İspanya 1936 Baharı – İspanya İç Savaşı


Şubat 1936’da kurulan Halk Cephesi hükümeti 5 ay sonra General Franco’nun ayaklanması ile karşı karşıya kaldı. O vakitler İspanyol sömürgesi olan Fas’taki askeri garnizonu ayaklandıran Franco ispanya’run geri kalan bölgelerinde de ordu birliklerini ayaklanmaya çağırdı.

İspanya İç Savaşı

İçinde Sosyalist ve Komünist partilerin de bulunduğu Halk Cephesi hükümeti bu ayaklanmaya karşı çaresiz kaldı. Ne ordu birliklerini kendi tarafına kazanabildi ne de Franco’nun faşist ayaklanmasına karşı direnmek isteyen emekçileri silahlandırdı. Ama sonunda işçiler kendi başlarının çaresine bakarak silahlanmaya başladılar. İşçilerin silahlanma ve örgütlenme hızına ve gücüne bağlı olarak faşist ayaklanma durduruldu. Ne var ki, Halk Cephesi hükümetinin izlediği politikalar emekçilerin direnme azmine yeterince cevap vermedi ve süreç içinde faşistler ispanya’da demokrasiyi boğdular.

ispanya’ da 1936 yılında başlayan iç savaş faşistlerin galibiyeti ile bitmesine rağmen bugün çeşitli ülkelerde yeniden baş kaldırmakta olan faşistlere karşı mücadele etmek isteyenlere çok önemli dersler çıkarılabilecek bir deney oluşturmakta. Çıkarılması gereken ilk ve belki de en önemli deney ispanya devrimi ile faşizme karşı mücadelenin ne denli kopmaz bağlara sahip olduğudur.

Halk Cephesi hükümetinin şaşkın olduğu ilk günlerde silahlanan ve faşistleri birçok cephede durduran işçiler sorunları sadece faşizm olmadığını, ezenle ezilen, sömürenle sömürülen arasındaki mücadele olduğunu gördüler. Silahlanan işçiler aynı zamanda fabrikalara, işletmelere el koydular. Her işyerinde, her fabrikada işçi ko­miteleri kuruldu. Ulaşım, haberleşme, sağlık, güvenlik silahlı işçi milletlerinin eline geçti. İşçiler bununla da yetinmediler. Kırsal alanlara gidip yoksul köylüleri üretici birlikleri içinde birleştirdiler ve faşistlere karşı mücadeleye kazandılar.

Bütün bunlar Cumhuriyetçi İspanya’da iki iktidarı yan yana varlığı anlamına gelmekteydi. Bir tarafta statükocu Halk Cephesi, diğer tarafta işçilerin ve yoksul köylülerin iktidarı. Faşizmin durdurulabilmesi için, demokrasinin kurtarılabilmesi için gerekli olan ikincisinin kazanmasıydı ama ne yazık ki kazanan statükoyu korumak için mücadele eden Halk Cephesi oldu. İkincisi, yani devrim kaybetti çünkü bütün ispanya çapında mücadeleyi örgütleyecek bir devrimci sosyalist işçi partisi yoktu. İspanya yenilgisi dünyadaki diğer gelişmelerden ayn olarak ele alınamaz. İspanya iç savaşı kısa süre sonra başlayacak 2. Dünya Savaşı’nın bir provası oldu. Dünya çapındaki güçler ispanya’da karşı karşıya geldiler.

Alman ve İtalyan faşistleri var güçleri ile Franco’yu desteklediler. Silah, bilgi ve eğitilmiş kadro yolladılar. İngiltere, Fransa ve diğerleri Almanya ile çatışmama uğruna tarafsız kaldılar ve Almanya ve İtalya’nın İspanya’ya silah göndermesine göz. yumdular. Savaşın sonunda ise alelacele Franco rejimini tanıdılar. Fransa’ da içinde Ko­münist partisi’nin de bulunduğu Halk Cephesi hükümetinin de aynı politikayı benimsemiş olması aslında tek başına İspanya’da Halk Cephesi politikalarının neden iflas ettiğini göstermektedir. Sovyetler Birliği ise aynı yıllarda son derece acı günler yaşamaktaydı. 1929’da iktidara tam anlamı ile el koyan bürokrasi bu ülkede 1917’de gerçekleşen işçi devrimini yenilgiye uğratlll!Ş ve devlet kapitalizmini kurmuştu. SSCB anık bir işçi devleti değil başında bir sermaye sınıfının bulduğu bir ilke haline gelmişti. Stalin ise bu ülkenin tartışılmaz diktatörü olma mücadelesi vermekteydi. İspanya’da iç savaş başladığında Moskova’da son devrimciler alçakça temizlenmekteydi. Parti içinde temizlik üstüne temizlik yapılmakta, devrimci geçmişe ait herşey imha edilmekteydi. Uluslararası komünist örgüt olan Komintern ise artık Stalin’in basit bir dış politika aygıtı haline gelmişti.

SSCB’de devrimci geçmiş; devrimci kadrolar imha edilirken dünya işçi sının giderek daha çok Moskova’ya bakmaktaydı. İlk bakışta çelişik gibi görünen bu durum tarihin ironilerin den birisidir.  Stalin’in emrindeki koministler Çin’ de Şanghay devrimini Çin Komünist Partisi’ni burjuva Şan Kay Şek’in Kuamingtang’ın peşine takarak boğmuş, Almanya’ da Komünist Partisi’nin faşistlere karşı mü­cadeleden önce “sosyal faşist” diye suçladıktan sosyal demokrasiye karşı mücadeleye itmiş ve sonunda Hitler’in iktidara gelmesine yol açmış, Fransa’da ispanya’dakine benzer bir Halk Cephesi iktidarına Fransız Komünist Partisi’ni sokarken o güne kadar ki tüm komünist gelenekten ayrılmış ve işçi sınıfının partisini sermaye sınıfının arkasına takmıştı. Bütün bu gelişmeler SSCB’nin yaşaması uğruna yaşanmış fakat Avrupa’nın ve dünyanın dört bir yanında karanlık ortalığı kaplamıştı. Karanlık arttıkça işçiler çaresizce işçi sınıfının ilk vatanı Rusya’ya daha fazla bakar olmuştu.

Stalin ve Rus egemen sınıfı İspanya’ da özel mülkiyetin korunmasını isterken asıl olarak Almanya’ya karşı İngiltere ve Fransa’nın desteğini aramaktaydı. Asıl amaç onları korkutmaktı. Sonuç ise İspanya’da devrimin yenilmesi, faşistlerin kazanması ve Nazilerin daha saldırganlaşması oldu. Rusya ise zaman kazandı ve savaşa İn­giltere ve Fransa ile birlikte girdi.

İspanya iç savaşının öne çıkardığı çok açık: Faşizmi yenmek için sadece kararlılık, savaşcılık yetmiyor. Hatta büyük yığınların mücadeleye kazanılması da yetmiyor. İspanya’da bütün bunlar vardı. Bunlara ek olarak gerekli olan doğru ve devrimci politikalar ve bu politikaları hayata geçirecek devrimci bir partinin varlığıdır. Aksi takdirde yenilgi kaçınılmaz.

ispanya iç savaşı faşizme karşı  mücadele dersleri vermenin yanı sıra stalinizmin çirkin yüzünün de çok açıkca teşhir olduğu bir tarihsel dönem. 1989 Doğu Avrupa devrimlerinden sonra stalinizm bu ülkelerde çökünce artık dünya işçi sınıfı hareketi içinde eskisi kadar öneme sahip değil. Ama sınıf işbirlikçiliği, ihanet daima işçi hareketinin önünde duran tehlikeler. O yola sapıldığında sonuç felaket. işte ispanya! O yola girilmediğinde ise özgürlük var, büyük çalışan yığınlar için insanca bir yaşam var. Bir büyük devrimcinin, Rosa Lüksemburg’un dediği gibi, ya barbarlık, ya sosyalizm. ispanya’ da barbarlığı gördük ama sosyalizm mümkündü!

ispanya iç savaşının acı sonu

İspanyol devriminin yenilgisi kaçınılmaz değildi. O zaman Leon Troçki şöyle yazmıştı: “Herkesin bildiği gibi, bir iç savaşta yalruz askeri değil aynı zamanda politik silahlarla da savaşılır. Sadece askeri açıdan, İspanyol devrimi düşmanından çok daha zayıftı. Onun gücü büyük kitleleri eyleme sokmak yeteneğindedir. Orduyu bile gerici su­bayların elinden alabilir. Bunu başarmak için, ciddi olarak ve cesaretle sosyalist devrimin programını ileri sürmek gereklidir. “Bundan sonra toprağın, fabrikalann ve mağazaların kapitalistle­rin ellerinden halkın ellerine geçeceğini ilan etmek gereklidir. Bu programın işçilerin iktidarda oldukları eyaletlerde gerçekleş­mesi için bir an evvel harekete geçmek gereklidir. Faşist ordu böyle bir programın etkisine 24 saat bile direnemez.”İspanya ‘ya karşı savaş Nisan 1939’a kadar sürdüyse de , Barselona’da yaşanan Mayıs 1937 olaylan işçi iktidarı olasılığının so­nuydu, yani İspanyol devriminin sonuydu. Barselona’nın yenilgisi ile birlikte Franco ‘ya karşı askeri bir zafer umudu da bitti. Devrimi ezmekle, PCE aynı zamanda Cumhuriyet’i de ölüme mahkum etti.

Eğer savaş yalnızca iki karşıt ordu arasında olsaydı, eski egemen sınıfların iki kesimi arasında bir savaş olsaydı, o zaman belirleyici faktörler sadece teknik olacaktı yani hangi tarafın daha iyi silahlanmış olduğuna, daha çok askeri olduğuna, daha iyi stratejilere sahip olduğuna, havada üstünlüğüne, vs. bağlı olacaktı. Savaş bu sorunlara indirgendiği zaman, Franco’nun zaferi kesindi. Bitler ve Mussolini Franco’ya istediği kadar silah venneye ve ispanya’daki savaşı yaklaşan dünya savaşı için askerleri için eğitim alanı olarak kullanmaya hazırdı. Cumhuriyet’in böyle bir desteği yoktu. Meksika hariç, Bab demokrasileri Cumhuriyet’e sırtlarını dönmüşlerdi. Ve pratik olarak da Meksika moral destekten fazlasını veremedi. Bab hükümetleri işçi devrimi tehdidi yerine faşizmin zaferini tercih ediyorlardı. SSCB, kazanmak için değil, sadece savaşı uzatmak için silah sağlamaya hazırdı, ve bu silahlar sadece kendi kontrolu altındaki güçlere veriliyordu.

Franco’nun zaferi kaçınılmaz değildi ama Halk Cephesi partilerinin korkaklığı ve ihaneti ona bu zaferi sağladı. Halk Cephesi partileri işçilerin 1937’deki coşkusunu ‘Önce savaşı kazanın, daha sonra devrimi kazanın’ vaadiyle korumayı becerdiler. işçileri silahsızlandırdıkça ve devrimin ilk günlerindeki kazanımları geri aldıkça, bu vaat boş bir laftan öteye gidemedi. Moral azaldı ve yerini savaştan bıkkınlığa bıraktı. Korkaklık ve ihanet Halk Cephesi’nin stratejisinin kaçınılmaz bir sonucuydu. Mücadelenin eski düzenin sınırları içinde tutulma sırasında israr eden Halk Cephesi partileri, işçiler bu düzene karşı eyleme geçtiklerinde, kaçınılmaz olarak eski düzeni savunmak zorunda kaldılar. İşçi iktidarı olasılığı Franco’yu olduğu kadar Cumhuriyet’i de tehdit ediyordu.

Bu devrimcilerin savaşın sonuçlarına kayıtsız olabilecekleri anlamına gelmez. Cumhuriyet işçi sınıfı örgütlenmesini geri tutmayı hedefliyordu, Franco ise onu tamamen imha etmeyi planlıyordu. Bu anlamda, birinci görev kuşkusuz Franco’yu yenmekti. Ancak bu yenilgiyi sağlamak için, Halk Cephesi tarafından dayatılan sınırların dışına çıkmak gerekliydi. Bu gerekliliğin en çarpıcı örneği Halk Cephesi’nin Fas’la ilgili politikasıydı. Franco’nup ordusunun belkemiği dayanılmaz sömürge hayatından tek kaçış olarak orduya katılmış olan Faslı askerlerdi.

Sovyetler Birliği, cumhuriyetçi ve sosyalistlerin yardım çağrısına etkili bir yanıt vermezken daha ziyade diplomatik alanda destek vermeye çalıştı. 3 senelik iç savaş sonrasında General Franco 1939 yılında İspanya’ya tam anlamı ile egemen oldu.

2. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Batı Akdeniz’de yeni bir faşist rejim daha ortaya çıkmış oldu.

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.