Çayı kim buldu? çay hakkında bilgiler


Çin geleneklerine göre çay İO 2737 yılında imparator Şen Nong’un kaynayan suyuna kazayla çay yaprağı düşmesiyle içilmeye başlanmıştır. Çincede çaydan ilk söz eden kitap İS 350 yılına aittir. Mandarince ç’a Türkçe, Yunanca, Portekizce, Farsça, Japonca, Hintçe ve Rusçada kullanılırken, Fuh-kien diyalektinden gelen t’e İtalyanca, İngilizce ve diğer Batı dillerine geçmiştir. Ancak 1671 tarihli bir sözlükte görüldüğü gibi İngilizcede cha biçimi de kullanılmış, tea biçimi sonradan standartlaşmıştır.

Çayı Çin’den alan ve çay içmeyi ritüelleştiren Japonların geleneğinde ise çay 519 yılında keşiş Darma’yla başlar. Münzevi yaşam süren, yapraklarla beslenen Darma uykudan kaçmaktadır, fakat bir gün uykuya yenik düşünce gözkapaklarını keser atar ve işte gözkapaklanndan çay biter ve keşiş bu bitkinin yapraklarını yeyince uykusunun açıldığını görür.

Arap ve Avrupalı seyyahların kitaplarında çaydan söz edilmez. 851 yılında Arap kaynaklarında Çin imparatorunun vergi aldığı, üstüne sıcak su dökülüp içilen acı ot sakh olarak geçer. 1545’de Marko Polo’nun kitabına giriş yazan Ramusio’nun ölümünden sonra yayımlanan Navigaüoni e Viaggi
adlı eserinde Çin’e giden İranlı Hacı Muhammed’den Venedik’te clıiai- catai (çay-ı Kıtayi, Çin çayı) içildiğini duyduğunu, Arap tüccarın İran ve Avrupa’da bu bitki bilinse insanların ravent içmeyi bırakacaklarını söyle- diğini nakleder.

Çay Venedik’e 1559, İngiltere’ye 1598, Portekiz’e 1600 yılında gelmiş, Hollandalılar ilk çayı 1610’da görmüşlerdir. 1637’de düzenli çay ithalatı başlar, Londra’da ilk gazete ilanı 1658’de görülmüştür, “bütün hekimlerce onaylanan Çin içeceği” Borsa binasının yanındaki “Sultanın Kafası” kahvehanesinde satılmaktadır. 1675 yılında kısa süre yasaklanmasından sonra, İngiltere parlamentosunun Amerika kolonilerinden elde ettiği geliri artırmayı ve İngiltere’deki vergi yükünü hafifletmeyi hedefleyen yasaları arasına, 1773’de çayı finanse etme anlamına gelen ve Doğu Hindistan Kumpanyası’nı kurtarmayı amaçlayan Townshend Vergi Yasalan da katıldı. Şirket, Londra stoğundan Amerika’ya sevk ettiği çay karşılığında ithalat vergisi iadesi alacaktı. İngiliz-Hint çayının Amerika’da kaçak ticareti yapılan Hollanda çayından daha ucuz satılacak olması Amerikalı tüccarları İngiltere’ye karşı direnişi desteklemeye yöneltti. Yeni yasanın Amerikan özgürlüklerini rüşvet yoluyla yıkmaya yönelik olduğu propagandası ile 16 Aralık 1773’de Şirket’in üç gemi çayının denize döküldüğü ‘Boston Çay Partisi’ eylemi yapıldı ve çay siparişleri geri alındı. ABD bağımsızlık tarihinde, Amerikalılarla İngiltere’nin ekonomik çıkarlarının ters düştüğünü açığa çıkaran Çay Yasası simgesel bir yer kazanırken, Ingiltere sarayında çay saati gelenekselleşti ve 1840’lardan itibaren ikindi çayı ulusal nitelik kazandı. Bunda İngiltere denetimindeki çay plantasyonlarının da etkisi olmuştu elbette. Çay tarımının bugün en çok çay üreten Hindistan ve Seylan’da plantasyonlar halinde gelişmesi 19. yüzyılda İngilizlerin girişimi ile olmuş, çay tarımı Cava’da 1827, Seylan’da 1877’de başlamıştı. Afrika’ya girişi 1847’dedir. Çayı ilk kez 1889 yılında paket halinde satan kişi ise Sir Thomas Lipton’dur.

 
Çayı ilk kez 1889 yılında paket halinde satan kişi ise Sir Thomas Lipton’dur.

Evliya Çelebi Türkiye’de çay içildiğinin en eski tanıklarındandır. Özeğe kataloguna göre, 1857 yılında Ahmed Ebül-Hayr’ın yazdığı Risalemi Çay yayımlanmıştır. Çaycı adıyla anılan Hacı Mehmet Arif Efendi 1877 yılında yayımlanan Çay Risalesi’nin giriş bölümünde otuz yıldır tiryakisi olduğu çayın yararlarını anlatır. Osmanlı ülkesinin de çayı 1600’lerde tanıdığı, ancak çay tiryakiliğinin 1840’larda başladığı anlaşılmaktadır.

İklim gereği çayı çok seven Ruslarda da durum aynıdır. Moğol hakanının Rus elçisine 1638’de 200 paket çay hediye ettiği bilinmekteyse de Rusya’da çay tarımının başlaması 1847’dedir. Rus icadı semaver (semafor yani kendi kendine kaynayan), Doğu Anadolu ve Karadeniz’de yaygın biçimde çay bardağı anlamında kullanılan istikan, kıtlama ve bardağı ters çevirme usûlleri Rusya’dan gelme olduğu gibi, ‘paşa çayı’ da Rusça ‘general çayı’n- dan çeviridir.

1878’de Japonya’dan tohum getirilerek Doğu Karadeniz’de çay üretimi denenmiş, ancak Batum’un Rus topraklarına katıldığı ve Kafkasya’dan büyük göçlerin olduğu bu dönemde çay üretimi yaygınlaştınlamamıştır.

Çayın Birinci Dünya Savaşı’na kadar tiryakilerini yaratmış olduğu anlaşılmaktadır. Savaş sırasında çekilen çay kıtlığı üzerine tartışmalar başlamış, Bursa köylülerinin 1892’de satmaya başladığı ayıüzümü yapraklan çay yerine kullanılmış ve Halkalı Ziraat Mektebi müderrisi Ali Rıza Ertem çay hakkında makaleler yazmıştı. Cumhuriyet’ten sonra Rize’de çay yetiştirilebileceğini saptayan da kendisidir.
Rize’de ekonomik durum çok kötü, ‘devlet nizamının tesisi’ için komisyon kurulmasını gerektirecek kadar asayiş bozuktu. Komisyonda Rizelilerin göç ettirilmesi görüşleri de ileri sürülürken, iktisat Vekaleti temsilcisi Zihni Derin çay üretiminin teşvik edilmesini savundu ve 1923 yılında Batum’dan tohum getirtilerek sekiz dönümlük bahçede deneme başladı. 1925 yılından itibaren konuyla ilgilenen çıkmaması ile teşebbüs yarım kaldı.

Çaygiller: Latincesi Theaceae.

1927 yılında Albayrak Mustafa Nezih kendi etiketi ile kutu ve paket çayı “ekseri muteber mağazalar”da piyasaya sunmakta, “Çay Pişirme Tari- fesi”nde “Müşteriler tamamen zevkıyâb olmazlarsa, arzu ettikleri çayı buluncaya kadar beğenmediklerini bilâ-bedel tebdil edebilirler,” demektedir.

Türkiye’de hurma, muz, portakal, kahve, çay yetiştirilmesi için Cava’da çalışmış isveçli Dr. Tengvvall 1933 yılında görevlendirilmiş, fakat kendisi çaya önem vermeyerek öteki ürünler üstünde durmuştur. 1939 yılında çayın ne kadar ihtiyaç olduğu tartışılırken, çayın yalnız şehirlerde içildiği, Sivas’tan doğuya doğru gidildikçe çay tüketiminin arttığı, en çok çay içilen yerlerin Kars, Erzurum, Erzincan, Doğu Karadeniz kıyısı ve Gümüşhane olduğu görülmüştür. Bu yılda Ankara’nın en işlek kahvehanelerinden “Kızılırmak”ta kış mevsiminde haftada bir kilo, yaz mevsiminde ise 600 gram çay tüketilmektedir.

Zihni Derin’in 1938’de tekrar Rize’de görev alması ile fidanlık yetiştirilmesi, bilimsel ve teknik donanım için hazırlıklar yapılarak 1940 yılında üretim için gerekli ekonomik programı düzenleyen kanun çıkarıldı, ikinci Dünya Savaşı sırasında çay karneye bağlandı, iki aylık tüketim 20 gram olarak belirlendi, çekilen ithalat sıkıntısı nedeniyle çay alım ve satımı 1942’de Tekel kapsamına alındı 1947 yılında Rize fabrikası üretime geçti

ve aynı yıl 20 tonluk ilk ihracat yapıldı. 1971’de Çay Kurumu Genel Müdürlüğü Çay-Kur kuruldu. Özel sektöre çay üretim izni verilmesi ise 1984’dedir.

Çay tüketiminin artması yurt sathına kahvehanelerin yayılması ile de doğrudan ilgilidir. 1945’te kahvehane bulunan köy oranı % 10’ları ancak aşarken, bu oranın yarıyı geçmesi 1970’leri bulmuştur. Sabahlan çorbanın yerini çayın alması, esnafın, işçinin, memurun işyerinde, misafirlikte evlerde çay ikram edilir hale gelmesiyle tüketim kısa sürede arttı. Üretimin tüketimi karşılaması 1964 yılında oldu. 1983 yılı verilerine göre, Türkiye kişi başına çay tüketiminde dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer almaktadır, dünyada beşinci çay üreticisi ülkedir.

Türkçenin kahve sözlüğü gibi çay sözlüğünü de yazmak mümkündür. Çayın tazeliği, rengiyle ilgili tekerlemeler, Japonya’dakiyle kıyaslanamaz olsa da, çay takımının gösterdiği özellikler, çayın görece geç yayılmasına karşın, sentez yaratılarak özgünlük kazanmış çay kültürünün varlığını ortaya koymaktadır. Demlik ve çaydanlık kullanımı en özgün biçimine Türkiye’de kavuşmuştur. Bugün yayılmakta olan ve Amerikancılığın en kötü örneklerinden biri olarak tiryakileri rahatsız eden poşet çay kolaycılığına karşı, yerli çay tadı veren çözümler üretilmiştir. Çok güzel örnekleri bulunan kokulu çaylar ise, balığı limonlayıp limonlamamak gibi, klasik ve yeni zevk arayışlarına göre değerlendirilebilir.

Rus buluşu olan semaver, “Semaya yükselir dud-ı siyahı/ Semaverle yapılır çay padişahı” diye övülmüşse de, çayın niteliğinden çok hazır sıcak su bolluğuna hizmet eder. Rus aristokrat ve Osmanlı ekâbirlerinin yanlarında taşıdıkları odun kömürüyle çalışan semaver, nargile gibi seçkinlik yaratırken, çayhane semaverleri çok çay üretmeye yöneliktir. İstanbul, Iran, Rusya ve Avusturya’da üretilen, gümüş, bakır, pirinç ve bakırdan imal edilenler içinde en beğenileni Varşova ürünleri olmuştur. Elektrikli semaver ise bir dönemki çekiciliğini, Türk kahvesi yanında neskafe kolaycılığı yaratmaya yönelik olduğu anlaşılarak yitirmiş, onun yerini kettle, Türkçe söylenişiyle ketıl almıştır!

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.