Dulkadiroğulları Beyliği hakkında bilgi


Dulkadir Beyliği bugünkü Kahramanmaraş ili ve ilçelerini içine alan bölgede kuruldu. Bu bölge, 1085 yılında Türk kumandanlanndan Emir Buldacı tarafından fethedildi. Haçlılann gelişi ile Türklerin elinden çıkan Maraş ve Elbistan havalisi 1098 yılında Bizans’a teslim edildi. Bu tarihten itibaren Ermeni asıllı Bizans valileri idaresinde Maraş’a yerleşen Ermeniler bir süre sonra Rumkale ve Hısn-ı Mansur (Adıyaman) şehirlerini de ele geçirdiler. 

Elbistan, Efsus (Afşin) ve Göksün şehirleri ise kısa bir Türk hakimiyetini müteakip 1103 yılında yeniden Haçlılar’ın eline düştü; fakat 1105’de Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan tarafından geri alınarak vezir Ziyaeddin Mühammed’e ikta edildi. Kılıç Arslan’ın 1107 yılında ölümü üzerine Elbistan’ı ele geçiren Antakya Haçlı prensi Tankred 1117’de bu şehir ve civarını Malatya’da oturan Selçuklu Meliki Tuğrul Arslan’ın atabeyi İl Arslan’a teslim etmek zorunda kaldı.  Türklerin kesin olarak Elbistan’a yerleşmeleri üzerine Maraş’ta tutunamayacaklarını anlayan Ermeniler şehri Urfa Haçlı kontuna teslim ederek Haçlılar’ın himayesine girdiler.

Bu sırada merkezi Sivas’ta bulunan Danişmendliler güçlenerek Selçuklular ile rekabet edecek duruma gelmişlerdi.Selçuklu hükümdan Sultan Mesud ile mücadeleye girişen Danişmendli Emir Gazi 1124 yılında Elbistan ve civarını ele geçirdi.  Güneyde Haçlılar ile Ermeniler arasında başlayan mücadeleden de faydalanan Danişmendliler 1136’da Göksun’u, r 139 yılında da Feke ve Geben kalelerini zaptettiler. Maraş’a kadar giren Danişmendli hükümdan Muhariimed Bizans İmparatorunun Haçlılara yardıma gelmesi üzerine ele geçirdiği yerleri terkederek geri çekildi. Muhammed’in ölümünden sonra (1143) üstünlüğü sağlayan Sultan Mesud 1 144’de Danişmendliler’den Elbistan’ı, 1149-1150 yıllarında da Maraş, Göksün, Besni, Ayıntab ve Dülük şehirlerini alıp, Selçuklu topraklarına katarak buralan Maraş merkez olmak üzere oğlu Kılıç Arslan’ın idaresine verdi.

II. Kıhç Arslan’m 1155’de tahta çıkışından sonra merkezi Elbistan olan Yukarı Ceyhan havalisi Selçuklular ile Danişmendliler arasında mücadele sahası haline geldi. Selçuklu Sultanı Kıhç Arslan u 5o’da Bizans İmparatoru ile ittifak yapan Danişmendli hükümdarı Yağıbasan’a yenilince Elbistan ve civannı ona terk etti. Fakat Yağıbasan’ın ölümünü müteakip, 1165’de Elbistan’ı geri aldığı gibi aynı yıl içinde Darende’yi de ele geçirdi. Bundan sonra, 1169 ve 1178 yıllan arasında Kayseri, Zamantı, Sivas ve Malatya şehirlerini zaptederek Danişmendli hakimiyetine son veren Kılıç Arslan Elbistan ve havalisinin idaresini oğlu Mugisüddin Tuğrul’a verdiği gibi Maraş’ada Emir Hüsameddin Hasan’ı vali tayin etti.^ 1201 yılında Saltuklular’a son verildikten sonra Mugisüddin Tuğrul Erzurum’a tayin edilince Elbistan merkeze bağlı bir vilayet haline getirildi. Maraş ise XIII. yüzyıhn ikinci yansına kadar Emir Hüsameddin Haşan soyundan gelen valiler tarafından idare edildi.

 

Maraş ve havalisindeki göçebe Türkmen cemaatleri 1240 yılında çıkan Babaî isyanına katıldılar. İsyanın elebaşısı Baba İshak, Samsat yakınlarındaki Kefersud nahiyesinden idi. Sivas, Tokat ve Amasya’ya sıçrayan ve Kırşehir’in Malya ovasında kanlı bir şekilde basurılan isyan Selçuklu Devleti’ni bir hayli sarstı. Sınırda fırsat kollayan Moğollar Anadolu’ya girdiler. 1243 yıhnda Sivas’ın Zara ilçesi yakınlarında Kösedağ’da Moğollan kaişılayan Selçuklu ordusu büyük bir mağlubiyete uğradı. Devlet otoritesinin zaafa uğraması üzerine Maraş ve Malatya’nın ormanlık bölgelerinde yaşayan ve daha önce Babaî ayaklanmasına katılmış olan Ağaçeri Türkmenieri şehirleri basmaya, köyleri soymaya ve kervanları vurmaya başladılar. Çukurova ve Suriye’den gelip Maraş üzerinden Anadolu içlerine giden ticaret yollan üzerinde emniyet ve asayiş kalmadığı gibi, halkın canı ve malı tehlikeye düştü.Nihayet Maraş valisi Emir İmadeddin’in saltanat merkezi Konya’ya yaptığı devamlı müracaat üzerine devlet erkânı Ağaçeriler’in tedibine karar verdi. Vezir Kadı İzzeddin’in Kayseri’den Elbistan taraflarındaki Ağaçeriler üzerine sevkettiği kuvvetler, Moğollar’ın Baycu Noyan komutasında tekrar Anadolu’ya gelmekte olduğu haberi üzerine, bir harekâta girişmeden geri dönmek zorunda kaldılar. 1256 yılında Konya Aksaray arasındaki Sultan Hanı yakınında Moğollan karşılayan Selçuklu ordusu yine büyük bir bozguna uğradı. Sultan II. İzzeddin Keykâvus Moğollar’ın önünden kaçıp tahtı kardeşi Kılıç Arslan’a terkederek Bizans’a sığındı.

Bu olaydan sonra, Maraş ve Elbistan’daki Ağaçeriler eşkıyalıklarını büsbütün artırdılar. Moğol kumandanı Baycu, 1257 yılında Hülagu’nun Bağdat üzerine yapacağı sefere katılmak üzere hareket edince Keykâvus Malatya’ya kadar Anadolu’nun büyük bir kısmına yeniden hâkim oldu. Veziri Ali Bahadır’ı Maraş yöresinde soygunlarını artırarak asayişi bozan Ağaçeriler üzerine gönderdi. Ali Bahadır asileri mağlup edip reisleri Cuti Bey’i esir alarak yağmalarına son verdi. Maraş ve Elbistan havalisinde emniyet ve asayiş yeniden tesis edildi. Ancak Hülagu’nun Bağdat seferinden sonra, Mengü Kağan’dan gelen yarlığ üzerine Anadolu iki kardeş arasında taksim edildi. Kızılırmak sınır kabul edilerek batısı II. İzzeddin Keykâvus’a, doğusu da IV. Kılıç Arslan’a verildi.

Selçuklu Devieti’nin bölündüğünü gören Kilikya (Çukurova) Ermenileri fırsattan istifade sınırda Türkler elinde bulunan yerleri ele geçirmek için harekete geçtiler. Hülagu’nun Suriye seferine katılan Ermeni Prensi Hetum, Ağaçeriler’in çıkardığı karışıklıktan faydalanarak 1259’da Maraş’ ı işgal etti. Elbistan ve Malatya taraflarında olay çıkarmaya devam eden Ağaçeriler, Hülagu’nun gönderdiği Moğol kuvvetleri tarafından katledilerek faaliyetlerine son verildi. Güneyde Moğollar’m eline geçen Rasas, Merziban, Raban, Derbısak, Besni şehir ve kaleleri sefere katılmalarına karşılık Ermenilere teslim edildi. Şam’a kadar Suriye’yi istila eden Hülagu orada bir Moğol kuvveti bırakarak geri döndü. 1250 yılında Mısır’da Eyyûbî hâkimiyetine son vermiş olan Memluklar bu sırada Yakın-Doğu’nun en güçlü devleti olma yolunda idiler.

Memluklar Moğollar’ı 1260’da Filistin toprağında Ayn-Calut’da büyük bir yenilgiye uğrattılar. Bu zaferden sonra Memluklar Suriye’yi aşıp, Anadolu içlerine doğru sınırlarını genişletirken, Selçuklu Devleti aksine gittikçe artan Moğol baskısı altında çökmeye başladı. Anadolu ve Irak’dan kalabalık sayıda giden Türkmenler Memluklara sığınarak onların güçlerine güç kattılar.Memluk Sultanı Baybars devrinde (1260-1277) sadece Anadolu’dan göç ederek Antakya ile Filistin’de Gazze arasında yerleşen Türkmenler’in sayısı kırkbin haneyi geçiyordu. ‘Sultan Baybars Türkmenler’in yardımı ile 1266’da Ermeniler üzerine bir sefer yaparak Derbısak, Merziban, Raban ve Şeyhü’l-Hadid şehirlerini geri aldığı gibi, 1268 yılında da Antakya’daki Haçlı Kontluğuna son verdi. Ermenileri himaye eden Moğollar’ın 1271 yılında Antep, Antakya ve Harim şehirlerinde meskûn Türkmenlere baskın yaparak mallarını yağma etmeleri üzerine Halep’e gelen Baybars, mütecavizlerin cezalandırılmasını emretti.

Maraş’ a kadar giren Memluk kuvvetleri Moğollara ve Ermenilere kayıplar verdirerek geri döndüler. Buna rağmen Maraş’ın güneyinde Göynük kalesinde üslenen Ermeniler tüccar kabilelerini vurarak  geçişlerine mani oluyorlardı. 1273 yılında Göynük kalesi Türkmenler tarafından muhasara ve zaptedilerek Memluk topraklarına katıldı. Ertesi yıl bir Memluk kumandanı, emrindeki kuvvetlerle Maraş’a kadar gelerek şehrin kapılarını zorladı ise de, ele geçiremeden geri döndü.

Anadolu’da gerçek iktidarı elinde bulunduran Selçuklu veziri Muinüddin Pervane, ülkeyi Moğol işgalinden kurtarmak için Memluk Sultanı Baybârs’ı yardıma çağırdı. 1277’de Moğol kuvvetlerini Elbistan ovasında  büyük bir yenilgiye uğratan Baybars Kayseri’ye kadar ilerledi ise de, Pervane’ninkatına gelmediğini ve iki yüzlü davrandığını görünce Suriye’ye döndü. Baybars’ın arkasından Elbistan’a gelen İlhanh hükümdarı Abaka intikamını Moğollara düşmanlık gösteren Türkmenier’den aldı. Memluklar’ın Ermenilere karşı yapmakta oldukları akınlan durdurmak ve onlardan intikam almak isteyen Abaka, 1281’de Kayseri ve Elbistan arasında topladığı büyük bir orduyu Suriye’ye şevketti. Memluk Sultanı Kalavun Moğol ordusunu Humus’ ta karşılayarak Türkmenler’in de yardımı ile büyük bir bozguna uğrattı.

Moğollara karşı Anadolu’da Karaman, Germiyan ve Eşrefoğulları yeniden mücadeleye başlayınca, güneyden de  oğollar’ın müttefiki Ermenilere karşı Memluklar ile onlann emrindeki Türkmenier taarruza geçtiler. Amanos dağlarını aşan Memluklar 1292’de Fırat üzerindeki Rumkale’yi zaptettiler. Kozan (Sis) üzerine yapılan bir taarruz sonucu Ermeniler ile yapılan bir sınır düzeltmesi Memluklar’a Maraş, Besni ve Telhamdun şehirlerini kazandırdı. Ancak ertesi yıl Memluk Sultanı Melik Eşref Halil’in katlini müteakip Mısır’da çıkan karışıklığı fırsat bilen Ermeniler, Maraş ve Telhamdun’u geri aldılar. Her iki şehir de beş yıl Ermeniler elinde kaldıktan sonra 1298 yılında Sultan Laçin’in tertip ettiği büyük bir sefer sonunda tekrar Memluklar’a geçti. Maraş ve civan Türkmen beylerine ikta edildi; şehir Dulkadir Beyliği’nin kuruluşuna kadar yanı asır, Halep valilerine bağlı olan Türkmen beyleri tarafından idare edildi.

Bu beyler muharebe esnasında cemaatleri ile birlikte Halep valisinin maiyetine iltihak ederek Çukurova’daki Ermenilere ve Anadolu’da Moğollara karşı tertip edilen seferlerde öncülük ve akıncılık yapıyorlardı. Ebu Said Bahadır Han’m 1335’te ölümünden sonra Anadolu’da İlhanlı hakimiyetinin çöküşü üzerine Sivas Eretneliler’in eline geçerken Elbistan ve Maraş’a Dulkadirli, Çukurova’ya da Ramazanlı Türkmenleri hakim olacaktır.

Dulkadiroğulları hükümdarları ve saltanat yılları şunlardır:

1 — Karaca Bey (1337 1353)

2 _ Halil Bey ( 1353 1386)

3 — Süli Bey ( 1386 – 1398)

4 — Mehmet Bey ( 1398 1443)

5 — Süleyman Bey (1443 1454)

6 — Arslan Bey (1454- 1466)

7 — Şahbudak» Bey (1466 – 1468 + 1472 – 1480)

8 — Şehsuvar Bey (1468 – 1472)

9 — Alâuddevle Bey ( 1480-1515)

10 — Ali Paşa (1515 – 1522)

Dulkadir Adının Menşei

Dulkadir adının Türkçe, Arapça ve Farsça kaynaklarda çeşitli şekillerde yazılmış olması, kelimenin etimolojik menşeini tesbit etmek isteyen modem tarihçilere ve dilcilere güçlük çıkartmaktadır. Bu bakımdan biz, ancak Dulkadir adının menşei hakkında ileri sürülen görüşleri kaydetmekle yetineceğiz.

Gerçekten de Dulkadirülere dair doğrudan doğruya veya dolaylı olarak bilgi veren kaynaklarda bu adın Dulgadır, Dulkadir, Zulgadir, Zulkadir, Zilkadir, Tolgadır gibi çeşitli şekillerde yazıldığı görülmektedir. Arap tarihçilerinin çoğunluğu beyliğin adını Dalgadır veya Tulgadır şeklinde yazdıkları gibi, eserlerini Farsça yazan tarihçiler ise Zulkadır şeklinde kaydetmektedirler.

Bu adın Osmanlı kaynaklarında da bazen Dulkadir, bazen de özellikle muahhar kaynaklarda Zulkadir şekhnde kaydedildiği görülmektedir. Bir keleminin bazen çeşitli dillerde farklı telaffuz edildiği bilinen bir gerçektir. Yazış ve telaffuz farklılıklan Dulkadir adının menşei hakkında çeşitli görüşlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Richard Hartmann’a göre “Arif Paşa’dan naklen Halil Edhem tarafından zikredilen beyliğin ilk çağdaşlarından müverrih İbnü’l Verdi’nin kaydettiği imlâ ile son çağdaş İbn lyas’ın kaydettiği Dulgadır şekli birbirine oldukça benzemektedir.

Gerçekten de Maraş Ulu Camii kitabesinin yapılan her iki yayını da bu okunuşu verir. Bununla beraber bir diğer kitabede de açıkça Dulkadir şeklinde yazılmıştır. Fakat zorlandığı takdirde ‘d’( j ) yerine ‘z’ yani Dulkadir yerine Zulkadır okuma ihtimali de vardır.

Baştaki ‘z’ harfi belki de halk arasında yaygın olan Zulkadir etimolojisinden kaynaklanmaktadır. Bu fikir, dolaylı olarak kelimenin Yunanca yazılışı ile de teyid edilmiştir ki bu da baştaki harfin ‘z’ olmadığını doğrulamaktadır. Dulkadir ve Zulkadır kelimelerinde ‘k’ harfinin ‘g’ şeklinde değişmesi iki harfin de ‘ga’ sesi vermesinden dolayı büyük bir farklılık arzet mez. Zaten, bazen yarım uyaklı yabancı kelimeLerin, çok değerli kaynak eserler telif etmiş olan Arap müverrihleri tarafından Arapça’ya adapte olunduğu ve Arapça telaffuz edildiği şüphesizdir.”

Neticede R. Hartmann bir kitabe üzerinde bulunan Dulgadır imlâsını tercih etmiş ve Yunanca kaynaklara dayanarak bu imlânın en eski kaynaklardaki kayıtlara benzediğini tespit etmiştir. Dulkadir adının anlamına gelince, bu hususta da tarihçiler ve dilciler arasında görüş ayrılıkları vardır. Yine R. Hartmann’a göre Zulkadir kelimesi şekil olarak görünüşte bir işaret sıfatı olan ‘zu’ ile ‘kadir’ tamamlayıcısının birleşmesi sonucu ‘güçlü’ anlamına gelen, Arapça klasik şeklinde yapmacık olarak değişmiş, bir isim veya ünvanın halk etimolojisi gibi mülahaza edilmelidir. A. Von Gabain, Dulkadir adının şapkalı veya şapka taşıyan anlamını ifade eden ‘tulga’ ve ‘dar’ kelimelerinin birleşmesinden meydana geldiğini ileri sürmektedir. ^Bu konuda şahsen fikrini aldığımızTürkolog Louis Basin de Dulgadır adının eski Türk dilinde acı çektiren, can yakan anlamını ifade eden “dolga” kelimesinden geldiğini tahmin etmektedir: tolamak dolgamak, dolgadı, dolgadır. Faruk Sümer ise, Türkmenler’in İlhanlı hükümdarı Ebu Said’e kısaca Busad dediklerini hatırlatarak Dulkadir’in Abdülkadir veya buna benzer bir adın Türkmen telaffuzuna uydurulmuş şekli olabileceği görüşündedir. Akla en yatkın izah tarzı olduğu için Prof. Sümer’in görüşünü kabul etmekteyiz.

XVI. yüzyıla ait Maraş tahrir defterlerinde Dulkadir adını taşıyan bazı kişilere rastlandığı gibi bugün de Türkiye’nin muhtelif yerlerinde bu adı soyadı olarak kullanan aileler bulunmaktadır. Bu bakımdan beyliğin adını, günümüze kadar şuyu bulmuş şekliyle, yani Dulkadir olarak almayı uygun bulduk.

 

Kaynak: https://www.sozsepetim.com