Abdülhamid Han kimdir? » E-Kütüphane

Abdülhamid Han kimdir?


Sultan 2. Abdülhamid Han (1842-1918) 34. Osmanlı padişahıdır. 113. İslam Halifesidir. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Tirimüjgan Kadınefendi’dir. Küçük yaşta annesini kaybetti, Perestu Kadınefendi tarafından büyütüldü. Padişah, Perestu’yu valide sultan olarak benimsedi ve kendisine büyük hürmet gösterdi. 33 yıl saltanat koltuğunda oturmuştur. Sadece kendi ülkesinde değil, bütün İslam aleminde tabii ve sembol bir lider vasfına ulaşmış müstesna bir şahsiyettir. Halifelik unvanını onun kadar vurgulayan başka bir padişah yoktur. Hayatının başında tahta geçme ümidi pek olmayan bir şehzadeydi.

II. Abdülhamid

II.Abdülhamid’in Çocukları

2. Abdülhamid Hân’ın 12 eşinden 8’i erkek 9’u kız olmak üzere 17 çocuğu olmuştu. Bunlar ;

Erkek çocukları

Mehmet Selim Efendi – Bedr-i Felek Kadın Efendi’nin oğlu
Ahmet Nuri Efendi
Mehmed Abdülkadir Efendi
Mehmed Burhaneddin Efendi
Abdürrahim Hayri Efendi – Peyveste Hanımefendi’nin oğlu
Ahmed Nureddin Efendi
Mehmet Bedrettin Efendi
Mehmet Abid Efendi – Saliha Naciye Hanımefendi’nin oğlu

 

Kız çocukları

Ulviye Sultan
Zekiye Sultan
Naime Sultan
Naile Sultan
Şadiye Sultan
Ayşe Sultan
Refia Sultan
Hatice Sultan
Aliye Sultan – Bebekken ölmüştür.
Cemile Sultan – Bebekken ölmüştür.
Samiye Sultan
Saliha Sultan

2. Abdülhamid Hân’ın Hanımları

Nâzikedâ Başkadınefendi
Safi-Naz Nur-Efzun Kadınefendi
Bedrifelek Kadınefendi
Bîdar Kadınefendi
Dil-Pesend Kadınefendi
Mezîde Mestan Kadınefendi
Emsal-i Nur Kadınefendi
Müşfika Kadınefendi (Kayıhan/Kayısoy) Kadınefendi
Sazkâr Hanımefendi
Peyveste Hanımefendi
Fatma Pesend Hanımefendi
Saliha Naciye Hanımefendi
Dürdane Hanımefendi
Calibos Hanımefendi
Nazlı Yâr Hanımefendi

Tahta çıktığında dünyanın Osmanlı’ya bakışı nasıldı?

31 Ağustos 18 günü Abdülhamid tahta çıktığında 19. yüzyılın başından beri Avrupa’da sorulan klasik soru “Hastayı öldürülem mi, yoksa bırakalım eceliyle mi ölsün?” yeniden güçlü bir şekilde gündeme gelmiş bulunuyordu. Sadece diplomatlar değil, bütün kamuoyları da Türk’ün Avrupa’da bir fazlalık olduğu inancındaydı. Bir Avusturyalı’nın dediği gibi, Avrupa’da o dönem mitinglerinin tek sporu Türkiye’nin yok olacağı temasını işlemekti. Sorun, Osmanlı paylaşmasını bir Avrupa genel savaşı’na dönüştürmeden gerçekleştirebilmekti.

Yabancı çevreler Sultan Aziz‘i Murat‘ı hatta henüz delikanlılığa girmek üzere olan Yusuf İzzettin‘i iyi tanıyorlar ama Abdülhamid’i tanımıyorlardı. Daha doğrusu onunla hiç ilgilenmemişlerdi. Abdülhamid’in de onlara pek açık davrandığını söylenemez. Ayrıca Abdülaziz‘in düşüşünden beri gücün Babıali Paşaları’nın elinde bulunduğunu bilen yabancı çevreler, bunların onayıyla tahta geçirdiğini bildiklerinden fazla önemsemiyorlardı. Bu yüzden padişahlığı dışarıda fazla yankı yaratmadı. Hakkında az şey biliniyordu, bilinenler de çelişkiliydi.

Kaynak: Orhan Koloğlu – Avrupa Kıskacında Abdülhamid – 2016-01-01

Neden “Kızıl Sultan” dediler?

Sultan Abdülhamid Han, ermeni isyanlarını sert bastırdığı için Batı’da “Kızıl Sultan” olarak anılmıştır. Dönemin aydınları! ise istibdat(baskı) sansür ve hafiyelikten şikayetçiydi. Bir hafiyelik sistemi kurmuştu. Ayrıca Meclis-i Mebusan’ı hükümetin savaş politikalarına yönelik ağır eleştiriler üzerine meclisi 18 Şubat 1878’de kapatmıştır. Yabancı çevreler çamur atmak için bahane arıyorlardı, ermeni meselesi canlarını iyi sıkmış ve “Kızıl Sultan” lakabını takmışlardır.

Sultan İkinci Abdülhamid Hân aldığı tedbirlerle Devlet-i Aliyye’nin varlığı ve bekası yolunda çalışırken, düşmanın şerrinden kurtulamamiş ve Fransız tarihçisi Albert Vandal, Ermeni isyanlarını bastırmasını bilen Abdülhamid Hân’a kan dökücü manasına “Le Sultan Rouge” demiş, bizdeki gafiller de bir Hristiyanın Ermeni menfaatleri ugruna uydurdugu bu tâbiri “Kızıl Sultan”‘a çevirerek Abdülhamid Hân hakkında kullanmaktan utanmamışlardir!…

Kaynak: Mustafa Müftüoglu – 09/1996

Düşmanın kurtuluş reçetesi öldürmek içindir. Esaretin bir çeşidi de borçlandırmakdır.

 Abdülhamid nasıl tahttan indirildi?

24 Nisan günü İstanbul Hareket Ordusu tarafından işgal olundu. Başta Babıâli ve Beyoğlu bölgesindeki kışlalar olmak üzere, kanlı da olsa kısa süren direnişler dışında fazla bir direnme olmadı. Özellikle Yıldız’daki fırkaların direnmediği göze çarpıyor. İsyancılar başsızdılar ve direnmemeleri için birçok telkinlerde bulunulmuştu. Yıldız’da bizzat Abdülhamit binek taşına çıkarak direnilmemesi için kesin çağrıda bulundu. Direnen askerler, başlarına geleceklerin korkusuyla, umutsuzca direnmişlerdir.

Millî Meclis. 27 Nisan 1909 günü yeniden İstanbul’da toplanmış bulunuyordu. M. Şevkek’in iki gün önceki tarihi taşıyan bir yazısı, askeri harekâtın başarıyla bütünlenmiş bulunduğunu müjdeliyordu. Bu tahttan indirme konusunun görüşülmesi için bir işaret yerine geçiyordu. Şeyhülislam Mehmet Ziyaettin Efendi, isteksiz olduğu için ikna edildikten sonra Padişahın tahttan indirilmesi için fetva vermeyi kabul etti.

Meclisteki oylamada, isteksiz bazı mebuslar manevi baskı altına alınarak oybirliği ile tahttan indirme kararı çıktı. Gerekili olmadığı halde padişahlığı oylanan Veliahdın adı Mehmet Reşat‘tı ama yeni padişahın, İstanbul’u ilk kez fethetmiş olan II. Mehmet’e telmihen V. Mehmet olarak tahta geçmesi önerildi ve kabul edildi. Hattâ bir mebusa göre, bu ikinci fetih, bütün Osmanlı halklarının kalb birliği ile yapıldığı için, birincisinden daha değerliydi.

Böylece Abdülhamit’in, Kanuni’den sonra en uzun olan ve 33 yıla yaklaşan saltanatı son bulmuş oluyordu. Muhafız ve hizmetkârları tutuklanmış ya da kaçmış olduğu için, bir hayaletler sarayına dönüşen ve hattâ açlık sıkıntısı çekilen Yıldız Sarayı’nda, Abdulhamit acı haberi aldı. Bir de ordunun Meclisten bir isteği olmuştu. Abdülhamit’in İstanbul’da kalması sakıncalı olacağından Selanik’te ikamet ettirilmesi uygun görülüyordu. Meclis bu isteği de oybirliğiyle kabul etti. Daha sonra Divan-ı Harb-i Örfî Abdülhamit’i isyana katılmış olduğu gerekçesiyle muhakeme etmek istediyse de, Hüseyin Hilmi kabinesi bunu oybirliğiyle reddetti.

İlber Ortaylı’dan İkinci Abdülhamid Hakkında Bilgiler

27 Nisan 1909’da Osmanlıların zor zamanında tahta çıkan ve bugünkü Türkiye’nin dışında kalan imparatorluk topraklarında da hala takdir edilen hükümdar tahttan indirildi. Bu işlem ilginç bir biçimde İslam tarihinde ilk defa bir Millet Meclisi kararıyla olmaktadır. Gerçi bu Millet Meclisi’nin olağanüstü şartlarda Harekat Ordusu’nu karşılamak için Ayastefanus’ta toplandığı malum ama bazı Ayan azasının da katıldığı bu kurul bir Meclis-i Milli, Meclis-i Umumi sıfatını kazanmıştır. Hiç şüphesiz ki böyle günlerde alınan karalarda muhakeme değil, siyasi gösteri havası hakimdir.

Şu noktaya da işaret edelim; Padişah’a tahttan indirildiğini tebliğ eden heyette Müslim ve gayrimüslim temsilciler vardır. Bu durum, halife unvanlı bir devlet reisinin tahttan indirilmesindeki usul bakımından halen tartışılan bir noktadır. Bununla beraber, bütün Türk ve İslam tarihinde anayasal gelişmeler açısından da o derecede ilginçtir.

Padişah mütevazı yaşardı ve şatafatlı olmayan bir giyim takip ederdi, sade bir karyolada uyurdu.

Şehzade Abdülhamid Efendi taht sırasını beklemiyordu. Mali piyasaları takip ederdi. Tahta çıktığı zaman iflasını ilan etmiş bir imparatorlukta Düyun-u Umumiye kuruldu. Piyasa bilgileri Padişah’ın bu borçları idarede tedbir almasını sağlamıştır. Askeri harcamaların kısıldığı ve donanmanın çürüğe çıktığı bir gerçektir. Bu kaçınılmaz bir felaketti. Nitekim İstanbul’daki 1. Ordu hariç subay maaşlarının bile düzgün ödenemediği malum.

Hanedanın âdetine uyarak bütün şehzadeler gibi bir zanaat öğrendi; marangozluk. Değme ustalara taş çıkartacak derecede mükemmel ve yaratıcı bir marangozdu. Beylerbeyi Sarayı’ndaki yemek odası takımına, İstanbul Müftülüğü Şeriye Sicilleri (yani eski Şeyhülislamlık) arşivindeki dolaplara bakmak yeter.

Anadolu halkı demiryolu ve okulu Sultan Hamid devrinde tanıdı denebilir. Ürünler para etti, Rumeli göçmenleri yeni tarım metotları getirdiler, İstanbul dahi bolluk gördü.

İkinci Abdülhamid, kozmopolit, klasik bir imparatorluğun dünya üzerindeki son numunesi ve hükümdarıdır. Her din ve dile mensup tebaası tarafında sevilirdi. Hiç şüphesiz bu zümreler arasından çıkan milliyetçilerin de hiç tahamül edemediği kişiydi. Tarih bugün o devrin milliyetçilerinin kopardığı toz toprağın ardından da açık olarak gösteriyor ki; Ortadoğu ve Balkanlar, Hamidiye dönemindeki dinginliğe bir daha ulaşamamıştır.

Abdulhamid Han’a neden düşman oldular

Araştırmacı yazar Mustafa Armağan, Abdülhamid’i neden düşürmek istediklerini ve neden düşman oldukları hakkında bilgi verdi.

Düşman olmalarının başlıca 4 sebebi var;

Birincisi; Ermeni meselesinde Doğu Anadolu’da özerk bölge oluşturmak isteyenlerin amaçlarına ulaşamamaları.

İkincisi; Filistin’de bir Yahudi devleti kurma çabalarını engellemek istemesi.

Üçüncüsü; İngiltereyi petrol olan bölgelere sokmaması. Neticede 1. dünya savaşından sonra İngiltere amacına ulaştı ama Abdülhamid Osmanlı Devletinin paylaşımını pahalıya getirdi, postu kolay deldirmedi.

Dördüncüsü; Almanlar’a yanaştı! ama nasıl yanaştı? sermaye ihtiyacı olan Osmanlı’nın Almanlardan sermaye alması, Osmanlı’ya İngiltere gelecekse, Almanya gelsin politikası gibi bir denge politikası kurdu.

İki defa Alman Kralı II.Wilhelm Abdülhamid’in misafiri olarak Osmanlı’ya geliyor. Osmanlı Alman ittifakı yapmak istiyorlar. Abdulhamit kabul etmiyor, eğer ittifak yaparsak diğer devletleri karşıma alırım, eğer ittifak yaparsak senin güdümüne girmek zorunda kalırız diyor. Eskiden ben, İngilizlerin Abdülhamid’i düşürmeye çalıştığını bilirdim ama son araştırmalarımdan sonra Almanya’nın bunda daha çok söz sahibi olduğunu gördüm. Almanlar Abdülhamid’i aşıp Osmanlı’da söz sahibi olamıyorlar. Burada İngilizlerin rolünü hafifletmek için söylemiyorum.

Daha sonra Abdülhamid’e iftira atıyorlar, ülkeyi karıştırdığını ve Kuran’ı Kerim’i yaktığını iddia ediyorlar. Abdülhamid kendimi savunmak istiyorum mahkeme kurun diyor ama mahkeme kuramıyorlar. Hemen Abdülhamid’in ağzını kapatmak için Selanik’e gönderiyorlar ve orada köşkte tutuyorlar. Abdülhamid kendini savunmaya kalksa mutlaka herkesi ikna ederdi çünkü her şeyin iç yüzünü biliyordu.

Ha kendi evlatlarım, ha millet, farkı yoktur.

Sultan Abdülhamid için ne dediler?

Sultan Abdülhamid’in ardından tarihçi, devlet adamı ve yazarların söyledikleri…

Tarihte yaşadığı dönemde değeri anlaşılamayan liderlerin başında gelir Sultan Abdülhamid. İktidarı döneminde kendisine muhalefet eden bir çok isim, vefatından sonra pişmanlıklarını anlatan yazılar yazmış, konuşmalar yapmışlardır. Sultan Abdülhamid’in ölümünden sonra birçok kişi kendisini öven yazılar yazmıştır. İşte onlardan birkaçı…

Mustafa Kemal

Tecrübe göstermiştir ki, toprakları üstünde yaşayan insanların çoğunun ahvali meşkûk ve hudutları yalnız düşmanlarla çevrili bir büyük devlette Abdülhamid’in idare tarzı, azami müsamahadır. Hele bu idare, on dokuzuncu yüzyılın sonlarında tatbik edilmiş olursa…

Çakmak Dergisi

Yıllar boyunca en küçük mektep çocuklarından başlanarak en büyüklerimize ve bütün milletimize yapılan sistematik telkinlerle hain, cahil, kızıl ve kara Sultan olarak tanıtılan Abdülhamid Han’ın millet ve memleketimize yaptığı birçok iyi işler, zamanına göre yapılmış büyük hamleler ve bıraktığı eserler de bulunduğunu unutmamak lazımdır. (Sayı: 32-Ekim 1956)

Ali Rıza Alp

Abdülhamid’i kötülemek cehalettir.  (Tercüman, 19 Aralık 1965)

Necip Fazıl Kısakürek

Abdülhamid aleyhinde yalan tarih uydurulmuş sahte ilim imal edilmiş ve Galata kulesinin bostan kuyusu diye gösterilmesi tarzında tam zıddıyla teşhir edilmiş ve bütün bunlar onun Müslüman-Türk şahsiyeti ve şahsiyetçiliği yüzünden, bu iki oluşa düşman hiziplerce yapılmış dasitani bir kurbandır.  (Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar)

İbrahim Alaaddin Gövsa

Uzun saltanat yıllarını muhakeme ederken, şahsi kusurlarıyla birlikte zamanın şartlarını ve imkânlarını da göz önünde bulundurmak haklı olur. (Türk Meşhurları Ansiklopedisi)

Reşad Ekrem Koçu

Bugün tarihi bir hakikattir ki, İkinci Sultan Hamid küçük adam değildi ve asla kanlı bir hükümdar olmamıştı. Uzun saltanatının memleket ve millet üzerinde açtığı yaralar, İkinci Abdülhamid’in şahsi seyyiatı değil, herhangi bir istibdat idaresinin kaçınamayacağı kötülüklerdir. (Osman Gazi’den Atatürk’e)

İbrahim Alaaddin Gövsa

Uzun saltanat yıllarını muhakeme ederken, şahsi kusurlarıyla birlikte zamanın şartlarını ve imkânlarını da göz önünde bulundurmak haklı olur. (Türk Meşhurları Ansiklopedisi)

Reşad Ekrem Koçu

Bugün tarihi bir hakikattir ki, İkinci Sultan Hamid küçük adam değildi ve asla kanlı bir hükümdar olmamıştı. Uzun saltanatının memleket ve millet üzerinde açtığı yaralar, İkinci Abdülhamid’in şahsi seyyiatı değil, herhangi bir istibdat idaresinin kaçınamayacağı kötülüklerdir. (Osman Gazi’den Atatürk’e)

Çakmak Dergisi

Yıllar boyunca en küçük mektep çocuklarından başlanarak en büyüklerimize ve bütün milletimize yapılan sistematik telkinlerle hain, cahil, kızıl ve kara Sultan olarak tanıtılan Abdülhamid Han’ın millet ve memleketimize yaptığı birçok iyi işler, zamanına göre yapılmış büyük hamleler ve bıraktığı eserler de bulunduğunu unutmamak lazımdır. (Sayı: 32-Ekim 1956)

Kaynaklar:

Mustafa Müftüoğlu, Abdülhamid Kızıl Sultan Mı?, c.II, İstanbul, 1989.

Mehmet Akif Ersoy, Safahat, İstanbul, 2006.

Mustafa Armağan, Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı, İstanbul, 2007.

II. Abdülhamid

Abdulhamit Han’ın yaptığı yenilikler

1. Hindistan, Cava, Afganistan, Çin, Malezya, Endonezya, Açe, Zengibar, Orta Asya ve Japonya’ya elçiler ve din adamları gönderdi.

2. Dünyanın ilk dişçilik okulunu kurdu.

3. Paris’te İslam Külliyesi kurdu.

4. Çinlilere karşı Doğu Türkistan’a gönderdiği askeri yardım ile Orta Asya Müslümanlarını örgütledi.

5. Kudüs-Yafa, Ankara-İstanbul ve Hicaz demiryollarını yaptırdı.

6. Cami yaptırdığı her köye bir de okul açtı.

7. Modern matbaa makinelerini Türkiye’ye getirtti, ücretsiz kitap dağıttırdı, 6 bin kitabın çevrilmesini sağladı.

8. Beyazıt kütüphanesini kurup 10 bini el yazması olmak üzere tam 30 bin kitap bağışladı.

9. İlk defa elektriği ve gazı getirdi.

10. Ziraat Bankası’nı kurdu.

11. Dünyanın ilk torpido atan denizaltısını tamamen kendi parası ile yaptırdı.

12. Israrla yerli kumaş giydi, Hereke bez fabrikası ve Feshane’yi kurdu.

13. Mezuniyet törenlerinde öğrencilere hediye kitap gönderdi. Yoksul halkına kendi cebinden ödeyerek kömür dağıttı.

14. Yalova Termal kaplıcalarını kurdurdu.

15. Terkos’un sularını İstanbul’a taşıttı.

16. İlk modern eczanemizi açtırdı.

17. İlk otomobili getirdi ve 5 bin km karayolunu yaptırdı.

18. Dünyanın ilk metrolarından birini Karaköy-Taksim arasına yaptırdı, atlı ve elektrikli tramvaylar kurdu.

19. Arkeoloji müzeciliğini başlattı.

20. İlk kuduz hastanesini (İstanbul Darü’l-Kelb Tedavihanesi) açtırdı.

21. Teselya savaşı sürerken saraylı hanımlara askerler için çamaşır diktirdi, yaralı askerler için bizzat kendi eli ile koltuk değneği yaptı.

22. Midilli adasını eşi Fatma Pesend Hanım’ın şahsi mülkünden ısrarla verdiği para ile Fransızlardan geri aldı.

23. Yıldız Çini fabrikasını, Beykoz ve Kağıthane kağıt fabrikalarını kurdu.

24. Pekin’de Üniversite kurdurdu.

25. Toplu sünnet merasimleri yaptırıp her bir çocuğa çeyrek altın gönderdi ve bu yüzden yaz aylarında toplu sünnetlerin yaygınlaşmasını sağladı.

26. Kendi el emeği ile kazandığı ve biriktirdiği parasından bir kısmını her sene borç yüzünden hapse düşenleri kurtarmaya tahsis etti.

27. Her yıl 30 bin saksı satın alıp çiçek ektirdi.

28. İzmir limanına izinsiz giremeye kalkan ABD savaş gemisini top ateşine tutturdu.

29. Kendi elleri ile yaptığı marangozluk eşyalarını özellikle gazilere hediye ederdi.

30. Kendisine yapılan bombalı suikasti düzenlemesine rağmen Ermeni katili affedip Avrupa’da hafiyelik yapmaya gönderdi.

31. Daha sonra Çanakkale Savaşı’nda kurtarıcımız olacak topları yaptırdı.

32. Sadece Anadolu’da 14 bin ilkokul açtı.

33. Telefonu Avrupa ile birlikte ülkemize getirtti.

34. Peygamberimize, dinimize veya Osmanlı’ya hakaret içeren oyunları Fransa, İngiltere, Roma ve ABD’den kaldırttı.

Sultan II. Abdülhamid’in Vefatı (1918)

Sultan II.Abdülhamid 33 yıl hükümdarlık yapmış ve izlediği siyaset ile sömürgecileri oldukça rahatsız etmişti. II.Meşrutiyetin ilanından sonra çıkan 31 Mart olayı gerekçe gösterilerek tahttan indirilmişti. Balkan Savaşlarına kadar Selanik’te Alatini köşkünde gözaltında tutulmuş Selanik’in kaybedilme tehlikesi üzerine İstanbul’a getirilmişti. I.Dünya savaşının sonunu görmeden 10 Şubat 1918’de İstanbul’da vefat etti. Cenazede bulunan Talat Paşa’nın bile gözyaşı dökerek onun değerini anlamadıklarını itiraf ettiği söylenir. Kabrinin Bulunduğu Yer: İstanbul (Divanyolu, II.Mahmud Türbesi)

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.