Ateizm nedir?


Ateizm’in sözcük olarak kaynağı, Yunanda baş tanrı Zeus’u düşüncesizce bir and içmeye yönelterek Heraklesin Mykenai yöneticisi Eurystheus’un boyunduruğu altına girmesine yol açarak Olympos’tan kovulan, yer yüzünde hem tanrıları hem de insanları kışkırtıcı ve yıkıcı eylemlere yönelten, bir iblis ve şeytan gibi yaşadığına inanılan dişi varlık Ate‘nin adına dayanır.

Sözlük anlamı Tanrıya ya da dinsel varlıkları kabul eden metafiziksel inançları eleştiren ve yadsıyan, Tanrısal varlığın gerçekliğini öne süren ve tanıtmaya çalışan (Teizm) in karşıtı görüş olarak tanımlanır. Tanrı’nın var olup olmadığı sorusunu karşılıksız bırakan bir temele dayalı agnostizim den de ayrılır.

Ateistlere göre, Tanrı’nın var olmadığı kesin doğrudur. Eski Yunanda Demokritos, Epikuros materyalist görüşleri bağlamında ateizmi savundular. 19. yüzyıl ateizmin en çok öncü ve revaçta olduğu bir dönemdir. Başta Karl Marx olmak üzere bir çok materyalist bu görüşü dile getirdiler. Tinselliğin metafizik yönüyle savaştılar. Machiavelli ( 16.yy.) ünlü Prens kitabında siyasetin törelerden ve dinden bağımsız olması gerektiğini savunarak ateizme, politik düzeyde katkılarda bulundu. Özellikle 18.yy. da Rene Descartes’in mekanik evren anlayışıyla, İngiliz deneyselliğini birleştiren Fransız Ansiklopedistleri aşamasında tutunan ateizime, ateist olmayan deneyi ve us ilkelerini savunan Kant ve D.Hume’un doğal din bilimini çürüten görüşleri büyük etki yaptı.

Tanrı salt bir inanç sorunu haline getirildi. Ateizm, çok sayıdaki felsefe sistemlerine kök saldı. 19. yüzyılın önemli ateistlerinden Ludwig Feuerbach Tanrı’nın insan ilkelerinin yansıması olduğu görüşünü ortaya attı. Ona  göre Tanrı’yı yadsımak insan özgürlüğünü onaylamaktı. Tanrı’nın yanlızca bir yansıma olduğunu sergilemek, insanı kendi kendini gerçekleştirmeye götürecek, böylece özgürleştirecekti.

 

Temelde din insana indirgenmeliydi. Bu noktadan itibaren karşımıza K. Marx çıkar, ona göre, din afyondur. Dinin toplumsal ve ekonomik düzeni yansıttığı, insanı kendi emeğinin ürününe, kendi gerçek benliğine kavuşturmadığı gibi onu kendi kendine yabancılaştınnıştır da. Dini “ezilenlerin iç çekişi taş yürekli bir dünyanın yüreği ve ruhsuz bir ortamın ruhudur” şeklinde tanımlayan K. Marx dinin er geç bir gün yok olacağını öne sürer. Ateizmi, toplumbilim ve siyasal iktisat kurumları kavramlarıyla açıklayıp anlatır.

Tipik bir agnostik olan Charles Darwin, Türlerin Kökenleri adlı ünlü yapıtında Musevilikle Hiristiyanlığı yaratıcı-Tanrı kavramına, doğa tarihinin bilimsel bir kuramını geliştirerek karşı çıkar. Sigmund Freud, dini ilkel insan toplulukları bağlamında ele alır. Freud’a göre, Tanrı inancını, umarsız insanın, çocukluk durumuna geri dönerek, koruyucu bir baba figürünü doğada aramasıdır. Çağdaş ateizm varoluşcu bir tutum sergiler. Friedrich Nietzsche, (Tanrı’nın ölümü) nün ve bunun sonucunda da tüm geleneksel değerlerin yıkılışının açık sözcüsü kesilir. Zerdust böyle dedi adlı ünlü yapıtının bir çok yerinde bu görüşlerini dile getirir. Ona göre, dine karşı savunulacak tek insanca tepki olarak doğan nihilizimdir.

Tanrı olmadığına göre yaşamın amacı ve anlamı soruları yanıtsız bırakılamaz. Tanrının ölümü insanı özgür kılar, o artık Tanrısız yaşayacak, kendini, özünü Tanrısız oluşturacaktır, üstün insan böylece doğacaktır. 20.yüzyılda Jean Paul Sartre, Betrant Russel Albert Camus gibi düşünürler ve bir çok romancı, öykücü, oyun yazarı aydınlar, insanın evrende tek başına bulunduğu ve kendi değerlerini kabul etmenin kaçınılmaz sonucu Tanrıyı yadsımaktır. Tanrı varlığı, insan özgürlüğünü, kendi değerlerini yaratma hakkını hep tehdit etmiştir ve etmektedir de. Mantıksal olguculuk diye adlandırılan felsefe okulu da çağdaş ateizmi savunur. Bu akım Tanrı’nın varlığını olumlayan ya da yadsıyan önermelerin saçma ve anlamsız olduğunu öne sürer. Bu deneysel bilgi kuramı, anlamak bilginin yanlızca deney ve gözlemden elde edilebileceğini savunan Hume, Thomas Huıdey, John Stuart Mili gibi düşünürlere uzanır. A.J. Ayer, Dil Hakikat ve Mantık adlı yapıtında Ateizm ve agnostizm gibi ateizmin de gerçek bir sav olmadığını, çünkü doğrulanamayan bir tanrı üzerine söz söylemenin anlamsız olduğunu savunur.

Aslında olgucular, Tanrı’nın varolmadığının kanıtlanabileceğini öne sürmek anlamında değil, Tanrı kavramım tartışmanın olanaksızlığını savunmak anlamında ateistirler. Bütün bunlara karşı 20. Yüzyıl ortalarında, Paul Tillich, Kari Barth, Rudolf Bultman gibi Hiristiyan teologlar, metafizik Tanrının yok edilmesinin, insanın mutlak iman yoluyla, yaşayan Tanrıyla yüz yüze gelmesini olanaklı kılacağını savunmaktadırlar.

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.