İsrail’in Kökeni ve İbraniler


İbrani Adı ve Kökeni

İbranilerin kökeni konusu bilim insanlarının farklı görüşleri sonucunda pekte açığa kavuşmuş değildir. İbranilerin kökeni konusunda öne sürülen en önemli görüş, onların kuzey Mezopotamya kökenli Sami ırkından olduklarını savunan görüştür.

İbranilerin izine ilk kez Mezopotamya kayıtlarında rastlanmaktadır. Kaynaklarda Hapiru, Habiru olarak adlandırılan İbraniler, yerleşik hayattan daha ziyade göçebe bir yaşam tarzı içindeydiler. Yerli halk tarafından ise İbraniler, yersiz ve yurtsuz olarak adlandırılmaktaydılar. Mısırlıların kullandığı ve Eski Ahitte geçen Habiru kelimesi İbranileri aşağılayıcı bir nitelik taşımakta idi. İbraniler, ilk başlarda bu ismi benimsemiş olsalar da daha sonra “İbrani” ismini kullanmışlardır. Kenanlıların İbranilere verdiği bu isim ‘nehrin kaşsısına geçen’ anlamına gelmektedir.

İbrani isminin İsraili olarak değişmesi ise Yakup Peygamberin tanrısal bir yaratıkla savaşının ardından ortaya çıkmıştır. Bundan sonraki dönemlerde ise İbrani kelimesi yazı ve dini ritüellerde kullanılmaya başlamıştır.

İbrani Coğrafyası

M.Ö. 1000 yılı dolaylarında İsrail’in temelini oluşturan küçük bir kent devleti ortaya çıkmıştı. Temelde ise İsraillilerin yaşadığı coğrafya Mısır ve Suriye arasında yer almaktaydı. Bölge batıdan doğuya üç bölümden oluşmaktaydı. Bunlar, Akdeniz Sahili, Yayla ve Şeria Vadisi’ydi. Vadinin batısı bereketli ve gür iken doğusu kayalık ve verimsiz araziden oluşmaktaydı. Bölgenin kuzeyinde Lübnan ve Anti-Lübnan dağları yer almaktaydı. Bölgede bulunan Şeri Nehri Suriye ve Filistin’den geçerek Lut Gölü’ne dökülmekteydi. Bu göl Akdeniz’den 390 m alçak bir konumda ve oldukça tuzlu bir yapıya sahipti. Bu nedenle de çevresi yerleşik yaşama müsait değildi.

İbrani Tarihi

İbrani tarihinin ilk dönemlerine ait bilgiler Mezopotamya, Mısır kaynakları ve dini metinlerden elde edilmektedir. Özellikle Tevrat M.Ö. 1800 yılına kadar İbrani tarihini aktarmaktadır. İbrani tarihinin incelenmesindeki en önemli yardımcı kaynak ise Kitab-ı Mukaddes(İncil)’dir. İlk dönem İbrani tarihini (1800-1250) Tevrat ile incelemek mümkündür. M.Ö. 1800 yılında İbrahim Peygamber ve kavmi Fırat Nehrini geçerek Tanrının kendilerine gösterdiği Filistin(Arz-ı Mevud)’e gelir. Bölgedeki Kenanlılar(Fenikeliler) ise bu halka “Nehri Aşan” anlamına gelen İbrani adını vermiştir. Kenanlılar tarafından kabul edilmeyen bu kavim bir müddet burada göçebe olarak yaşamıştır. İbrahim Peygamberden sonra ise İbranilerin başına yine İbrahim Peygamberin soyundan olan İshak, Yakup ve Yusuf Peygamberlerin geçtikleri bilinmektedir. Yakup Peygamberin etrafında toplanan 12 kabileye ise İsrail oğulları denir. Yakup Peygamberin oğlu Yusuf Peygamber ise sonradan Mısır’a göç etmiş ve kavmiyle buraya bir müddet yerleşmiştir.

M.Ö. 1700 yılında İbrahim peygamber tek tanrı için tapınak yapıp kurban kesme inancını sağlamlaştırmış idi. İbrahim Peygamberin ölümünden sonra İbraniler, 12.yy’ın sonuna kadar Mısır’da yaşamaya devam etmişlerdi. İbranilerin bölgede giderek nüfus bakımından çoğalması ve önemli rütbeleri işgal etmesi Mısır’ın yerli halkı tarafından hoşnutsuzluk ile karşılanmış bunun sonucunda da bölgede İbranilerin soyunu kurutmak için harekete geçilmişti. Bu soykırım karşısında Musa, Nil’in sularında yıkanan firavunun kızları tarafından kaçırılarak kurtarıldı.

Yahudilerin inancına göre Musa Peygamberdir ve İsrail’in ilk başkanıdır. Geleneğe göre ise Musa Peygamber Sina Dağından Tora’yı(Tevrat) almış ve İsrail dininin kurucusu olmuştur. Babası Amram ve annesi Levi kabilesine mensup olan Musa, Firavunun sarayında yetişmiştir. Delikanlılık çağında ise bir İbrani’ye kötü muamele yapan Mısırlıyı öldürerek Midyan’a kaçmıştır. Orada çobanlık yapmış, bu sırada rahip Jethero’nun kızı Tsipara ile evlenmiştir. Musa Peygamber, İbraniler üzerinde devam eden baskılardan halkını kurtarmak için Mısır’dan ayrılmıştır.

Mısır’dan ayrılan İbraniler M.Ö. 1250 yılında Musa tarafından Sina bölgesine yerleştirilmiştir. Burada 12 kabileye ulaşan İbranileri Musa Peygamber tek çatı altında toplamıştır. Musa, bu birleşimde dini kuralları uygulayarak Tanrının ona bildirdiği “10 Emir’i”  açıklamıştır. Kısa sürede dinlerinden dönen İbraniler 40 yıl sürgün hayatı yaşamıştır. Daha sonra Musa tarafından ikinci kez Filistin’e getirilen İbraniler, burada bulunan Fenikelileri yenilgiye uğratmışlardır. Yapılan bu savaşı kazanan İbraniler Lut Gölü’nün çevresine yerleşmişlerdir. Daha sonra ise 12 bölgeye yerleşen İbraniler 12 kola ayrılmışlardır.

Bölgede meydana gelen Filistin İbrani mücadelesi ise İbranilerin milli kimlik kazanmalarını sağlamıştır. Bu bakımdan baktığımızda ilk İbrani siyasi birliği Filistinlilerin, İbranilerin topraklarını yakmak için düzenledikleri akınlar sırasında gerçekleşmiştir. M.Ö. 1180’lerden başlayan Benjamin kabilesinden Kral Saul önderliğindeki direniş, Filistin’e son vermiştir. Saul’un hükümdarlığı döneminde İsrail devlet olma yolunda hızlıca ilerlemiş, halk karizmatik bir kurtarıcı gözüyle Saul’e bakmaya başlamıştır. Bu teşkilatlanma Davud Peygamberin kuracağı büyük devletin de temellerini oluşturmuştur.

Davud Peygamber Dönemi

Davud, Kral Saul’un maiyetinde yüksek rütbeli biriydi. Kral ona ölümcül bir kıskançlık besleyince Davud, Yehuda dağlarına kaçtı. Kısa sürede burada paralı Filistin ve gönüllü İbranilerden bir ordu oluşturdu. Davud’un Calut ile dövüşü ve kazanması sonrasında İbraniler arasındaki itibarı hızlıca arttı. Bu olayın ardından İbraniler ikiye bölündü. Kral Saul ile Davud peygamber arasındaki savaştan Davud peygamber zaferle çıkınca Kral Saul kızını ona verdi. Davud peygamber ülkeyi tekrar siyasi birlik altına alarak teşkilatlandırınca göçebe yaşayan İbranilerin hayat tarzları da değişime uğradı. Filistinlilere boyun eğdirip Kenanlı izlerine bu topraklarda son verdi. Böylece İsrail milletinin birliği sağlanmış, bir hükümet, bir merkezi idare ve mahalli bir takım idareler ihdas etmiştir.

Süleyman Peygamber Dönemi

Krallığı, Fırat’tan Kızıl Deniz’e kadar genişleten Davud’dan sonra Süleyman başa geçmiştir. Süleyman peygamber, İbranilere altın çağını yaşatmıştır. Bölgedeki ticaret yollarına hâkim olmuş, filosu sayesinde değerli madenlerin İsrail’e akmasını sağlamıştı. Kral Süleyman, Kudüs’te Sina tepesine muhteşem bir mabet inşa ettirmiştir. Kudüs’ün konumunu kullanarak ticaret yollarında vergi almıştır. İnşa ettirdiği limanlar sayesinde gemileri Hindistan’a kadar ulaşmıştı. İsrail’i vergi bölgelerine ayıran Kral Süleyman yeni bir ilke imza atmıştır. Fakat bu durum o öldükten sonra devlette ayrışmalara sebep olmuş, kuzeyde bulunan 10 kabile evletten ayrılarak ülkeyi ikiye bölmüştür.

Kuzeyde 10 kabile tarafından kurulan İsrail Devleti kısa sürede inanç bakımından güneydeki İbranilerden ayrılmıştır. Yönetim olarak da güneydekiler Davud peygamberin izinden giderek monarşiyi kuzeydekiler ise kim kral olmalı sorusunu sorarak demokrasiyi aramaya başlamışlardı. Kuzeydeki İsrail devleti dini maiyetlerinden iyice uzaklaşarak eski Fenike mabetlerini onarıp iki altın buzağa tapınmaya başladı.

Kuzeydeki İbraniler dinlerini güneydeki Yuda Devletine kabul ettirme çabasına girince kanlı savaşlar meydana geldi. Bu kanlı savaşların sonunda İsrail Devleti Asur tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Ön Asya devletlerinin Asur’a karşı başlattığı birliğe katılan İbraniler III: Salmanasar’a yenik düşünce haraç vermeye başladılar. Bu olay İsrail ile Yuda Devleti’ni yakınlaştırdıysa da yeni bir mücadele döneminin başlamasına engel olamadı. İsrailliler kendi dinlerini Yuda halkına kabul ettirmeye zorlaması durumunda mücadeleler ateşlendi. Ardından Peygamber İlyas ve Elyas arasında süren mücadeleler hanedan değişikliği ile son buldu.

Hanedan değişikliği ile başlayan huzur ve sükûnet bir süre sonra son buldu. İsrail devleti Suriye Aramileri ile birleşerek Yuda Devletine saldırdı. Yuda Devleti kralı Süleyman, Asur kralı II. Tiglatpilaser’e değerli eşyalar göndererek yardım istedi. Bunun sonucunda II. Tiglatpilaser M.Ö.734 yılında İsrail’e saldırarak krallığı işgal edip yağmaladı. Ardından başkentte bulunan halkın bir miktarını Asur’a sürgüne gönderdi. Yuda Devleti de vergi vermeyi kabul ederek yıkılmaktan kurtulduysa da devlet içerisinde devam eden din çatışmaları devletin zayıflamasına sebep oldu. Yahova ve Boal arasında ki çatışma fitili ateşlemişti. Galip gelen yahova yanlılarından rahipler devlet politikasını adeta ellerine aldı. Yuda Devleti, Mısır ve Babil arasındaki çatışmalarda Mısır’ın tarafını tutan bir tavır sergileyince Babil Kralı bölgeyi istila etmeye başladı. M.Ö. 597 yılında Kudüs’ü ele geçiren Babiller, kenti yağmaladı. Halkın bir kısmını ise Babil’e sürgüne gönderdi. Bağımsızlığını kaybedip bağlılık bildiren İbraniler fazla dayanamayarak isyan edince Babil kralı bu sefer Kudüs’ü yakıp yıktı. Kent hahamlarını öldürdü ve Kudüs halkını Babil’in ücra yerlerine sürdü.

İbranilerin 60-70 yıllık sürgünü onların milli kimlik kazanmalarına sebep oldu. Yahudilerin kendilerine has bir din olduğunu kabul eden İbraniler bunu milli bir din olarak kabul etmeye başladı. Babil’in Pers egemenliğine girmesiyle sürgün hayatları son bulan İbraniler, Pers Kralı Kyros tarafından M.Ö. 536 yılında çıkartılan emirle topraklarına geri dönme hakkına kavuştu. Pers kralı Artakserkses, 445 yılında Musa’nın yasalarını resmi devlet yasası olarak kabul etti. Onun bu tutumu Tevrat’ın yazılı bir hal olarak ortaya çıkmasına sebep oldu.

M.Ö. 332 yılında İskender Filistin’i ele geçirdi. Bununla birlikte de Helenistik etkileri Yahudi başrahipleri üzerinde görülmeye başladı. Hatta bir süre sonra başrahipler tamamen yunan kökenli olmaya başladı. Helenistik etkilerinin artması sonucu bağımsızlığını kaybeden Yahudiler Roma hâkimiyeti döneminde ise Hıristiyanlık gibi bir din ile karşı karşıya geldi. Artan Roma baskısı ise Kudüs’ün işgaline sebebiyet verdi.

İbrani Sosyal Hayatı ve Kültürü

İbrani Sosyal ve Kültürel hayatı bugünkü Yakındoğu ve şimdiki Avrupa Kültürünün gelişmesinde ve dini hayatın şekillenmesinde çok önemli olmuştur. İbraniler ilk zamanlarda tarım ve hayvancılığın yanında her türlü günlük işlerde çalışıyorlardı. Hatta bazıları paralı askerlik bile yapmaktaydı. Hayvancılık güneyde küçükbaş olarak sürdürülüyordu. İbraniler kabileler halinde yaşamaktaydı. Her kabilenin başında Şefler bulunuyordu. Kabile içerisinde 2000’e kadar savaşçı bulunabiliyordu. Öyle ki Kabile şefleri yerleşik hayata geçer geçmez kendilerini bölgenin hakimi olarak ilan ediyorlardı. Kalıcı olmayan güçlerini ve yetkilerini de bölgenin kralı emrinde sürdürüyorlardı.

Devlet teşkilatı içinde ülkenin sosyal ve ekonomik yaşamını ellerinde tutan krallığın sarayında yüksek rütbeli subaylar ve görevliler tüccarlar, ve büyük toprak sahipleri olan soylular bulunurdu. Ticaretten elde edilen lüks eşyaları soylular kullanmaktaydı. Bu sayede de soylular rahat bir yaşam sürmekteydi. Zenginlerin büyük bir çoğunluğu küçük baş hayvanlara ve kadınlardan oluşan kölelere sahipti. Ülke topraklarında adalet ve ticaret bu soyluların elindeydi.

Oluşan bu sosyal farklılık Musa, Davud ve Süleyman peygamberlerin yapmış olduğu icraatlar vasıtasında dengelenmeye başlanmıştır. Sami ırkından olan Yahudilerin kullandığı dil İbranicedir. Kelimenin kökü Arapçadan dere ve nehrin öbür kenarına geçmek manasında olan İbır’den gelir. Kenan diyarından dünyanın dört bir tarafına yayılan ve varlığını diasporada sürdürmesi nedeniyle İbranice özellikle 19. Yüzyılda Avrupa’da ivme kazandı. Yine İbranice 20. Yüzyıl ortalarından itibaren İsrail’de sosyal hayatın bütün alanlarında giderek daha fazla kullanılmaya başlamış ve modern manada bir yazı ve konuşma diline dönüşmüştür. İbrani Alfabesi sağdan sola doğru yazılan ve harflerin ayrı ayrı yazıldığı 22 sessiz harften oluşur.

En eski İbrani belgeleri M.ö. 1200 yılından kalma Kenan dili yazısıyla yazılmış metinlerden oluşur. İbraniler dillerini ve alfabelerini Sina çölünün göçü sırasında belgeye aktarmışlardır.

İbrani Sosyal hayatına etki yapan dini ve ahlaki kanunlar Musa tarafından halkına öğretilmiştir. İki taş levhaya yazılı bu kanunlar Tanrı tarafından 10 Emir olarak Musa’ya bildirilmişti. Bu kanunlardan üçü Tanrıya olan vazifeleri kalan yedisi ise yakınlarına olan vazifelerini içermektedir.

İbranilerin o dönemde tek tanrılı bir dini benimsemeleri onları Ön Asya kavimlerinden farklı kılmıştır. Musevilik olarak ta adlandırılan bu tek tanrılı Yahova kültürünün oluşması kısa sürede gerçekleşmemiş çok tanrılı bir inanç sisteminin içinde sancılı bir şekilde dönemin iktidarlarıyla çatışarak oluşmuştur.

Kültürün temelinde Tanrı Yahova birdir ondan başka tanrı yoktur düşüncesi yatar. Yahova dünyayı yaratan ve yönetendir.

İbranilerin dini kanun ve kitabı Tevrat’tır. Tevratı konu alan konular zamanla kaleme alındırdığı için ilahi mahiyetini kaybetmiştir. Tevratı oluşturan 5 ana unsur bulunur. Bunlar sırasıyla Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye  dir.

Tevrat ilk olarak M.Ö. 10. Yüzyılda derlenmiştir. Bu ilk edebi metinlere ise daha sonra dünyanın yaradılışınıve İsrail oğullarının Kenan ülkesini ele geçirişi de Yahudi tarihi olarak eklendmiştir.

621 yılında ise yenileme çalışmaları yapılarak Tevrat tek metin halinde toplanmış ve böylece Tora oluşturulmuştu. Tevrat’ın kesin normlar bütünü haline getirilmesi ise M.S. 2. Yüzyılda gerçekleştirildi.

Diğer dinlerde bulunan Evrensellik anlayışının aksine Yahudiliğin sadece İbranilere gönderilen özel bir din olduğu fikri günümüzde halen geçerliliğini korumaktadır.

Roma İmparatoru Titus İbranileri bölgelerinden sürmesi ve Kudüs’ü tahrip etmesinden sonra İbraniler tarihsel süreçte bir takım dini politik değişmelere giderek Arz-ı Mevud düşüncesine yönelmişlerdir.


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.