Franz Kafka kimdir? hayatı, sözleri ve kitapları


Modern dünya edebiyatında çok tartışılan, çok yorumlanan ve edebiyat akımlarına yerleştirilmesi zor eserler bırakan Franz Kafka kimdir? yakından inceleyelim.

Franz Kafka’nın Çocukluğu

Franz Kafka, 3 Temmuz 1883’te Almanca konuşan Çek asıllı Yahudi bir tüccar ailenin oğlu olarak Prag’da doğdu. Kafka’nın babası, yoksul koşullardan zengin bir tüccar durumuna yükselmiştir. Annesi ise varlıklı, aydın bir Alman Yahudi aileden geliyordu. Edebiyat tarihçileri, Kafka’nın çekinden, huzursuz, alıngan ve iletişim kurmakta güçlük çeken duygulu kişiliği, Yahudi asıllı Almanca konuşan Çek oluşna, bu nedenle bu sosyal ve kültürel çevrede yaşadığı yabancılaşmaya bağlarlar. Babanın ekonomik durumundaki yükselişi, onun kaba fiziksel ve ruhsal yapısı, yaşayışındaki pratik-ekonomik yön, Franz Kafka için bir hayranlı; fakat aynı zamanda yenilmez bir nefret ve yabancılaşma kaynağı olmuştur.

Franz Kafka’nın anne ve babası

Kızlık adı Löwy olan annesi Julie Kafka, ince duygulu kibar bir Praglı aileden geliyordu. Ne var ki anne tamamen kocasının buyruğu altında yaşadığından tek başına kalan Kafka, zamanla babasının hakimiyetinden kendini kurtaran ve içsel özgürlüğe kavuşan en küçük kız kardeşi Otla ile ancak büyüdüğü zaman daha sıkı manevi ilişki kurabildi.

Öğrenim hayatı

1883 – 10901 yılları arasında Prag’da Alstadter Ring deki okulda okudu. Sınıfın en iyi öğrencilerinden olan Kafka on beş yaşlarıonda Spinoza ekolü ile tanıştı; Darwin’in Nietzsche’yi hayranlıkla okudu, tanrıtanımazlık ve sosyalizmi benimsedi. Dine karşı ilgisiz olan baba evinde zaten dini eğitimden eser yoktu. Okuldaki Musevilik dersi bir ahlak öğretiminden ve filolojik bir ibranice dersinden oluşurdu ve Kafka bu derslere katılmıyordu. Daha sonraki okul yaşamında falsefe derslerinede, Fechner’in “Psychophysik” yani ruhsal büyüklerin matematiksel ölçülebilirliği öğretisiyle tanıştı. Okul hayatının ilerleyen dönemlerinde Kafka, önemli bir sanat tarihçisi olan Oskar Pollak ile sıkı bir dostluk kurdu.

 

1901’de Kafka babasının zoruyla Prag Üniversitesinde hukuk öğrenimine başladı. Bir yandan da sanat tarihi ve Alman edebiyatı dersleri aldı. 1906’da doktorasını tamamladı. Bu dönemde, Prag’da bulunan ve yanında doktorasını yaptığı Alfred Weber’in sosyalojik derslerinin etkisi altında kaldı. Kafka yine aynı dönemde Prag ceza ve asliye hukuk mahkemelerinde bir yıl stajyerlikten sonra “Assicurazine Generali” de ve 1098’de memur olarak Prag’dakli “İşçi Kaza Sigortası”nda çalışmaya başladı. Hastalığı (akciğer tüberkülozu) ortaya çıkana; yani 1917 Eylülüne kadar çalıştı. Mesleği ve sanatçı eğilimlerinden dolayı yıpranmış ve yabancılaşma duygusu iyice gelişmiş olan Kafka, iş dünyasına bir sanatçı olarak sok sağlıklı bakmaz. Gündüzleri sıradan bir memur gibi işine gitmekte, geceleri ise ölümden derin bir uykuya benzettiği yazma işlerine yoğunlaşmaktadır. İnsanlara olan güveni azaldıkça daha çok yazmaya başlar. “Şato”, “Dava” ve “Amerika” adlı eserleri hep bu dönemin eserleridir.

Kafka, Prag’da kültür çevrelerinin yanı sıra sıradan halkla da ilişki içinde olmuştur. 1908 – 1912 yılları arasında siyasal ve toplumsal olaylara ilgi duymaya, yine bu dönemde çek siyaset adamlarının toplantılarına katılmaya başlar. Praglı Alman yazar dostları, Çek politik hayatına uzak ve ilgisiz kaldıkları için bu toplantılarla yalnız katılır.

Kafka’nın kişiliği

Kafka kendine yönelik yoğun bir gözlem sonucu, zayıf yanım yazınsal gücünün temel kaynağı olarak saptamıştır. Şöyle yazar: “Bildiğim kadarıyla, yaşam için gerekli koşulların hiçbirini beraberimde getirmiş değildim, yalnızca insana özgü genel zayıflığın taşıyıcısıydım. Bu zayıflık sayesinde bu anlamda sözünü ettiğim zayıflık, çok büyük bir güçtür yaşadığım dönemin bana zaten çok yakın olan, savaşmak değil belli ölçüde temsil etmek hakkına sahip bulunduğum olumsuz yanını olanca gücümle özümsedim. Gerek kapsamı dar olan olumludaki, gerekse artık olumluya dönüşmenin sınırına varacak boyutlar almış olumsuzdaki payı, kalıtım yoluyla elde edilmiş değil…” Kleist ya da Keats’inkini andıran bir zayıflıktır bu, ama onlarınkinden daha mutlaktır; bir savunmasızlık, en ufak baskı karşısında yenik düşme konumudur; ardıdan gün ışığının görülebildiği incecik bir zar gibidir. “Bu testi daha suyoluna varmazdan önce kırılmıştı,” diye yazar Milena‘ya. Bir sarmaşık gibi uzamış olan hassas bedeni, herhangi bir “aşırılık” karşısında sürekli savunma konumundadır. Varlığnı sürdürme içgüdüsü, Kafka’nın kendisi konusunda tutumlu ve esirgeyici davranmasını, “gücünü düşünülemeyecek kadar çok aştığını” sezdiği kimi şeylerden özveride bulunmasını gerektirir. Güvenlik altında olmaya ve ana kucağına duyduğu özlem, bedeninin zayıflığından kaynaklanır. Ama yazınsal üretime olan tutkusu daha güçlüdür.

kafka
Franz Kafka

Ama bu denli duyarlı olan organizma, trajik kararlar  erebilecek kadar da güçlüdür. Çoğu yazarlar çalışma sürecini, aşın enerji harcamaktan kaçınarak, her gün belli bir bölüm tamamlayabilecekleri bir akışa dönüştürebilirler; başka bazı yazarlar ise ancak iç gerilimlerini bir doruk noktasına vardırarak, her türlü ölçünün dışına çıktıkları bir konumda üretebilirler. Kafka, bu yazarlar arasında yer alır. 12 Eylül 1912 tarihinde güncesinde şu satırlara rastlıyoruz: “Bu öyküyü, ‘Yargı’ adlı öyküyü, 22’yi 23’e bağlayan gece, akşamın onu ile sabahın altısı arasında bir solukta yazdım… Öykünün önümde gelişmesi, bir suda ilerler gibi ilerleyişim, hem korkunç bir çaba, hem de mutluluk. Bu gece sırtımda birkaç kez kendi ağırlığımı taşıdım… İnsan ancak böyle yazabilir, bedenini ve ruhunu bu denli bütünüyle adadığında…”

“Yazma eyleminin, yaradılışımın en verimli yönü olduğu ortaya çıktığında, tüm gücüm bu noktada odaklaştı ve cinselliğin zevklerine, yemeye, içmeye, felsefi düşünmeye, özellikle müziğe yönelir tüm yeteneklerimi ortada bıraktı. Bu yanlarımın tümünde zayıf düştüm. Bu da zorunluydu, çünkü sahip olduğum tek tek güçler bir bütün olarak o denli azdı ki, ancak hepsi bir araya geldiklerinde yazma amacına biraz olsun hizmet edebilirlerdi.”

Bir başka notunda ise şöyle der: “Coşku arımı ne” denli özlersem özleyeyim, o an karşısında özlemden çok korku duyuyorum… ” Ancak böyle anlarda iyi buluşlar yapabilmelidir; ama o an gelip çattığında “dağarcık o denli zenginleşiyor ki, özveride bulunmak zorunda kalıyorum, yani akıntıdan bir şeyleri gözü kapalı alıyorum, öyle önüme ne gelirse, el attıkça; o zaman bu aldıklarım, düşünerek yazmaya başlayınca, eskiden içinde bulunduğu dağarcığım bütününe oranla bir hiç oluyor, o dağarcığın zenginliğini yansıtmaya yetmiyor, bu nedenle de kötü ve insanı tedirgin edici bir nitelik alıyor, çekiciliği bir işe yaramadığı için…”

Franz Kafka nişanlısı Felice Bauer ile

Kafka, yazın çalışmalarının bedelini dayanılması neredeyse olanaksız baş ağrılarıyla, uykusuzluk, bitkinlik ve kendini yıkıma götürmekle ödüyordu. 1913’de şöyle yazmıştır: “Yapamıyorum, kendi yaşamımın saldırısına, kendi kişiliğimden kaynaklanan istemlere, yaşın ve zamanın yıpratmalarına, yazma tutkusunun belli belirsiz zorlamalarına, uykusuzluğa, deliliğin sınırına varmaya dayanamıyorum bütün bunları yalnız başıma taşıyabilecek güçte değilim…” Ve sonra, 1921’de: “Yararlı hiçbir şey öğrenmemiş oluşumun ve buna bağlı olarak kendimi bedensel bakımdan da yıkıma sürükleyişimin ardında bir amaç yatıyor belki de. Dikkatimin dağılmasını istemiyordum, yararlı işler gören, sağlıklı bir erkeğin duyacağı yaşama sevinci yüzünden dikkatimin dağılmasını istemiyordum. Sanki hastalık  ve mutsuzluk da insanın kafasını en azından bunlar kadar dağıtmazmış gibi!.. Yılların akışı boyunca kendimi sistemli biçimde yıkıma götürmüş oluşum, gerçekten şaşırtıcı; her şey bir barajın ağırdan çöküşü gibiydi, tümüyle amaçlı bir eylem vardı ortada…”

Kafka’nın dünya görüşü

Romantiklerce ortaya atılan ve eskimiş olan seçenek, sanat ya da yaşam diye belirtilen seçenek, Kafka için ölesiye ciddiydi. Zayıflığı, bu ikisinden bir bütün oluşturmasını yasaklıyordu. Hukuk öğrenimi görmüş, ona epey boş zaman bırakan bir uğraş seçmiş olmasına karşın, bu ikili çalışma bedenini yıpratıyordu. “Bu iki uğraş,” der Kafka, “hiçbir zaman bağdaşamaz ve ikisine ortak bir mutluluk yaratamaz. Birinden duyulacak en küçük mutluluk, öteki için büyük bir mutsuzluk olur. Bir akşam iyi bir şey yazabildiğimde, ertesi günü dairede ateşler içinde yanıyorum ve hiçbir şey yapamıyorum. Bu çalkantı hep daha kötüye gidiyor. Dairede görünüşte görevlerimi yerine getiriyorum,  ama vicdanım açısından görevimi yapamıyorum; yapamadığım her görev, bir daha içimden atamadığım bir mutsuzluğa dönüşüyor…”

Kafka yalnız yazarlığında değil, Prag Sosyal Sigortalar Kurumundaki memurluk yaşamında da son derece dürüsttü, başka deyişle bohem tipinin tam tersiydi. Yazın alanındaki üretimine ilişkin olarak: “Her sözcüğün çevresi, kuşkularımla sarılıdır,” der. Kurumdaki memurlar da onu, görev bilinci çok güçlü biri diye tanımlamışlardır. “Amerika” adlı romanındaki insanı sarsan öğrenci tipi, Kafka’nm kendisini yansıtır: Gündüzleri bir mağazada satıcılık yapan üniversite öğrencisi, geceleri yalnız basma, çevresi kitaplarla sarih olarak bir balkonda oturur ve çalışır. Kafka, kendisinden önce kimsenin yapmadığı biçimde, yabancılaşmayı en uç noktasına değin betimledi, ama bunun yanı sura da çaresizlik içerisinde bir çıkış yolu bulmak için savaştı.

Kafka’yı yalnız karanlık, yalnız arayan, yalnız nihilist ve sürekli umutsuz biri diye gören, onun kişiliğini çarpıtmış olur. Kafka geçmişe bakan, içinde yaşadığı zamanı ancak geçmişe, donmuş görüntülerin ve nesnelerin toplamına, anıların yıkıntılarından oluşma yığma gömülerek gerçekliğe dönüştürebilen insanla, geleceği düşleyen, şimdi’yi geleceğin başlangıcı, henüz biçimlendirilmemiş bir olanaklar dağarcığı diye duyumsayan insan arasındaki çizginin orta yerindedir. Yalnız biyolojik alanda değil, aynı zamanda toplumsal alanda da bu konumlardan ikincisi gençliği, ilki de yaşlılığı simgeler. Kafka’nın dünyasında geçmişin duvarları arasında tutuklu kalan, çürüyen yaşlı bir evren gençlikle, günün ilk ışık arıyla, hiçbir zaman yitip gitmeyen ütopyayla karşı. Çaresizliğin en uç noktasında bile bir umut esintisi, insanlardan oluşma bir başka dünyaya ilişkin bir iç sezgi vardır. Bu sezgiyi anımsatmak kadar önemli olan bir nokta da o sezginin dinsellikten çok uzak olan özyapışını vurgulamaktır.

Kafka’nın eserleri ve edebi kişiliği

Nazilerin, Çekeslovakya’yı işgali sırasında, Kafka’nın üç kız kardeşi de toplama kamplarında öldürüldü. Kafka ile ilgili bir çok belge yine bu dönemde yok edildi. Kafka tüm yazdıklarını yirmi yıl süren dostluklarından sonra yakması için Max Brod’a vermişti; çünkü yazdıklarını gereğinden fazla kişisel ve değersiz buluyordu. Ama M. Brod, dostunu dinlemeyerek karışık halde bulunan binlerce sayfa metni toplayıp düzenleyerek Kafka’nın ölümünden sonra bastırdı. 1935’te başlayan ilk toplu basım, önce engellendi, sonra da yasaklandı. Bütün bu engellemelere rağmen , kırk bir yıl gibi kısa bir ömürde olağan üstü yapıtlar ortaya koyan Kafka, gerek yapıtları gerekse ilginç otobiyografik özellikleriyle yöreselliğin sınırlarına aşarak bütün dünyada büyük bir üne kavuştu.

Franz Kafka’nın 1915’te yayımlanan Dönüşüm adlı öyküsü, yazarın, anlatım sanatının doruğuna ulaştığı bir eseridir

Kafka’nın eserlerinin günümüze ulaşmasını sağlayan Max Brod, Kafka’yı içine kapanık ama yüreği sonsuz iyilik duygusu ile dolu, hep arka planda kalan ve asla göze çarpmaktan hoşlanmayan biri olarak tanımlar. Kafka’nın eserleri bugüne kadar birbirine zıt yorumlara yol açmıştır. Kimi zaman dini açıdan ele alınmaya çalışılmış, psikanalizci edebiyat anlayışı onda kendince bir şeyler bulmaya çalışmış, hatta Fransa ve İtalya’da gerçeküstücülük akımlarıyla ilintilenmek istenmiş, sosyalist ülkelerde kimi zaman kabul görmüş kimi zaman yasaklarla karşılaşmıştır.

Kafka’nın eserlerinde her zaman bir bitmemişlik izlenimi ve hiçbir kesinlik taşımayan sonlar vardır. Eser kahramanlarının kendi varlıklarına anlam katmak için gösterdikleri çabalar, sonuçta kaçınılmaz bir biçimde yazgılarıın gizemini daha da içinden çıkılmaz kılar. Eserlerine bakıldığında öykü yapısının sadeliği, kişilerin azlığı, bir ya da iki olayın seçilip yoğunlaşmış olduğu görülür.

Eserlerinde çoğu zaman dışlanmışlık, yabancılık, içi kapanıklık ve babasıyla olan olumsuz ilişkilerini bürokrasiyi, insanın yalnızlığını, güçsüzlüğünü ve boyun eğmişliğini ele alan Kafka’nın güncelliğğğini ve özgünlüğünü koruyabilmesi, somut nesneleri ve gündelik ilişkileri, fizik ötesi kuşkunun bir göstergesi biçiminde ele almasından kaynaklanır.

Ernst Ficcher, Kafka’nın yaşamındaki seçimini bilinçli olarak sanattan ve kendini yıkıma götürmekten yana yaptığını vurgulayarak onun büyüklüğünü şu şekilde açıklar.

“Kafka’nın günceleri ve mektupları yakınmalarla, kendine yönelik acımalarla, zayıflığın kendine acı çektirme pahasına açığa vurulmasıyla doludur; ama bütün bu yakınmaların ardında bir yaşam dolusu kahramanlık, vurgulanan yetersizliğin ardında ise yıkıntılar sanat yapıtına kaynaklık etsin diye kendini yıkıma götürmüş bir insanın büyüklüğü gizlidir.”

Kafka’nın dili ve üslubu, şiveler yerine eleştirici, titiz özellikler taşır. Kafka’nın yapıtları incelenirken onun isteklerinin gerçekleştirilmemiş olması göze çarpar; çünkü Kafka, gerçekleştirilmemiş istekleri üstü kapalşı bir anlatım biçimiyle anlatırken aslında kendisini anlatıyordur. Yazarın özgün dilinm oluşturması, psikolojik de olsa, baba evinde elde edemediği özgürlüğü hiç değilse yazarken elde edişi şeklinde algılanabilir. Kafka, öykülerinde hem bir dünya görüşünün gerçeğini şifreler hem de felsefe yapar. Fischer, Kafka’nın üslubunu şöyle açıklar.

“O insanın evren içindeki ya da nesnelerin başlangıcındaki acısını değil, belli bir toplumsal durum içindeki acısını anlatır. Kafka, yabancı bir dünyayla bilinmeyen bir takım güçlerle umutsuzca boğuşan, ne olduğu anlaşılmayan “şato” ile bile, bir çeşit ilişki kurmaya özleyen kimsesiz bireyin başkaldırışını anlatmak için, düşle gerçeğin birbirine karıştığı benzeri olamayan bir düşsel taşlama biçimi bulmuştu.”

Kafka’nın dilindeki özgünlüğü ise Fischer şöyle açıklar:

Çağdaş burjuva romanın bayağılığına karşı çıkar biçimde yalınlık, arılık ve akıcılıkkaygısı günden Kafka, küçük ayrıntıların birine eklenerek gerçekliğin çevresini belli belirsiz çizdiği bir anlatı yöntemi ortaya koyar.”

Kafka yapıtlarında öz aynıdır aslında. Kafka, olayları karşısında algıladıklarını bilincinde saklar. Dış dünyaya tepkisini göstermez, öfkelenip nefrele öç almayı da denenez. Öfkesi her ortaya çıkışında korkar, onu tanır, adlandırır ve öyküsüne kahraman yapar. Böylece taşıdığı şiddeti işler. Kafka, karşı koymayı denemez, çözümü, küçülmekte, kaybolmakta bulur ve böylece zaman kazanır.

Karmaşık iç dünyası, gerçeküstülüğe yaklaşan anlatımıyla ortaya koyduğu eserleri ve öykülerinde ele aldığı konularla kalıcı yazarlar arasında yer alan Kafka, geçerliliğini ve günceliğini günümüzde halen korumaktadır.

Max Brod ve Kafka

Kafka’nın yapıtlarım onun vasiyetnamesindeki isteğine karşı gelerek yayımlayan Max Brod‘a teşekkür borcumuz ne denli büyük olursa olsun, Brod’un “dindar” Kafka’ya ilişkin söylencesine karşı çıkmamız zorunludur. Brod, bu söylenceyi ne Kafka’nın yapıtıyla, ne de yüzlerce mektup ve konuşmadan alabildiği tek bir sözcükle  destekleyebilmektedir. Tam tersine, şöyle yazar.

“Kafka, insanoğlunun eylemlerinin saydam ve yetkin olmayışından ötürü duyduğu tüm hüzne karşın, yıkılması olanaksız gerçeklerin bulunduğuna da inanmaktaydı. Bunu sözcüklerle değil, ama yaşamı boyunca sürdürdüğü tutumuyla dile getirdi…”

Brod, kendi Platonculuğunu Kafka’nın “temel yaşantı” sına (Grunderlebnis) dönüştürüp yorumlar; Brod’a göre Kafka’nm olumsuz’un ardında (Platon anlamında) idealar dünyasını görmüş olması, “bu konuda herhangi bir zaman tek kelime konuşulmamışsa da, Kafka’nm yaşamında ve yapıtında belirleyici öğe olarak kalmıştır.” Buna karşılık Kafka, 1917 Ekiminde Brod’a (Felice’ye yazdığı bir mektupta söylediklerini yineleyerek) şöyle yazar: “Son hedefimin ne olduğunu kendime sorduğumda, aslında iyi bir insan olup yüce bir yargı makamının buyruklarına uymaya çabalamadığım, tam tersine, insanların temel seçimlerini, isteklerini ve ahlak ideallerini öğrenmek, sonra da herkesin benden hoşnut olacağı bir konuma doğru kendimi olabildiğince geliştirmek istediğim çıkıyor ortaya… Yani özetleyecek olursak, benim için yalnızca insanların ve hayvanların beni nasıl yargılayacakları önemli…”

Kafka 1922 Temmuzunda Brod’a gönderdiği bir mektupta kendisini “inanca yabancı olan, ruhun esenliği için dua etmesi bile beklenemeyecek” bir insan diye betimler.

Franz Kafka’nın ölümü

3 Haziran 1924 tarihinde Viyana yakınlarındaki Kierling Sanatoryumu’nda gırtlak vereminden öldü.

ESERLERİ

Roman
Dava, (1925)
Şato, (1926)
Kayıp, (Amerika) (1927)

Hikâye

Değişim, (1915)
Bir Savaşın Tasviri
Taşrada Düğün Hazırlıkları
Şarkıcı Josefine ya da Fare Ulusu
Ceza Sömürgesi (1919)
Çin Seddi
Bir Akademiye Rapor

Mektuplar

Milena’ya Mektuplar
Babaya Mektup

Günlükler

Günlük 1-2
Aforizmalar

Tüm Eserleri

Kafka’nın yaşadığı dönemde yayımlanan eserleri:

1909 – Ein Damenbrevier
1909 – Gespräch mit dem Beter (Dua Eden Adamla Sohbet)
1909 – Gespräch mit dem Betrunkenen (Sarhoşlarla Sohbet)
1909 – Die Aeroplane in Brescia (Brescia’daki Uçaklar)
1912 – Großer Lärm (Büyük Gürültü)
1913 – Betrachtung (Gözlem)
1913 – Das Urteil (Yargı)
1913 – Der Heizer (Ateşçi) Amerika olarak bilinen romanın ilk bölümü
1915 – Die Verwandlung (Dönüşüm)
1915 – Vor dem Gesetz (Yasanın Önünde) Dava adlı romanın bir bölümü
1918 – Der Mord (Cinayet); Kardeş Katili öyküsünün ilk hali (1919)
1918 – Ein Landarzt (Bir Köy Hekimi) 13 öyküden oluşan bir kitap; aralarında On Bir Oğul ve Bir Akademiye Rapor öyküleri de bulunmaktadır
1919 – In der Strafkolonie (Ceza Sömürgesi)
1921 – Der Kübelreiter
1924 – Ein Hungerkünstler (Açlık Sanatçısı)

Kafka’nın ölümünden sonra yayımlanan eserleri:

1904–1905 – Beschreibung eines Kampfes (Bir Savaşın Tasfiri)
1907–1908 – Hochzeitsvorbereitungen auf dem Lande (Taşrada Düğün Hazırlıkları)
1914 – Erinnerungen an die Kaldabahn (Kaldabahn Hatıraları)
1914–1915 – Der Dorfschullehrer (Köy Öğretmeni)
1915 – Blumfeld, ein älterer Junggeselle
1916–1917 – Der Gruftwächter
1916–1917 – Die Brücke (Köprü) Brod’un Başlığı
1917 – Eine Kreuzung
1917 – Der Schlag ans Hoftor (Çiftlik Kapısına Vuruş) Brod’un Başlığı
1917 – Der Jäger Gracchus (Avcı Gracchus) Brod’un Başlığı
1917 – Beim Bau der Chinesischen Mauer (Çin Seddi’nin İnşaasında)
1917 – Eine alltägliche Verwirrung Brod’un Başlığı
1917 – Der Nachbar (Komşu) Brod’un Başlığı
1919 – Brief an den Vater (Babaya Mektup)
1920 – Heimkehr Brod’un Başlığı
1920 – Die Abweisung (Geri Çevrilme)
1920 – Zur Frage der Gesetze (Yasalar Sorunu Üzerine)
1920 – Das Stadtwappen (Kent Arması) Brod’un Başlığı
1920 – Kleine Fabel (Küçük Fabl) Brod’un Başlığı
1920 – Die Truppenaushebung
1922 – Forschungen eines Hundes (Bir Köpeğin Araştırmaları) Brod’un Başlığı
1922 – Das Ehepaar
1922 – Der Aufbruch (Gezinti)
1922 – Gibs auf Brod’un Başlığı
1923–1924 – Der Bau Brod’un Başlığı
1925 – Der Prozess (Dava)
1926 – Das Schloss (Şato)
1927 – Der Verschollene (Amerika) İlk olarak 1912 yılında Kayıp olarak tasarlandı, fakat Brod tarafından Amerika olarak yayımlandı.