Jean Paul Sartre Kimdir?


Varoluşçu felsefenin geliştiricisi, 20.yy’ın en “baba” felsefecilerinden Jean-Paul Sartre’nin hayatını.

Alışık olduğumuz gibi önce Sartre’nin mesleklerini sayacağım. Aydın adamların hemen hemen hepsinde gördüğümüz “her şey olma” arzusu ya da güdüsü elbette Sarte’de de var. Sartre Oyun yazarı, roman yazarı, biyografi yazarı, eleştirmen ama en önemlisi filozof. Zaten bizim de burada onu anlatma nedenimiz filozof olması..

Yine klasik olarak aydının hayatından söz edeceğiz. Kanımca, bu aydınların hemen hemen hepsinin düşüncelerinin oluşumunda hayatlarındaki trajediler, yaşadıkları toplumun koşulları, yaşadıkları çağın durumu çok etkili olmaktadır. Elimden geldiğince çok bilgi vermektense öz bilgi sunmaya çalışacağım..

Jean-Paul Sartre 75 Yaşında Öldü..

Jean-Paul Sartre, 21 Haziran 1905 yılında Paris’te doğdu ve yine 15 Nisan 1980 Paris’te öldü. Varoluşçu felsefe diye adlandırdığımız felsefeyi geliştirdi, birçoklarına göre bu felsefe alanını kurdu.

Babasını Görmedi bile..

Jean-Paul Sartre’nin babası Jean-Baptiste Sartre bir subaydı. Jean-Paul Sartre, henüz çok küçükken öldü. Babasını neredeyse hiç tanımadı. Annesi Anne-Maria ile büyüdü. Annesi, bu yolda yalnız değildir, Jean-Paul Sartre daha çok Almanca Profesörü olan dedesi tarafından yetiştirir.

Simone de Beauvoir ile tanışma…

Jean Paul Sartre, aklen gönülden bağlı olacağı eşi Simone ile 1929 yılında tanışır. 1928 yılında École Normale Supérieure’de mezuniyet için sınava giren Sartre, sınavda sonuncu olur. Gelecek yılın sınavlarını beklerken 1929 yılında Simone ile tanışır. Sartre’yi sınava hazırlayan Simone de aynı sınava girecektir. Sınav günü gelir çatar, ikisi de sınava girer. Sonuçlar heyecanla beklenir ve en sonunda sonuçlar açıklanır: Sartre birincilikle Simone ikincilikle bitirmiştir okulu. İkisi de felsefe bölümünden mezun olmuştu..

Bir Dönem Öğretmenlik Yaptı.

Jean Paul Sartre, mezun olduktan sonra 1931-1945 yılları arasında çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı. Öğretmenlik yaptığı yıllarda, klasik bir öğretmenden çok uzakta kendi yöntemleriyle bilgilerini aktarmaktaydı. Öğretmenliği, Paris’te yaptı. O zamanlar Paris, 1940 yılından beri Almanların işgalindeydi.

Almanlar Tarafından Hapse Atıldı..

Jean Paul Sartre, II. Dünya Savaşı esnasında Almanlar tarafından esir edildi ve hapse atıldı. 9 ay hapiste esir kaldı. Hapisten çıkar çıkmaz “Direniş Hareketi”ne katıldı. Direniş hareketi, Fransa’da Almanların sert tedbirleri yüzünden ortaya çıkan bir harekettir. Almanlar, Paris’i işgal ettiklerinde Fransa ile Almanya arasında ateşkes imzalandı. Almanlar, askerî mahkemeler ile sert önlemler ve kararlar aldı. Birçok Fransız, orantısız cezalara maruz kalarak idam ettirildi. Nisan 1942 yılında Fransız Direniş Hareketi üyelerinin 23 tanesi idama mahkum edildi.

Ateşkes, Almanlara Fransızların iç işlerine müdahale hakkı da veriyordu çünkü. Yalnız, her ne kadar kanlı yargılamalara sahne olsa da Fransız Direniş Hareketi daha da sert direnişlerde bulunmaya başladı. İşte Jean Paul Sartre, bu aralar “Sinekler” adlı oyununu yazdı. 19432te yazdığı bu oyunu sahnelemek istediğinde Almanlar ona izin verdi çünkü Almanlar onun bir direnişçi olduğundan habersizdi. Aynı keza aynı yılda “Varlık ve Hiçlik” oyununu yazdı ve sahneledi. Kimi araştırmacılara göre bu oyunlar, kendi felsefesinin ilk adımlarıydı.

Les Temps Modernes bir başlangıçtı..

Jean Paul Sartre, Les Temps Modernes adlı edebî ve politik dergiyi kurduğunda 40 yaşındaydı. Öğretmenlik yapmış, hapse atılmış, ülkesi ve yaşadığı şehir işgal edilmiş bir adam olarak politikaya ilgisiz kalmasını elbette bekleyemeyiz. Sartre, dergisini şu sözlerle ifade ediyor: “Şöyle ifade edebilirim: Her şey politiktir, yani her şey toplumun tamamını sorguya ve mücadeleye açık hale getirir. Les Temps Modernes‘in başlangıç noktası buydu.”

1945 Yılı ve Jean Paul Sartre’nin Politik Görüşü

1945 yılında II.Dünya Savaşı bitmişti. 1945 yılı, Fransızlar için bir zaferdir ama bu zaferin arkasında Fransızlar tarafında yapılan katliam göze çarpar. Fransa, elinde fazla askerî gücü olmayan bir devletti Nazi Almanyası tarafından işgal edildiğinde. Askerî gücü onlara Cezayir göndermişlerdi. Ve bu yardımın karşılığı olarak Cezayirliler, Fransızlardan özgürlüklerini istemişlerdi. Fransızlar bu teklifi kabul etmiş göründü ve Fransa, Cezayirli askerlerin yardımıyla savaştan galip çıktı, topraklarını kurtardı.

Cezayirliler, 8 Mayıs 1945 yılında sokağa döküldü.. Neden mi? Çünkü özgür olacaklardı. Fransızlar söz vermişti.. Halk coşkuyla sokaklarda kendi bayraklarını sallarken Fransız askerli halkın üzerine ateş etmeye başladı. 45 bin kişi öldü. Kimisi evlerinden çıkarılıp öldürüldü, tecavüzler, çocuk katliamları.. Tarihe Fransız katliamı olarak geçen bu gün, Fransa’nın utanç yılıdır. İşte Jean Paul Sartre, buna karşı çıkmıştır. Fransa’nın Cezayir’i kırıp geçirmesine karşı çıkmıştır. Dergisinde bunları yazmıştır.

Unutmamakta fayda var, 1945 yılında Hiroşima’ya Amerika tarafından nükleer bomba atılmıştı. Dünya, gayet karmaşık ve yok olmanın eşiğindeydi..

Jean Paul Sartre ve Kominizim

Jean Paul Sartre, kendi ağzından SSCB yakınlaşmasını şöyle dile getirir: “SSCB savaşa girdiğinde komünistlerle ittifak kurmak üzere yola çıktık. Aramızdan biri onlarla üniversitede -yine entelektüeller- temasa geçti. Fransız Komünist Partisi’nin (PCF) üst kademesiyle iletişime geçtiler ve cevabı getirdiler: “Onlarla çalışmak söz konusu dahi olamaz, Sartre Naziler tarafından direnişe sızmak ve Almanlar adına casusluk yapmak için serbest bırakıldı”.

Jean Paul Sartre, o zamanlar Varlık ve Hiçlik yazarı idi. Bireysel özgürlükleri savunurdu, salt özgürlüğü savunurdu. Üstelik bir dönem felsefe araştırmaları için Berlin’e gittiği olmuştu. Bu bakımdan komünistler tarafından kara listeye dahi alındı.

PCF’de buna rağmen uzun süre varlığını sürdürdü. Jean Paul Sartre, PCF ile aynı görüşlere sıkı sıkıya bağlı olmadığını söylüyordu zaten, yalnız kendinden emin bir sosyalist olduğunu da vurguluyordu.

Yalnız, SSCB’yi de eleştirirdi, PCF’yi de, komünizmi de.. Yalnız, kendisi de dile getiriyor ki Komünist topluluklar, küçük burjuvazi entelektüellerinin toplanma yeri ve ha bire bildiri yazıyorlar..

1968 yılında Sovyetler Gerçek Yüzünü Gösterdi..

Sovyetlerin Polonya’ya müdahalesi, Fransa’da eylem yapan öğrenciler, Jean Paul Sartre’nin entelektüel kimliğini sorgulamasına neden oldu.

Özgürlükçü bir adamdır ve herkesin düşüncesi ne olursa o düşünceyi söylemesini isterdi. Bu bakımdan bir vakit Maocu propaganda yapan gazetenin sokaklarda satılmasına yardım etti. Bu birçok eleştirmene göre Maocu yakınlaşmasıydı. Ama kanımca, özgürlükçü olmasından kaynaklanıyordu.

Gözleri giderek bozuluyordu…

Jean Paul Sartre, 1974 yılında, 69 yaşındaydı ve gözleri iyiden iyiye görmüyordu. Bu aşamada, geri kalan hayatını Doğu’daki insanların dramlarına dikkat çekmek için harcadı. O, her zaman insanı özgür olarak görmek istiyordu. Zaten 74 yaşında hayata gözlerini yumdu..

Jean Paul Sartre ve Simone de Beauvoir İlişkisi

“Roman, felsefe politik ve sosyal deneme, biyografi ve otobiyografi yazarı, gazeteci” der Simone de Beauvoir’un adını herhangi bir siteye yazdığınızda. O da Sartre gibi entelektüeldir. Aynı zamanda feminist bir kadındır. Yalnız o, otobiyografisini yazdığı 3 ciltlik eserle hem Sartre’yi hem kendisini tanımamızı sağlamıştır. Kendisi hakkında en yalın bilgiyi ise yine kendi eseri olan “Bir Genç Kızın Anıları” adlı kitabından ediniriz. Sartre ile olan ilişkisini de “Simone De Beauvoir Sartre’a Mektuplar” kitabından öğreniriz.

Yalnız burada bu aşka çok fazla değinmeyeceğiz; yalnızca özet geçeceğiz.

Simone de Beauvoir, bir feministti. Şimdi anladığımız kadar sığ bir feminist değildi elbette. Kadınların haklarını, kadınların erkeklerle aynı haklara sahip olduğunu bağıran bir kadındı. Ve bir kadının bir erkeğe bağlanmasının saçmalığından bahsederdi. O, “bir erkeğin arazisi” olmayı istemezdi, evliliği de kadınların yapmak zorunda oldukları bir şey olarak görmezdi.

Bu bakımdan Sartre olan ilişkisi, bize empoze edilen ilişki tipinden farklıydı. Sartre ile Beauvoir, aşklarını evlilik kisvesi altında olmadan sürdürdüler. Başka insanlarla birlikte olabiliyorlardı. Hatta (bu biraz garip gelebilir ) kendi ilişkilerini birbirlerine anlatabiliyorlardı. Toplumun pek de kabul etmediği bir birliktelikti onların ki ama onlar ömürleri boyunca böyle yaşadı.

Simone de Beauvoir, onu var edenin Sartre olduğunu dile getirmekten korkmayan bir kadındı. Aşklarından hep söz ettiler, birbirlerine ne zaman ve nerede buluşacaklarını söylediklerinde her ne olursa olsun orada olurlardı (İkisinin de savaş döneminde olduklarını hatırlarsak bu çok ciddi bir durumdur).


E-posta hesabınız yayımlanmayacak.