Ankara Caddesi Tarihçesi


Ankara Caddesi Tarihçesi Eminönü’nde, Hocapaşa-Hobyar mahallelerinde, Sirkeci feribot iskelesi ile Vilayet Konağı arasında uzanan caddedir. Bu cadde üzerinde Sirkeci’de, Sirkeci Garı, sağ ve solda genellikle kitapçı ve kırtasiyeci dükkanları, Naili Mescid ve yanında Vilayet Konağı bulunmaktadır. Divanyolu’na kadar devam eden kısmı ise Babıali Caddesidir.Caddenin kitapçılarla dolu iki yanı, eski kitabevlerinin bulunduğu yerlerle birlikte şu şekildedir:

Caddede yokuşu çıkarken sağ kolda ve postahaneye dönen Şehinşah Pehlevi Caddesi köşesinde eski kitab evlerinden biri ikbal Kitabevi (1900), yanında kırtasiyeci (eskiden sıra ile ahmed Halid, inkilap, Yeni Zaman ve Çığır kitabevleri burada idi), tütüncü (eski İrfan Kitabevi), Semih Lütfi Kitab evi (1906 yılında Bayezid’de kuruldu, sonradan buraya tasındı), gözlükçü (eskiden Kasbar Kütüphanesi idi), sağa dönen Aşir Efendi Caddesi, köşede kırtasiyeci (eskiden Tefeyyüz Kütüphanesi idi), kırtasiyeci (eskiden Şafak Kitabevi idi), Kanaat Kitabevi (eskiden beri), kapalı bir dükkan (eskiden Gayret Kitabevi idi), sıra ile Agah Sabri, Yeni Şark Kütüphanelerinin yerleri, mühürcü, bir dükkan (sıra ile Cudi, Suhulet, Akşam, 1935 yılında taşman Ahmed Halid Kitabevleri burada idi), dükkan (sıra ile Kanaat ve Semih Lütfi Kitabevleri burada idi), sıra ile dükkanları,birçok matbaaların zamanında yer aldığı Reşid Efendi Han’ı, cildevi, afitab Kırtasiyecisi (1892 yılında Bayezid’de kuruldu.

Eskiden burası 7 Gün Kütüphanesi, Avni İnsel Kitabevi idi), Vakit,Haber, En Son Dakika gazetelerinin bulunduğu Vakit Yurdu (eskiden İbrahim Hilmi Kütüphanesi burada kurulmuştu) yanyana Cumhuriyet, Şark ve Maarif Kitabevleri (Milli Eğitim Bakanlığı yayınları satış yeri 1979 yılına kadar burada idi), Memduh Aygün Kırtasiyecisi (eskiden Asar-ı İlmiye Kütüphanesi idi), sıra ile dükkanlar, (Cumhuriyet ve Zaman Kitabevleri burada idi), inkilap Aka Kitabevi, Remzi Kitabevi (1926 yılında Ümit Kütüphanesi adı ile Bayezid’de kuruldu.

Cemiyet Kütüphanesi’nin bulunan bu yere 1930 yılında taşındı), İstanbul Kitabevi, Arif B olat (sıra ile İtimat, Suhulet ve Asar-ı islamiye Kitabevleri burada idi), Kırtasiyeci (İbrahim Hilmi Kitab evi’nin kırtasiye bölümü, Akay Kitabevi sıra ile burada idi), Cağaloğlu Yokuşu başında Mor İpek Kırtasiyecisi (eskiden yerinde ahşap bir konak vardı, altında sıra ile İbrahim Hilmi, Arakel ve Maarif Kitabevleri bulunuyordu), diğer kitabevleri Akba ve Bateş Kitabevleri, Vilayet Konağı karşısına kadar bulunmaktadır.

Yine Vilayet Konağı’na soldan çıkarken Semih Lütfi Kitabevi karşısında Tan Matbaası ve gazetesi vardı. Eskiden Mihran Efendi’nin gazetesi burada çıkardı. 6 Ocak 1955 tarihindeki bir patlamada harap olmuştu.

Sola dönen Ebussuud Caddesi’ne kadar Üniversite Kitabevi (eskiden Etiman Kitabevi idi), köfteci ve berber dükkanları vardı.

Ebussuud Caddesi’nin karşı köşesinde Meserret Oteli ve altında pastahanesi (eskiden Meserret Kıraathanesi idi), Türkiye Eczanesi (eskiden beri), kırtasiyeciler (eskiden Yeni Türkiye Basımevi idi), hanlar, (eskiden Maarif Kitabevi, Güven Cildevi, Cemal Azmi Soydaner Basımevleri, Barba Yani Lokantası, Tasvir ve Varlık Yayınevleri, Mehmet Faruk Gürtunca’nın Ülkü Yayınevi, 1943 yılında Halk Kitabevi’nin yerine gelen Ölmez Eserler Yayın evi, 1892 yılında kurulup 1924 yılında buraya taşman Cihan Kütüphanesi burada idi, Arkın Kitabevi, dükkanlar (İbrahim Hilmi Kitabevi 1896 yılında kurulup buraya 1930 yılında taşınmıştı), Anadolu Ajansı(1933).

Burhaneddin Matbaası (1928), Anda Dağıtım, dükkan ve hanlar (Ahmed Cevdet Bey’in İkdam Yurdu, Akşam Gazetesi, Tahsin Demiray’a ait Türkiye Yayınevi bu sırada idiler). Naili Mescid (Babıali Camii, Vilayet Camii) ve Vilayet Konağı bulunmaktadır.

Ankara Caddesi yakın zamana kadar İstanbul’un en renkli, en hareketli bir yeriydi. Henüz canlılığını sürdürmesine rağmen eski özelliklerini kısmen yitirmiş olan bu cadde 1930-35’lerin gazetecilerine göre her malın bir çarşısı-pazarı olduğu gibi yazı denen nesnenin piyasası da ezelden beri “Ba-bıali”, yani “Ankara Caddesi” ydi.

Burası eli kalem tutan bahtsızın ömründe bir değil, yılda binbir defa ziyaret ettiği o garib Kabe’dir ki, kara örtüsüne, kara sevdasına tutulanların dudak izleri yerine, Tanrı’nın günü sıka sıka posasını çıkardıkları beyinlerinin solgun gölgesi titrerdi. Ve burada öyle bir hava eserdi ki, bir kere onu ciğerlerinden geçirmek gafletine düşenler, serden geçerler ama ondan geçemezler, bile bile zehirlenen afyonkeşler gibi onsuz edemezlerdi. Gün olur küserler, fakat nereye gitseler, yine dönüp dolaşıp gelecekleri yer “Ankara Caddesi” olurdu. Bütün ünlüler bu caddeden akar giderlerdi. Ahmed Samimler, Ahmed Rasimler, Ahmed İhsan ve Ahmed Midhatlar, Hüseyin Cahitler, Serteller, Cemler, Cemal Nadirler hep bu caddeyi arşınlayan kişilerdi.

Ne isteniyor? Roman mı, hikaye mi, fıkra mı, makale mi?..
Yoksa fotoğraf, resim, karikatür mü?
Kağıt mı, renk mi? Hepsi Ankara Caddesi’ndey di.

Gazetecilerin, hikaye, şiir ve roman yazarlarının ünlü randevu yeri “Meserret Kıraathanesi” adeta bir sanat mahfeliydi. Kapılarının önünde müşteri bekliyerek hava alan kitapçılardan bazıları ünlü bir yazar ile tatlı bir tartışmaya girerlerdi. Okuyucularına hergün kafalarının, kalplerinin, ruhlarının hayallerinin en körpe yemişlerini taze taze verenleri hep “Ankara Caddesi’ nde görmek mümkündü.

Akşam sahiplerinden Kazım Şinasi genellikle Ercümend Ekrem’le birlikte sabahın erken saatlerinde bu yokuşu tırmanırdı. Her ikisi de şen ve neşeliydiler. Ününü tarihe borçlu olan Ahmed Refik ve dudaklarının arasından hiç düşmeyen sigarasının dumanını savura savura, elinde çantası Mahmud Yesari, bıkmadan, usanmadan bu yokuşu hiç bir gün aksatmadan tırmanırdı.

Bu cadde, sakinleri için bir sokak değildi. Bu öyle çatısız bir meskendi ki, sağlı sollu kapılardan hep tamdık sesleri gelirdi. Bir yüzü Ankara Caddesi’ne, bir yüzü Ebussuud Caddesi’ne bakan “Meserret Kıraathanesi” nin önünde veya içinde Necip Fazıl, Peyami Safa,Nizameddin Nazif, Sadri Ertem, Osman Cemal Kaygılı gibi pek çok ünlüyü sık sık görmek mümkündü.

Sait Faik Abasıyanık, Fikret Adil, Ertuğrul Şevket, Salah Birsel, Münir Süleyman Çapanoğlu, Ahmed Kudsi ve Orhan Kemal gibi yazarlar da bu kıraathanenin devamlı müşterilerindendi.

Modern karikatürün babası sayılan Cemal Nadir, hiç aksatmadan her gün Ankara yokuşunu tırmanır, bazen dakikalarca kitapçı veya kırtasiyeci vitrinlerine bakarak, kimbilir hangi şen kıyıda yarının konusunu avlamaya çalışırdı. Ömer Rıza ise, avare yolcular gibi gözleri yerde “Ankara Caddesi” nde yürürdü. Önceleri “Son Posta” sonraları “Tan” gazetesinin sahibi olan Halil Lütfi Dördüncü ve Köroğlu gazetesi sahibi Burhan Cahid Morkaya sdeta ayarlanmış saat gibiydiler. Ankara Caddesi’ndeki matbaalarına hiç şaşırmaksızın her zaman aynı saatte gelirlerdi.

Ressam Münif Fehim de, tıpkı Cemal Nadir gibi vefakar yarı yüklü çantası elinde, camekanları seyrede seyrede, yorgunluğunu avutur ve birden çevik bir hareketle karşıya geçerek Yedi gün matbaasına girerdi.

Va-Nu bir çelebi edasıyla sağını solunu selamlayarak Ankara Çaddesi’ni tırmanır, Hakkı Tarık’la, kardeşi Asım bir çift gözlük gibi “Kurun’’ un kapısından (Vakit Yurdu) içeri girerlerdi, İşinin ışığı, yorulmak, bezmek, usanmak, üşenmek bilmeyen gözlerinden sezilen İbrahim Alaeddin ve bu yokuşu “Bizim Cadde” diye adlandıran Nizameddin Nazif her adımda bir karşılaştıkları dostlarıyla sohbet etmekten kendilerini alamazlardı.
İstanbul’un Bayezid Meydanından sonra olayların en fazla geçtiği yer de Ankara Caddesi’ydi.

31 Mart Vak’ası sırasında, Meşrutiyet ve Mütareke döneminde bu caddede pek çok kanlı olaylar oldu. Babıali Baskını, Hidiv Abbas Hilmi Paşa’ya düzenlenen suikast, Yakup Cemil’in Meserret Oteli’nde tutuklanması, Balkan Harbi’nden önce Darülfünun gençlerinin “Harp isteriz” diye Ankara Caddesi’nde yürümeleri ve vilayet önünde toplanmaları, asker kaydına başlanınca kaçmaları bu olaylardan önemli olanlarıdır. Cumhuriyet döneminde de bu caddede olaylar eksik olmadı. Bunlardan en büyük iz bırakanı “Tan Hadisesi” adı ile geçen gençlik hareketidir.

Bu olay, 1945 yılında Sabiha Sertel’in Tan Gazetesi’nde faşizm tehlikesi üzerine yazdığı makalelere diğer gazetelerdeki başyazarların gösterdikleri tepki sonucu doğdu. “Türkiye’de Faşist Yoktur” başlıklı yazısıyla Sabiha Sertel’e sert bir karşılık veren Akşam Gazetesi’nden bir gün sonra tartışmaya Hüseyin Cahit Yalçın da Tanin’deki yazılarıyla katıldı.Yalçın “Faşist” kelimesi. Moskova için kendilerine muhalif olan kimse anlamına geliyor diyerek, Sertelleri Rus uşaklığı ve Bolşevik propagandası yapmakla suçladı.

Bu tartışmalara daha sonra Tasvir başyazarı Velid Ebuzziya, Vatan başyazarı Ahmed Emin, Ulus başyazarı Falih Rıfkı Atay da katıldı.

7 Kasım 1945 günü Tan gazetesinde Sabiha Sertel’in “Zincirli Hürriyet” başlıklı başyazısı tartışmayı en doruk noktaya ulaştırdı. Hüseyin Cahit’in Tanin’de buna karşılık olarak yazdığı “Kalkın!… Ey Ehli Vatan!… Mücadele Başlıyor” yazısı bütün üniversite gençliğini harekete geçirmeye yetti.

4 Aralık 1945 Salı sabahı, gençlik Bayezid Meydanı’ndan Ankara Caddesi’ne doğru yürüyüşe geçti. Cağaloğlu Yokuşu’nun başında bulunan A.B.C Kitabevi sol yayınlarla ilgili kitaplar sattığı için vitrini kırıldı. Sonra “Kahrolsun Komünizm, Kahrolsun Serteller. Yaşasın Cumhuriyet” sesleriyle Tan gazetesine doğru yürünüldü. Matbaadan içeri giren gençler tarafından gazetenin linotip dizgi makinası kırıldı, parçalandı, gazetenin kağıt bobinleri sokaklara atıldı.

Ankara Caddesi olaylarından biri de Vala Nureddin’e Şevket Mocan’ın silah çekmesidir.


E-posta hesabınız yayımlanmayacak.