu ilaçlardan tacrolimus ve pimecrolimus atopik dermatitiste ve psoriasiste kullanılmaktadır. İmmün sistemde T lenfosit kan hücreleri üzerindeki etkileri ile sedefteki inflamasyonu düzenlemektedir.
  • Nemlendiriciler: Sedefte tedavi edici etkileri yoktur ancak kaşıntı ve kepeklenmeyi azaltmaktadır.

Fototerapi

Güneş ve yapay güneş ışık kaynaklarının belirli dalga boyları ile yapılan tedavidir. En basit fototerapi yaz aylarında mümkün olan güneş banyolarıdır. Atak halinde olmayan sedef hastalığında Ultraviyole B den zengin bu tür güneş banyoları yararlıdır. Olumsuz tarafı zaman içinde güneşin neden olduğu deri yaşlanması ve onun doğal sonuçlarıdır. Ultraviyole ışığı veya güneş ışığı tedavileri deride kırışıklık, göz hasarı ve deri kanseri yapabilmesine rağmen doktor kontrolünde ışık tedavisi faydalı ve etkilidir. Sedefli hastalar özel merkezlerde ışık kabinlerinde tüm vücut ultraviyole tedavisi yapılmaktadır. Sıcak iklimlerde güneşlenme dikkatle yapılmalıdır. Mutlaka bir dermatoloğun kontrolünde olmalıdır.

Bugün fototerapiler, dalga boyları belirlenmiş ışık  yansıtan lambalar içeren cihazlarla gerçekleştiriliyor.

  • Klasik ultraviyole B fototerapisi
  • Darbant ultraviyole B fototerapisi
  • cPUVA: Sedef hastalığı diğer tedavilere yanıt vermez vaya çok yaygınsa PUVA tedavisi %85-90 oranında etkili olmaktadır. Tedavinin adı Psoralen ve UVA nın baş harflerinden kaynaklanmıştır. Hastalara Psoralen adı verilen ilaç verildikten sonra Ultraviyole A ışığı verilmektedir. Haftada 3 veya 4 kez uygulanarak başlanmaktadır. Ortalama 25 tedavide yani 2 veya 3 aylık bir periyodda tedavi sağlanmaktadır. Yılda 30-40 tedavi ile sedef hastalığı kontrol altında tutulabilmektedir. Psoralen göz lensinde biriktiği için psoralen alındığı günler ultraviyoleyi kesen gözlük takılmalı ve güneşe çıkılmamalıdır. PUVA tedavisi uzun vadede sürekli uygulanırsa deri yaşlanması, lekeler ve deri kanserini arttırabilmektedir. Bu yüzden dermatoloğun dikkatli bir şekilde takip etmesi gereklidir. Ek olarak banyo PUVA diye isimlendirilen ağızdan psoralen alamayacak hastalar için geliştirilmiş yöntem de uygulanabilmektedir.
  • d.Excimer Lazer ve MEI ışık sistemleri: PUVA ve UVB tedavilerindeki sorunları aşmak için mikrofototerapi adı altında Excimer lazer denen özel cihazlar geliştirilmiştir. Bu cihazlar beyaz renkli deriyi saptayarak UV ışınlarını buraya yönlendirir. Farklı bölgelere farklı dozlar verme şansımız olur. Verilen total doz azalır. Minimal eritem dozuna göre sorunlu bölgelere daha yüksek dozlar uygulanabilir.
  • Goeckerman Tedavisi: ilk kez Mayo Klinik dermatologları tarafından uygulanan katran sürülmesi ve ultraviyole tedavisi uygulanmasıdır. Şiddetli  sedef hastalarında kullanılmaktadır. Bu tedavi  günlük olarak özel merkezlerde uygulanmaktadır.
  • Pulse dye lazer: Yeni sedef plaklarında en belirgin dokusal özellik dermal papillada damarsal yapıların artışı ve genişlemesidir. Bu yaplar PDL ile ortatadn kaldırılabilmektedir.

Sistemik Tedavi

Psoriasis diğer tedavilere dirençli ve yaygın ise sistemik tedaviler tercih edilmektedir.

  • Methotrexate: Bir anti kanser ilacı olan bu ürün sedef hastalığında diğer tedaviler etkili olmadığında dramatik bir düzelme sağlar. Yan etkileri nedeniyele düzenli karaciğer ve kan testleri yapılmalıdır. Akciğer grafi ve yüksek dozlarda karaciğer biyopsisi gerekebilir. Diğer yan etkiler halsizlik bulantı ve ağız yaralarıdır.
  • Hydrodsiüre: tek başına çok etkili değil ancak fototedaviler ile kombine kullanıldığında etkilidir.
  • Retinoidler: Ağız yoluyla kullanılan A vitamini ile ilgili ilaçlar tek başına veya ultraviyole tedavisi ile birlikte şiddetli sedef vakalarında kullanılır. Yan etkileri dudak kuruluğu, deri kuruluğu, kan yağlarında yükselme ve kemiklerde değişikliklerdir. Retinoidler hamilelerde ve çocuk doğurma yaşındaki kadınlarda kullanılmaz. Çünkü tedavinin kesilmesinden sonraki 3 yıl gebe kalınmaması sakat doğum nedeniyle gereklidir. Düzenli kan tetkikleriyle birlikte yakın takip gerektirmektedir.
  • Cyclosporine: Organ nakillerinde organ atılmasını engellemek amacıyla kullanılan bir ilaçtır. Diğer ilaçlar etkisiz olduğunda ve yaygın sedef hastalığında kullanılır. Böbrekler üzerine ve kan basıncı üzerine yan etkileri nedeniyle düzenli kan testleriyle takip edilmelidir.
  • Thioguanine: Psoriasiste etkin ilaç ve yan etkileri azdır.
  • Biyolojik Ajanlar: Son dönemde, geleneksel tedaviden farklı olarak çok daha spesifik, psoriasisden sorumlu olan vücut T hücresi ve enflamatuar sitokinlerin aktivasyonunu engelleyen ve sorumlu T hücrelerini azaltan, savunma sistemini baskılayıcı olan biyolojik ilaçlar kullanılmaya başlanmıştır. Mevcut uygulamalardan hastaların memnuniyetsizliği ve toksisite nedeniyle bu ihtiyaç doğmuştur. Bu biyolojik ilaçlar daha spesifik etkili olduğu için klasik ajanlardan daha az toksik etkileri vardır. Ülkemizde şu an için psoriasis tedavisinde kullanılan biyolojik ajanlar Efaluzimab (Raptiva), Etanersept(Enbrel) infliksimab(Remicade) Adalimumab’dır.(Humira) ve Ustekinumab (Stelara)

Yapılan bir çalışmaya göre dermatologların çoğu geçen yıl içinde psoriasis tedavisinde özellikle orta düzey vakalarda biyolojik ilaçları daha fazla kullanmıştır. “Etanersept” bu tür ilaçlar arasında en sık kullanılan olsa da, ”adalimumab” nın payı da geçen yıl belirgin olarak artmıştır. Adalimumab (Humira), infliksimab ve etanercept’in ardından FDA tarafından onaylanmış bir TNF inhibitörüdür. Adalimumab üretiminde insan monoklonal antikoru kullanılmıştır.2008 yılında FDA adalimumab’ın Romatoid Artrit, Psoriatik Artrit, Ankilozan Spondilit, Crohn Hastalığı, Sedef hastalığı ve Juvenil idiopatik Artrit tedavisini onaylamıştır.

Biyolojik temelli tedavilerin ortaya çıkışı büyük ölçüde psoriasis tedavisini de geliştirmiştir. Son on yılda yalnızca sedef için bile pek çok biyolojik tedavi ortaya çıkmıştır. Daha önce alefasept ve efalizumab gibi ajanlar T-hücrelerinin aktivasyonunu ve göçünü bozarken daha sonra ortaya çıkan infliximab, etanercept, ve adalimumab gibi ajanlar TNF-α yı hedef almıştır. Son zamanlarda, Ustekinumab ve Briakinumab gibi yeni biyolojik ajanlar IL-12 ve IL-23 tarafından paylaşılan p40 alt birimini hedef almaktadır.

Ancak bu grup ilaçların savunma sistemini baskılayıcı ve tümör oluşturucu etkileri yönünden dikkatli ve kontrollü kullanılması gerekmektedir.

Psikolojik Destek Bilimsel araştırmalar, sedef hastalarında psikolojik destek sağlanmasının yaşam kalitesini arttırdığını ve hastalığın iyileşmesine katkıda bulunduğunu göstermiştir. Bu nedenle, gerekli durumlarda uygun ilaçlar ya da ilaç olmaksızın çeşitli psikoterapi yöntemleri kullanılabilir.

Bitkisel İlaçlar Sedef hastalığını kökten yok eden hiçbir ilaç yoktur. İlaçlar kullanıldıkları süre içinde ve kesildikten sonraki bir süre hastalığı kontrol altında tutarlar. Benzer şekilde bitkisel tedaviler, doğal ilaçlar da uzun süreli iyilik sağlayamamaktadır. Ağızdan alınan bitkisel ve doğal ilaçların ağır iç organ (ör:karaciğer) toksisiteleri, önemli yan etkileri ve ilaç etkileşimleri olabilmektedir. Bu nedenle bir deri hastalığı olan sedef hastalığının tedavisi , dermatoloji uzmanınca, etkinliğinin yanı sıra emniyetli oldukları da kanıtlanmış onaylanmış ilaçlarla yapılmalıdır. Hekiminiz yeni geliştirilen ilaçlar ya da diğer tedavi yöntemleri konusunda en sağlıklı ve doğru bilgilere ulaşacağınız kaynaktır.


Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir