Ayakkabı hakkında bilgi


Bilinen en eski ayakkabı İO 2000 yılına tarihlenen ve Mısır’da bulunan örülmüş papirüsten yapılma sandaldır.

Eski Yuhanlılar ve Romalılar çeşitli biçimlerde bağlanan sandallar giyiyorlardı ve bugünün ayakkabısıyla sandal arası giyimi kanlılardan öğrenmişlerdi. Ayakkabıcı loncası İO 200 yılında Roma’da kuruldu ve ayakkabı modasıyla sol ve sağ ayakkabı yapımı bundan sonra başladı.

Ayakkabıda ölçü standartı I. Edward döneminde 1305’te başladı. Belki bunda 13. yüzyılda İngiltere’de moda olan ‘poulaine’ veya ‘comadu’ denilen ayakkabının da etkisi olmuştur. Bu ayakkabıların ucu uzatılarak dik durması için içi dolduruluyor veya bağlanıyordu. 30 santime kadar uzatılan bu bölümler bazen açıkça penis biçiminde yapılıyordu. Kilise ve yöneticilerin bu modayla mücadelesi sonunda, avamın en fazla 15 santim ve soyluların biraz daha uzun ‘boynuzlu’ ayakkabı giyebilecekleri hükme bağlanmıştı.

 

Rönesans’la uzun topuk ve sivri burunlu ayakkabılar ilk kez moda oldu. Yüksek topuklu ayakkabıları önce erkekler giydi, zaten bu dönemde kadın ayakkabıları uzun eteklerin altında görünmediğinden henüz moda konusu değildi. Güneş Kral XIV. Louis döneminde erkek ve kadın ayakkabılarının topukları iyice uzadı. Zamanla erkek topukları küçülürken, kadın topuklan uzayıp inceldi. Kadın ayakkabısının topuğu modaya göre yükselip alçaldı. Latince stilus kökünden gelen İtalyanca stilo (hançer), 1950’lerin sivri ve yüksek topuklarına stiletto biçimiyle ad oldu.

Roma’da giyilebilecek ayakkabı renkleri kurala bağlanmıştı, imparator Helioga- balos (İS 204-222) yüksek mevki sahibi kadınlar dışında pahalı ayakkabı giymeyi yasakladığı gibi, Aurelianus da (270-275) erkeklere kırmızı, beyaz, sarı, yeşil ayakkabıyı yasaklamıştı. Osmanlı İmparatorluğu’nda da ayakkabı renkleri kurallara bağlanmış,

Müslümanların ve her millet, yani din/ mezhepten insanın ne renk giyebileceği belirlenmiştir. Müslümanların ayakkabıları sarı, Ermenilerin başlık ve ayakkabıları kırmızı, Rumların siyah, Yahudilerin mavidir.

Ayakkabı, ‘demir asa demir çarık’ deyiminin ifade ettiği gibi, statü gösterir, simgesel nitelik de taşır. On Asya’ya benzer biçimde, demir ayak’ kabı Çin efsanelerine kadar uzanır. Çin’de ayakkabı uyum ve denge simgesidir ve oğul sahibi olma dileğini de ifade eder. Eskiden mahkemelerde kocasının cinsel iktidarsızlığı nedeniyle boşanmak isteyen kadınların, hâkimlere bu durumu anlatmak için ayakkabılannı çıkarmaları da Çin simgeselliği ile benzeşiyor.

Osmanlı esnaf örgütlenmesinde çizme, edik, terlik ve mestçiler ayrıştığı gibi pabuç ve başmakçı esnafı da ayrı ayrı örgütlenmiştir. Başmak deriden yapılmış üstü açık ayakkabı türüyken sonra pabuç anlamında kullanılır olmuştur. Pabuç Farsça pa (ayak) ve puş (örten) sözcüklerinden gelir. Evliya Çelebi başmak, pabuç, çizme ve attar esnafının hepsinin pirinin Muhammed bin Ekber-i Yemenî olduğunu, İmam-ı Azam’ın başmakçıları pabuççulardan ayırdığını yazar. 1579 yılında “…başmakçılar çarşısıyla çizmeciler ve pabuççular çarşısı başka başka olup biri birinin sanatlarına karışmayıb, her taife sanatlu sanatın işlerken, sonradan saray pabucu deyû bir pabuç ihdas olunmağla çizmeciler ve başmakçılar dahi işleyib sefer-i hümâyûn için orduca lazım oldukda bu pabuççular saray pabucu için orducu vermeziz deyü” direnmeleriyle İstanbul kadısına, başmakçılarla çizmecilerin pabuççuların işlerine karışmamasını sağlaması için emir verilmiştir (Ahmet Refik Altınay, Onuncu Asr-ı Hicride İstanbul Hayatı). Ayakkabı esnafının bu kadar uzmanlaştığı Osmanlı döneminde çarık, çapula, yemeni, fotin kundura, kamerçin gibi, bölgelere ve toplumsal statüye bağlı olarak birçok ayakkabı çeşidi tüketilmektedir.

Çarık insanların kendi üretimi, çapula Doğu Karadeniz’e özgü çarık biçimidir. Yemeni geleneğe göre, Evliya Çelebi’nin verdiği bilgiye uygun biçimde, Yemenî Ekber adlı bir usta tarafından Yemen’den getirilmiştir. Önce Güneydoğu’da yayılan ve özellikle Antep’te kırk yıl öncesine kadar varlığını sürdüren iki yüzün üstünde imalathaneyle bütün Anadolu’nun çarşı işi ayakkabısı olmuştur. Yemeninin alt derisi manda, yüz derisi keçi, kenarı oğlak, iç yüzü koyun, iç tabanı sığır derisinden yapılır, çirişle yapışı ı rılarak balmumuna batırılmış pamuk ipliğiyle çapraz dikilir.

Mest lapçin, konçları uzun ve bağlı kaloş potini çamurdan koruyan yarım kunduradır; mest lastik yaygınlaşınca bırakılmıştır. Galoş İspanyolca ahşap ayakkabının adıdır; Fransızca galoche, Almanca Galoschc, İııgi lizce galosh, son dönem Latincesi calopedia, Eski Yunanca kalopous, ayakka bıcının ayakkabı kalıbı anlamında kalon (ahşap) ve pous — podos (ayak) sözcüklerinden gelir. Eskiden Osmanlı dahil bütün Avrupa’da yağmur çamura karşı ayakkabıyla giyilen nalındı, bugün hastane ve kreşlere girilir- ken takılan naylon koruyucu olarak yaşıyor.

İskarpin (Fransızca escarpin) 1918’de kullanılmaya başlandı, önce ‘avam’ yemenisini andırdığından yadırgandı ise de, Reşat Ekrem Koçu’nun verdiği bilgiye göre Anadolu hareketinin yaygınlaşmasıyla iskarpin de tutundu.

Rugan ayakkabı adını Farsça revgan (parlak deri) sözcüğünden aldığı gibi, süet de Fransızca peau de Suede tamlamasının İsveç anlamına gelen ‘Suide’ kısmıdır; İsveç derisi yüzü ince havlı deri türüdür, ikinci Dünya Savaşı sonrasında bütün dünyada yaygınlaşan mokasen Kızılderili ayakkabısı, tatil yerlerinde bir dönem yaygınlaşan, altı örgü ipten yapılmış espadril ise İspanyol köylü ayakkabısıdır.

1892’de Ingiltere’de seri üretim yapan makinelerle ilk ayakkabı şirketi kuruldu. Dikiş makinesi ayakkabı sanayiine ilk ivmeyi kazandıran buluş oldu. Ama dünya ayakkabı modasının merkezi İtalya’dır.

Fatih döneminde Beykoz’da başlayan ayakkabı üretimi III. Selim zamanında 1805’te bir özel değirmenin devlet tarafından satın alınması ve suyunun Kâğıthane’ye verilerek yörenin dericilik bölgesi haline getirilmesiyle sürdürüldü. II. Mahmud Hamza Bey’den 1810’da Beykoz deresi debbağhanesini satın aldı, 1816’da debbağhane fabrikaya dönüştü. 1872’de iki buhar kazanı, 40 beygir gücünde bir buhar makinesi getirtildi. I884’de günde 250-300 çift kundura üreten fabrika, 1912’de günde 1000 tabaka deri, 4000 asker postalı üretiyordu. 1925’te sivilleştirilen fabrika 1933’te Sümerbank’a devredildi. 8 Aralık 1930’da Umum Ayakkabıcı Sanatkârlar Cemiyeti’nin düzenlediği ayakkabı sergisini gezen Atatürk’ün sözleri bu yıllardaki ayakkabı piyasası hakkında fikir verecektir: “Kunduracılar Sergisi’nde gördüğüm her türlü ayakkabılar, sanatkârlarının çok ilerlemiş olduklarını isbat eden eserlerdir. Vatandaşlarıma yerli ayakkabılara rağbet göstermelerini tavsiye ederim. Yerli ayakkabıları hariçten gelmiş göstererek fazla satış yapmak hevesine düşenler bulunduğunu söyleyenler oldu. Eğer bu doğru ise çok teessüfe şayandır.”

1950’li yıllarda dar gelirli kesimlerde ve özellikle köylerde kara lastik dönemi başladı. Şehirli çocuklar yazlık olarak renkli ve desenli, tokalı lastikler kullanırken, köylüler büyük küçük, yaz kış kara lastik giymeye başlamışlardı. Yazlık ayakkabı türü olarak ‘sandaletlerin giyilmesine, 1908’den itibaren önce erkek çocuklarla başlandı, sonra kız çocuk ve nihayet büyükler tarafından giyilmesi olağanlaştı. Lastik veya kara lastik ayakkabıların da biçim olarak sandaleti taklit eden yazlık modelleri vardı.

Yazlık olarak bu ayakkabıların giyilmesi, 1960’larm sonlarından itibaren ‘beden’ dersi ayakkabılarının günlük kullanıma girmesine kadar devam etti.

Türklerin eve girerken feslerini çıkarmamalan ile Batılılann ayakkabılarını çıkarmamaları, birbirlerinin tersi davranışlar olarak dikkat çekerdi. Fesin kalkması ile baştaki ayrım yok oldu ama misafir de olsa ayakkabıyla bir eve girmek halen evi mundar edecek bir davranış olmayı sürdürüyor.

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.