Fuzuli kimdir?


Güvenilir kaynaklara göre 1494 yılında Bağdat yakınlarındaki Hille’de doğan Fuzuli’nin babası aynı kentin müftüsüydü. Irak’ta doğup yaşayan ve orada ölen Fuzuli İstanbul’a gelmediği için, hayatına ilişkin bilgi kesin değildir. Asıl adının Mehmet olduğu söylenir. Oğuzlar’ın “Bayat” boyundan gelen Fuzuli’nin çok iyi bir eğitim görmüş olduğu eserlerinden ve Türkçe divanının “giriş”inden anlaşılmaktadır.

Fuzuli derin ve samimi bir aşk şairidir. Ölüm, toplum, yoksulluk, felsefe, tabiat temalarını hep bu aşk etrafında yazmıştır.

1508 yılında Şah İsmail Bağdat’ı aldığı zaman orada yaşamakta olup, Kanunî Sultan Süleyman’ın aynı kenti almasıyla Osmanlı uyruğuna geçmiştir. Bu arada Sultan Süleyman’a ünlü kasidesini sunmuş ve karşılında kendine bir aylık bağlanmıştır.

Fuzuli, şiirlerini Azeri Türkçesi, Farsça ve Arapça olmak üzere üç dilde yazmıştı. Azeri diyaleği ile yazmış olması, çok sayıda ve gerçekten değerli Türk ozanları üzerinde derin etkiler bırakmasını engellememiştir. Şiirleri halk arasında da çok tutulmuştur. Türkçe divanı gerçekten önemli ve düzyazı niteliğinde bir “giriş” ile başlar. Arapça ve Farsça ile olduğu gibi ,Türkçeyle de çok güzel şiirler yazılabileceğini savunmuştur. Bu savunmasının geçerliliği divanındaki örneklerle ortaya konmuştur.

Büyük ozanın Türkçe ve Farsça divanı birkaç kez basılmıştır. Arapça divanının da bulunduğu söylenir ama, bu eser şimdiye kadar ortaya çıkmamıştır. “Leylâ ile Mecnun” adındaki mesnevisi en ünlü eserlerinden biri, belki de birincisidir. Eser Bağdat Beylerbeyi Veys Paşa’ya adanmıştır. Eski bir Mezopotamya efsanesinden esinlendiği söylenir.

Hayatına ilişkin pek kesin olmayan söylentilerden biri Arapça öğretmeni Rahmetu Hah Efendi’nin kızına tutulduğu sonradan evlendiği bu kız için çok sayıda şiir yazdığıdır. Orta derece bir ozan olan oğlu Fazlı, büyük bir olasılıkla bu evlilikten doğmuştur. Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat seferi sırasında, Fuzuli orduda bulunan ünlü ozan Hayali ve Taşlıcalı Yahya Bey’le de tanışmıştır.

Görmediği İstanbul’da yaşamak, bu güzel kenti görebilmek için duyduğu özlemi bir türlü giderememiştir, 1555’de bir söylentiye göre veba salgınından ölen Fuzuli’nin türbesi Kerbelâ’dadır. Fuzuli’yi Azeri edebiyatının bir ozanı saymak biraz yanlış bir tutum olacaktır. Gerçekte, bütün Türk uluslarının en seçkin, en büyük ozanı sayılması gerekir. Eserleriyle sadece Doğu ozanları arasında değil, dünya klasikleri ölçüsünde büyük değer taşır.

Fuzuli “Hadıkad-üs-Suedâ” adını taşıyan eserinde, İslam tarihinin çok acılı bir olayı niteliğini taşıyan Kerbelâ faciasını tasvir etmiştir. Genel bir bakışla, Türk edebiyatının belirli dönemlerinde Fuzuli kadar geniş ve devamlı etki gösteren bir başka ozan sayılıdır.