Gabriel García Márquez kimdir?


Kolombiyalı romancı ve öykü yazarı. Yapıtlarında Güney Amerika insanının gerçeklerini masalsı bir boyut, renkli ve şiirsel bir anlatımla yansıtmıştır. Aracataca kasabasında doğdu. Ailesinin on altı çocuğundan biriydi. On üç yaşındayken başkent Bogota’ya gitti, bir manastır okulunda yatılı olarak ortaöğrenimini tamamladı. Ulusal Üniversite’nin Hukuk Fakültesi’ne girdi. İlk gençlik yıllarının büyük tutkusu olan şiir, üniversite öğrencisiyken okuduğu Kafka’nın “Değişim” öyküsünün derin etkisiyle, yerini öykü ve düzyazıya bıraktı. 1948’de gazeteciliğe başladı. El Universal gazetesinde on yedi ay süreyle redaktör olarak çalıştı. Bu dönemde önce Yunan tragedya yazarlarını, sonra S. Kierkegaard, J. Joyce, V. Woolf ve W. Faulkner’ı okudu. 1949 sonunda Barranquilla kentine yerleşti. Orada yayımlanan El Heraldo adlı gazeteye “Zürafa” başlığı ve Septimus imzasıyla gülmece yazıları yazmaya başladı.

gabriel-garcia-marquez
Gabriel García Márquez

1954’te başkent Bogota’nın iki büyük gazetesinden biri olan El Espectador’da yayın yönetmeni olarak çalıştı. Bir yandan da gene aynı gazetede, gülmece yazıları ve sinema eleştirileri yazıyor, geniş bir okur kitlesinin ilgiyle izlediği röportajlar yapıyordu. Bu röportajlar ona büyük ün kazandırdı. Ama kimse edebi yapıtlarıyla ilgilenmiyordu. İlk romanı La hojarasca (Yaprak Fırtınası) bu nedenle yayımlanmadan yıllarca bekledi. 1955’te küçük bir yayınevince az sayıda basıldı, ama ciddi bir başarı elde edemedi. Oysa bu yapıt Garda Marquez’in ilerde, özellikle Cien anos de soledad’ta (Yüzyıllık Yalnızlık) büyük bir ustalık ve şiirle kuracağı masalsı ülke “Macondo” nun bir habercisiydi. 1955 ‘te gazetesi onu Avrupa’ya gönderdi. Paris’ ten haber ve yazılar yollayarak yaşamını sürdürürken, gazetenin askeri yönetim tarafından kapatılmasıyla büyük bir yoksulluk ve sefalet içine düştü. Zaman zaman aç bile kaldığı bu karanlık dönemde de yazma tutkusu sürdü. Bu dönemin ürünleri arasında La mala

GAR hora (Şer Saati), El Coronel no tiene quien la escrıba ilk (Albaya Kimseden Mektup Yok) ve los funerales de romanları la Mama Grande (Büyük Ana’nın Ölüm Töreni) gibi yapıtlar vardır.

Kendisi bunları genellikle “akılcı” ve “önceden tasarlanmış” bulmakta, bu yönden eleştirmektedir. Üzerinde birleşilen kanı ise, bu dönem ürünlerinin siyasal bir çizgiye bağlı kaldığıdır. 1 959’da Kübalı devrimciler tarafından kurulan Prensa Latina ajansının Kolombiya bürosunda görev aldı.

Bir yandan  kendi ülkesindeki askeri diktatörlüklere karşı savaşan solun birliği için çaba gösterirken, öbür yandan da Kübalı devrimciler ve özellikle Fidel Castro ile kişisel dostluklar kurdu. Ancak, bir yazar ve aydın C1larak her zaman bağımsız düşünmeyi, yanlışları görmeyi ve kabul etmeyi ilke edinmişti. Bu nedenle Prensa Latina, Küba Komünist Partisi’ne bağımlı hale getirilince, 1 961 ‘de bu görevden ayrıldı. Kısa bir süre New York’ta kaldıktan sonra Meksika’ ya yerleşti. Mexico kentinde, oldukça zor koşullarda, yaşamını sürdürebilmek için gazetecilik ve üçüncü önemli Yalnızlık” ilgi alanı olan sinemacılık mesleklerini sürdürdü. Ama bu arada yaşamının yönünü değiştirecek olan büyük bir romana başladı: Yüzyıllık Yalnızlık. Tıpkı “öğretmenim” dediği Faulkner’ın, Yoknapatawha’sı gibi düşsel bir kent olan Macondo’da, bir ailenin birçok kuşağının olağanüstü yaşam serüvenini anlatan bu roman, daha yayımlandığı gün büyük ilgiyle karşılandı. Kısa sürede on yedi yabancı dile çevrildi, sadece İspanyolca konuşan ülkelerde milyonlarca satıldı,

Garda Marquez’e büyük bir saygınlık ve hayranlık kazandırdı. Aynı zamanda, yüzyıl başından beri önemli yapıtlar vermiş olan Latin Amerika edebiyatını da yeniden ilgi odağı haline getirdi.

Yüzyıllık Yalnızlık, kimi çevrelere göre düşsel bir kurgu, kimilerine göre Güney Amerika’nın bilinçaltı, kimilerine göre ise, sayısız İstilalar, sömürüler, baskılar, diktatörlükler, ayaklanmalar içinde savrulan herhangi bir Latin Amerika ülkesinin tarihidir. Ancak, kitabı okuyan herkes gibi eleştirmenlerin de üzerinde anlaştıkları tek nokta, Yüzyıllık Yalnızlık’ın gerek roman yapısı, gerekse anlatım yönünden özgün ve yetkin, içerik yönünden derin ve gerçeklere dayalı bir başyapıt olduğudur. Garda Marquez , hemen her konuşmasında, romanının “büyülü şiirselliği”ni kabul etmiş, buna karşılık “fantezi” nitelemesine kesinlikle karşı çıkmıştır. Ona göre Yüzyıllık Yalnızlık, tıpkı öbür öykü ve romanlarında olduğu gibi büyüleyici niteliğini gerçeklikten almaktadır.

Romanlarını, kendi deyişine göre bir solukta yazan, buna karşılık çok uzun, bazen yıllar süren bir ön çalışma yapan Gabriel García Márquez‘in 1975’te yayımlanan beşinci romanı El Otoiıo del Patriarca (Başkan “Başkan Babamızın Sonbaharı) ününü pekiştirdi. Yüzyıllık Babamız” Yalnızlık’ta yer yer doruğuna erişen şiirsellik burada tam bir anlatım biçimi haline gelmiştir. Nikaragualı büyük ozan Ruben Dario’va sayısız göndermeyle dolu olan roman, sadece virgüller ve noktalı virgüllerle ayrılmış tek bir cümleden oluşur. Yapıtı birçok yazar gibi Garda Marquez’in kendisi de “şiir-roman” olarak nitelendirmiştir. Başkan Babamızın Sonbaharı, başlangıçta halk tarafından sevilen, ama zamanla bu sevgiyi yitirip bir baskı ve zulüm aracı haline O’elen bir diktatörün uzun süren “yok oluşunu”, zengin bir görüntü malzemesi, güçlü bir şiir dili ile anlatırken baskıcı yönetimlerin egemen olduğu Latin Amerıka ülkelerindeki çürümeyi ve yozlaşmayı da parlak bir biçimde yansıtıyordu.

Garda Marquez, özellikle Yüzyıllık Yalnızlık romanının büyük başarısından son;a yazar olarak milyonlarca kişi tarafından sevilmesinden doğan gücünü, hem kendi ülkesinde, hem de başka ülkelerde demokrasinin ve İnsan haklan sorunlarının çözümü yolunda kullandı. 1974-1 979 arasında Alternatİ’lJa adlı haftalık bir dergi yayımlayarak ülkesindeki solu birleştirmeyi, diktatörlüğe karşı daha etkin bir çaba gerçekleştirmeyi amaçladı. Öbür vandan insan hakları konusunda Papa da dahil olmak üzere birçok etkili
devlet adamına başvurularda bulundu.

Ülkesiyle ilişkilerini koparmamış olan Garda Marquez  Kolombiya askeri çevrelerinin kendisini tehdit ettiğini açıkladı. Bu tarihten sonra çalışmalarını Mexico ve Paris gibi kentlerde sürdürdü. Kolombiya’dan ayrılışından hemen sonra yayımlanan romanı Cronica de una muerta anunciada (Kırmızı Pazartesi), sadece Kolombiya’da 1 milyon 150 bin gıbi rekor bir tirajla satışa sunuldu ve hemen tükendi. Kitap daha o yıl sona ermeden otuz iki yabancı dile çevrildi. Böyle bir durum yayıncılık tarihinde ilk kez görülüyordu.

Gabriel García Márquez birbirini izleyen bu başarıları, 1982 Nobcl Edebiyat Odülü’nü kazanmasıyla en yüksek aşamasına vardı. Ödül töreninde yaptığı konuşmada, ozöllikle az gelişmiş ülkelerde bugün yaşanan gerçekliğin, gelişmiş ülkelerin geçmişinde daha da olağanüstü boyutlarda yer aldığını, bundan öt_ür.ü de daha iyi anlaşılması gerektiğini vurguladı. Bu görüş aynı zamanda onun “fantezi” ile ilgili olumsuz yaklaşımını da açıklıyordu. Ona göre, gelişmiş ülkeler okurunun ya da aydın çevrelerinin, Güney Amerika edebiyatında görmeye çalıştıkları “fantezi”, aslında gelişmiş ülkelerde üç yüz yıl önce bir “gerçek” olarak yaşanmıştı. Azgelişmiş ülkelerin bugün masallar, hurafeler, cinler, şeytanlar, büyük ve kanlı yıkımlar, dehşet verici acılar içinde aydınlığa çıkmaya çalışan halkları, gerçekte, Engizisyon’la cadı kazanı gibi kaynayan Orta Çağ Avrupası’nın halklarından farklı bir “gerçek” içinde değillerdi.

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.