Kahve hakkında bilgi


Herkes bilir ki “Kahve Yemen’den gelir”. Yakın zamanlara kadar kadınlar, tabii ki sadece yaşlı olanları, falcı komşuları hallerini görebilsin diye fincanlarını kapatırken Yemenli Şeyh Şazili ruhuna fatiha okurlarmış. Şeyh Şazili 14- yüzyıl sonlarında Yemende yaşamış olması muhtemel bir sufi şeyhi. Kahveyi ilk içtiği rivayet edilen ‘ulu’ kişilerden biri; anlaşılan Anadolu diğer rivayetlerden daha fazla Şazili’ye itibar etmiştir. Şazili Arap dünyasında da en itibar edilen rivayettir; öyle ki bir zamanlar Arap yarımadasında kahveye Şazili adı verildiği bile söylenmektedir. 16. yüzyılın ünlü Arap yazarı Ceziri’ye göre kahveyi ilk içen kişi ez-Zebhani olarak da bilinen Yemenli Cemalleddin Ebu Abdullah Muhammed ibn Said’dir.

Bir olay yüzünden Aden’i terk ederek Etiyopya’ya gitmek zorunda kalan Zebhani orada kahve içen insanlarla karşılaşmış; Aden’e döndüğünde hastalanmış ve aklına kahve içmek gelmiş. Kahve onu iyileştirmiş. Kahvenin yorgunluk ve uyuşukluğu giderme, canlılık ve dinçlik kazandırma özelliklerini keşfetmiş ve tarikata girince diğer tarikat mensuplarıyla birlikte kahve içer olmuş.

Kahve en çok Brezilya’da yetişir

Kahve insanlar tarafından öylesine sevildi ki, rivayetler çok daha eskiye gitmeye başladı; yine 16. yüzyılda yaygın olan bir söylentiye göre, kahveyi ilk içen kişi Hz. Süleyman’dır. Süleyman yolculukları sırasında uğradığı bir şehirde şehrin sakinlerinin bilinmeyen bir hastalığa yakalandığını görür ve Cebrail’in buyruğu üzerine Yemen’den gelen kahve çekirdeklerini kavurarak bundan hazırladığı içeceği hastalara verir. Bunu içen hastalar iyileşir.

Kahveyi ulu kişilere yakıştıran bu rivayetlerin yanında Halil Erdoğan Cengiz’in de kahvenin kahpeliğini anlatan bir hikâyesi var: “Geçmiş zamanlarda Yemen vilayetinde düşük ahlaklı bir kadın, erinlik anından öldüğü zamana değin utanç verici fiiller ile meşgul bulunmuş, pek çok öğüt verilmiş ise de kulak asmayarak o halde vefat etmiş; bu yüzden yıkanma ve gerekenlerin sağlanıp kefenlenmesi maddesi bilginler ve’halk arasında haylice dedikodu ve tartışma konusu olmuş, nihayet, İslamiyet’in gerektirdiği şekilde yıkanıp kefenlenmesi uygun görülmeyerek olduğu şekliyle Hıristiyan mezarlığına gömülmüş; Hıristiyanlar dahi kabul etmeyerek, geceleyin bunun mezardan çıkarılarak toprağa atılmış olduğunu şeyhlerden bir zat keşf eyleyerek, derhal dervişlerden birini mahalline göndererek tekkesine getirip ve hemen yıkanıp teçhiz ve kefelenmesinden sonra tekkenin içine gömdüğü; bir süre sonra evli olmadığı kişilerle cinsel ilişkide bulunmasıyla anılan kadının üreme organı üzerinden bir ağaç belirerek bir tür meyve ortaya çıkmış ve yukarıda sözü geçen şeyh anılan ağaçtan hasıl olan meyveleri kaynatıp yalnız suyunu içer olduğu; ve bir gün şeyhin işinin çıkmasından dolayı meyvenin kaynatılıp suyunu elde edilmesi işini dervişlerden birinin sorumluluğuna bırakarak ve sakın kaynar iken taşımamağa dikkat eyle diye tekrar tekrar sıkıca tembih eyleyerek dervişin yanından gitmiş. Sözün kısası dervişin dahi ansızın bir manisi çıkmasından dolayı bakılamayıp taştığı anda şiddetli bir çığlık atıp: Eyvah! Zengin ve yoksul ve erkeklerin ve kadınların tiryakiliğine sebep oldun, diye hayli esef ettiği ve doğal olarak kadınlarda olan çekiciliğin, albeninin ve kahvede dahi bulunduğu… ve kahveye aslında kahpe yemişi denildiği ve kahvenin görünüşü ferce benzediğini doğruladığı ayrıntılarıyla beyan olunmayla, yeri gelmişken değersiz kullarının eserine dahi ilave kılınmıştır.”

 

Kahve hakkındaki bu rivayetler, kahvenin yasaklandığı ve kahvehanelerin kapatıldığı, kahve içenlerin tütün ve içki içenlerle birlikte cezalandırıldığı dönemde haram fetvası veren ulema ile, kahvenin içiminin tekrar serbest bırakılmasından sonra helal fetvası veren ulemanın kafa karışıklığı ile denk düşüyor. Ebussuûd Efendi haram fetvası vermiş fakat III. Murad ve I. Ahmed döneminde yasaklar etkisiz kalmış, 1623-1640 yılları arasında IV. Murad’ın idam cezası uygulamasıyla kişisel olarak ehl-i keyfin peşine düşmesiyle kahve de tütün ve alkolle birlikte tehlikeli madde olmuştur. Sonunda ulema, kahve pişirme tekniğini tam kavrayamadığı, çekirdeklerin kavrulmasının harama yol açıp açmadığı gibi teknik bir konuyla tartışmayı tatlıya bağladı. Hatta kahve sözcüğüyle Allah’ın adlarından Kavî’nin ebced hesabıyla 110 ettiğini ve bu nedenle ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını ileri sürenler de çıktı.
Kahvenin 1000 yıllarında İran’da çok nadir de olsa bilindiği, ünlü hekim Ibn Sina’nın kahve içtiği söyleniyor. Ama kahvenin o zamanki adı şimdi de Habeşistan’da bilindiği adıyla fcatnc’du. Araplarda bugün bildiğimiz kahve henüz tanınmıyorken, Arapça sözcük kahva şarap anlamını taşıyordu. Bugünkü kahve kendi anlamını ancak, önceleri Habeşistan’da, sonra da Yemen’de yetişen ilk kahve bitkileri gelmeye başladığında, yani 14. yüzyılda kazanmaya başladı.

Kahve Aden’de 1470, Kahire’de 1510, Mekke’de 1511, İstanbul’da 1517’de göründü. 1544’de İstanbul’da Tahtakale’de iki Suriyeli Arap ilk kahvehaneyi açtılar. Venedik’e 1615, Paris’e 1643, Londra’ya 1651 ’de girdi. Paris’te 1670, Viyana’da 1680’de ilk kahvehaneyi açanlar Ermeniler oldu. 1650’de kahvenin tıbbi özellikleri tartışılıyordu. Uyarıcı özelliğiyle bugün Amerikan kültürünün kapitalist temponun ihtiyacı olarak gördüğü kahve, 1700’lerde yükselen burjuvazi arasında yayıldı, hem de yeni kamusal mekân olan kahvehanenin doğmasında etkili oldu, ciddi, eşitlikçi toplanma mekânları yarattı (bkz. Kahvehane). Avrupalılar dünyanın çeşitli yerlerinde kahve plantasyonları kurdular, Cava’da daha 1712’de kahve tarımı haşladı. Hollanda Cava ve Doğu Hint Adaları’nda, Fransa Antillerde kahve yetiştirdi. İngiltere kralı II. Charles kahvehaneleri kapatmayı düşünürken çay, kahve ile arasındaki rekabeti kazandı. Plantasyon sahibi olmayan Almanya’da ise yasaklar ve vergiler devam ederken, yerli ürün bira tavsiye ediliyordu. İstanbul’da da kahve önce devlete ait dibeklerde dövülerek öyle satışa çıkarılmıştı. Kahveye nohut vb. katmamaları için dibekçilerin başına yeniçeri ustalarından dört kişi konulmaktaysa da, Reşat Ekrem Koçuya göre, yeniçeriler kahve sahiplerini zorla uzaklaştırarak nohut katar ve aradaki farkın kârını dibekçilerle bölüşiir- lerdi.

Karacaoğlan kahveyi “ağalar beyler içerler” diye tanımlarken, Koç Köroğlu üç huyuyla tanınırdı: Birinci huyu, biri yerinden kalkarsa yerine oturur, İkincisi, yemekte önce pilav yer ve sonuncusu, kahveyi kaynar kaynar içer, bir dikişte bitirir. Kahve uzun zaman pahalı bir keyif maddesiydi. Bu durum Anadolu’da ve genel olarak Ortadoğu’da, özellikle yalıtılmış kırsal kesim kahvehanelerinde belki hiç kahve pişirilmemiş olmasıyla da belgelenir. Güney Doğu Anadolu’da ise ‘mırra’ törensel bir içecektir.
Türkiye’nin en yaşlı şirketleri arasında kuruluşu 1871’e uzanan Kuru- kahveci Mehmet Efendi Mahdumları bulunur. Fakat Anadolu’da kahve ekimiyle ilgili çalışmalar başarılı olmamıştır. İkinci Dünya Savaşı koşulları içinde kahve 1941’de Tekel kapsamı içine alınarak dağıtımı bayiler eliyle yapılmış, ilk kez 1727’de kahve satışına başlayan ve dünya kahve ihracatçılarının başında gelen Brezilya’dan kahve ithal edilmeye başlanmıştır. Ama kahve tiryakilerini en fazla etkileyen 1974 ekonomi kriziydi. Kahve pahalandı ve karaborsaya düştü. 1976 Mayıs’ında kilosunu 50 liradan 65’e çıkaran zam kabul edildi. 2 Şubat 1977’de çekirdek kahvenin kilosu 100 liraydı. 1978’de Brezilya’dan yapılan ithalat artırılarak 210 liraya çıkan fiyat 170 liraya düşürüldü, ithalat rejimi düzenlemeleri sırasında kahveden alman vergi % 40’dan % 30’a düşürülerek tiryakiler rahatlatıldı. İthalat fonunun 500 dolardan 100 dolara indirilmesi ise 1989 yılını bulacaktı.

Klasik kahve fincanı bugünkülerden küçük ve kulpsuzdur. Kâğıt gibi incecik fincan, ısıdan tiryakiyi korumak için ‘zarf’ denilen özel kapların içine konulur. Kahvenin çekirdeğin evde kavrulup çekildiği, mangal ateşinde ağır ağır pişirildiği, ‘zaman’ sorunu olmayan günler geçti, şimdi İstanbul ve Ankara’da yalnız kahve yapan lüks dükkânlar açılmaya başlandı. Ama artık bir yerde kahve ısmarlarken ‘Türk kahvesi’ diye özel olarak belirtmek gerekiyor, olağanı neskafe kabul ediliyor. İşin cilvesi, Yunanistan’da da artık Türk kahvesi denmesi istenmiyor, Yunan kahvesi demek gerekiyor.

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.