2. Meşrutiyet dönemi


Her tarihsel dönem kendi ruhunu içinde taşır, kısa sayılabilecek bir zaman diliminde olup bitmesine karşılık II. Meşrutiyet zamanın ruhunu yansıtan ve sonraki birçok gelişmeyi derinden etkileyen önemli bir milat sayılır.

2. Meşrutiyet dönemi, resmi olarak 24 Temmuz 1908‘de Meşrutiyet ikinci defa ilan edildi. Olağanüstü bir ilgiyle karşılanan bu olay bir kırılma anına tekabül eder. 1876’da padişah olan II. Abdülhamit, Osmanlı tarihinin ilk Anayasası olan Kanunuesasi’yi ilân etmiştir. Fakat Padişah kısa süre sonra 93 Harbi’ni bahane ederek (1877 – 1878 Osmanlı – Rus Savaşı) anayasal yönetime son vermiştir. (14 Şubat 1878). Bu durum Padişah’a karşı bir direnişin başlamasına neden olmuştur.

Padişah’a cephe alan Genç Osmanlılar (Jön Türkler) ekonominin bozukluğunu, Girit, Ermeni ve Makedonya olaylarını bahane ederek tepkilerini artırmışlardır.

Ayrıca 1889 yılında İttihat ve Terakki Partisi kurulmuştur. Meşrutiyet yanlısı aydınlar tarafından kurulan bu parti II. Abdülhamit’in sert yönetimine karşı harekete geçmişlerdir. Bu partiye mensup subaylar (Enver Paşa, Niyazi Bey, Eyüp Sabri Bey, Selahattin Bey) kurdukları Hürriyet Taburları ile halkı ayaklandırmışlardır. Padişahtan Kanunuesasini uygulanmasını istemişlerdir.

 

Çıkan ayaklanma hükümet askerleri tarafından bastırılamayınca Padişah ayaklanmanın daha da büyümesini önlemek amacıyla Kanunuesasi’yi yeniden yürürlüğe koymuş ve II. Meşrutiyet’i ilân etmiştir. (23 Temmuz 1908).

Osmanlı devletinin ilk anayasası Kanun-i Esası devreye girdi

Kanun-i Esası yürürlüğe konur. İmparatorluğa serbesti gelmiştir. Adalet ve Hürriyet’i temsil eden kadınlar istibdadın zincirlerini kıracak şekilde dönemin ilüstrasyonlarında resmedilir. Avrupa basını, Jön Türklerin yurtiçi ve yurtdışında uzun muhalefetleri sonucunda, iktidara karşı verdikleri derin mücadelenin ardından Sultan Abdülhamid‘in Jön Türklere karşı dirayetinin artık kırıldığını, bağımsızlık talep eden farklı etnik grupların yanında ilk defa Müslüman Türklerin de bu geniş özgürlük halkasına katıldığını yazar. Tevfik Fikret, Meşrutiyet’in ilan edildiği gün kaleme aldığı şiirinde sis perdelerinin dağıldığını, karanlık günlerin nihayet geride kaldığını haykırır: Gelen hürriyet ile başta İstanbul olmak üzere birçok ilde bir bayram havası eser, her tarafa yazılar, bayraklar asılır. Sansürün kalkışıyla Bab-ı Ali’ de bir yayın furyası başlar. Sayısız dergi ve gazete peşpeşe yayımlanır. Bab-ı Aıı hiçbir dönemde böyle bir renkliliğe tanık olmamıştır.

Düşünce akımlarının doğuşu

Türkçülük, İslamcılık, Batıcılık gibi her biri Osmanlı’nın çözülüşüne çare arayan düşünce akımları doğar. Milliyetçilik hakim ve güçlü bir temadır. Dönemin neşriyatındaki dil ve üslup, fikirlerin ifade edilişindeki zenginlik ve bağlı kalınan idealler günümüzün bir hayli ilerisindedir. Ya da günümüzde bu dönem üzerine kaleme alınan fantastik tarih yazıları ve ‘tarihsel roman’lar zamanın ruhunu kavramaktan oldukça uzaktır. Halbuki basın aracılığıyla kamuoyunu şekillendiren anlayışın ilk defa hangi koşullar altında nasıl meydana geldiğini anlamak bugünkü kan kaybını öğrenmek açısından faydalı olabilir.

Modernleşme çabaları

İlk defa 2. Meşrutiyet döneminde Batı üzerinde ciddiyetle düşünülür. Önemli çeviriler yapılır. Özellikle toplumcu ve dayanışmacı felsefeler etkilidir. Latin alfabesi tartışılır, kadın hakları gündeme gelir, “tesettür” meselesinde bugün hangi kelimeler kullanılıyorsa o gün de benzer kelimeler kullanılır.

II. Abdülhamid

2. Meşrutiyetin yarattığı iyimser hava bir süre sonra kaybolacaktır. Devletin iyice zayıfladığı bir anda İttihad ve Terakki’nin baskıcı yönetimi boşluğu doldurur. Öyle ki çoğu çevrede eski günler aranır olur. (Otoriteyi simgeleyen “İttihadçı” tanımlaması bundan böyle unutulmayacak bir deyim olarak siyasal literatüre yerleşir.) Düşünce hayatı, eğitim, hukuk, siyaset ve basın tarihi açısından bu dönemin kendine özgü bir kimliği vardır. Dünyaya bakışın ilk kez ne zaman kökten bir değişime uğradığı sorusu yanıtlandığında ve 2. Meşrutiyetin bu renkli dili çözümlendiğinde Cumhuriyet’in daha sonraki modernleşme projeleri çok daha iyi anlaşılacaktır.

31 Mart Olayı (13 Nisan 1909)

Meşrutiyet karşıtları İstanbul’da bir isyan çıkarttılar. Bu isyana “31 Mart Olayı” denir.İsyanı Selanik’ten yola çıkan, kurmay başkanlığını Mustafa Kemal’in yaptığı Hareket Ordusu bastırmıştır.

2. Meşrutiyet dönemi Sonuçları:

●1876 Anayasası tekrar yürürlüğe girdi.

●Anayasa değişikliği ile padişahın meclisi kapatması zorlaştırılmıştır.

●İttihat ve Terakki bu ayaklanmadan II.Abdülhamit’i sorumlu tutarak onu tahttan indirmiş, yerine V. Mehmet Reşat padişah yapılmıştır.

●Karışıklıklardan yararlanmak isteyen Avrupalı devletler bazı yerleri işgal etti.

Yunanistan, Girit’i işgal etti (1908)

Avusturya-Macaristan,  Bosna-Hersek’i   işgal etti.

Bulgaristan, bağımsızlığını ilan etti.

●Bu dönemde ülkeyi İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetti. İttihatçılar yönetimde Türkçülük fikrine önem verdiler.

●Basına uygulanan sansür kaldırıldı.

Not: “31 Mart Olayı” Osmanlı tarihinde rejime yönelik ilk isyan hareketidir.

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.