Kürk mantolu madonna kitap incelemesi ve özeti » E-Kütüphane

Kürk mantolu madonna kitap incelemesi ve özeti


Kürk Mantolu Madonna kitap özeti

Konusu: Hikayenin kahramanı Raif isimli bir kişinin kendi içine sakladığı kimselere söyleyemediği bir aşk hikayesi ve Raif Efendi’nin hissettiklerinin Sabahattin Ali tarafından ustaca yansıtılmasıdır. Eser tüm zamanların en hüzünlü aşk öyküsü olmakla kalmaz, aynı zamanda, edebiyatımızın en başarılı psikolojik anlatılarından da birisidir.

Sabahattin Ali
Sabahattin Ali

Kürk mantolu madonna kitap özeti

İki farklı dünyaya ait iki insanın ilginç sevdasının hikayesidir. Belki de en dikkat çekici hatta tek ortak yanları kendi yaşadıkları çevreye ve insan kalabalıklarına olan yabancılaşmalarıdır. Rasim 20‘li yaşlarda işten çıkarılınca işsiz dolaşan bir gençtir.

İşsiz kalmanın yarattığı sıkıntılar baş gösterirken tesadüf eseri eski arkadaşı Hamdi ile karşılaşır. Kendi çalıştığı yerde yönetici olan Hamdi, isteği üzerine Rasim’i işe aldırır. Maaş pek yeterli olmasa da Hamdi’nin şimdilik başka şansı yoktur. Ankara’da yaşamak hele hele işsizken oldukça zahmetlidir.

Şirkette işe başladığında Raif Efendi adında bir oda arkadaşı olur. Aynı odada birlikte görev yaptıkları Raif efendi çevirmenlik yapmaktadır.

 

Onun hakkında oldukça içe kapanık ve duygusuz biri olduğu söylentilerinden haberdar olan Rasim, geçen onca haftaya rağmen gerçekten de aksini görememiştir.

Kendisi de Raif efendinin hissiz ve tekdüze bir insan olduğunu düşünmeye başlar. Hiç bir insani tepki vermeyen Raif efendinin bu halleri bazen Rasim sinirlenmesine dahi yol açar.

İşyerinin müdür yardımcısı olan Hamdi bir çevirinin gecikmesi üzerine Raif Efendi’ye oldukça kızar. Bu durum karşısında her zamanki gibi sessiz kalıp, susmuştur Raif Efendi.

Fakat bu kez Hamdi Bey’in bir resmini yapar bu resmi gören Rasim ise Raif Efendi hakkında belki de iik kez alışılmışın dışında bir şeyler düşünür. Resmi çok beğenmiştir ve başarılı bulmuştur Rasim. Bunun ardından Raif Efendi artık Rasim’in gözüne daha farklı ve ilgi uyandırıcı biri gibi gelmiştir.

Bir gün Raif Efendi hastalandığı için işe gelemez. Yetişmesi gereken çeviriler olduğu için Rasim işIeri Raif Efendi’nin evine kadar getirir. Rasim bu sayede Raif Efendi’nin aiIesini de tanıma şansı yakaIar. Fakat Raif Efendi’nin aile yaşamı da pek farkIı değiIdir.

O sanki aiIesinin yanında biIe yabancı birisidir. İşe gidip geImekten, akşamIarı aIışverişe gönderiImekten başka bir işe yaramayan, belki de robotIaşmış birisidir.

Bu durum çevresindekiIerin böyIe görmesinden öteye kendisinin kabuIIenişi iIe aIakaIıdır. Bu kabuIIenişin arkasında yatanın ne oIduğunu yaInızca Raif Efendi biIebiIir. Birde onun sırrına ortak oIabiIecek biriIeri. Eğer varsa tabi.

Günlerden bir gün Raif Efendi daha önce yaşadıklarına benzemeyen ciddi bir hastalık geçirmektedir. Geçen zaman bütün monotonluğuna rağmen Rasim’i, Raif Efendiye yakınlaştırmış. Onda ilgi çekici bir yan belki de bir gizem aramaya başlamıştır.

Göründüğü kadar pasif biri olamayacağını ve bir hikayesi olduğunu hissetmektedir. Hastalık iyice can sıkıcı bir hal alınca Raif Efendi, Rasim’den iş yerinde bulunan hatıra defterini getirmesini ister. Ertesi gün defter eline ulaşınca Rasim’e onu sobaya atmasını söyler.

Fakat Rasim, Raif Efendi’yi ikna ederek defteri okumak istediğini söyler. İlk başta kabul etmeyen Raif Efendi sonrasında ikna olur. Şimdi yeni bir sayfa açılmıştır artık onun hikayesinde. Belki de bir fırsat olmalı bu. Son nefesini vermeden önce Raif Efendi’nin gerçekte kim olduğunu anlama fırsatı.

Hatıra defterinde Raif Efendi’nin aslen Havron’lu olduğu ve içe kapanık bir çocukluk geçirdiği yazmaktadır. Yalnızlığını kitap ve resim yardımıyla gidermeye çalışmıştır. Önce İstanbul’da Güzel Sanatlarda okumaya başlar burada eğitimi bitmeden babası tarafından Almanya’ya gönderilir.

Orada sabunculuk öğrenmek için bir fabrikada işe başlar. Bir yandan bir pansiyon da kalmaktadır. O yaşta Avrupa’ya giderek aslında hayalini de gerçekleştirmiştir. Fakat onun esas ilgi alanı sabunculuk değil sanattır.

Resim sergilerini gezen Raif bir gün Kürk MantoIu Madonna adlı tabIodan oldukça etkilenmiştir. Öyle ki pek çok kez sadece bu tabloyu görmek için sergiye gitmiştir. Bir gün tabIonun sahibi Maria Puder onun yanına geIir ve tanışırIar. ŞaşkınIığını gizIeyemeyen Raif kekeIemeye başIar fakat onun tabIoya iIgisi oIdukça açıktır. Günlerce gelmiş ve aynı tabloyu fiIm izIer gibi seyretmiştir.

Artık Maria Puder’Ie tanış oIan Raif ona aşık oImuştur. BirIikte zaman geçirir ve eğIenirIer. Maria’da oIdukça kendine has bir insandır. Tıpkı Raif gibi çevresine yabancıIaşmış ve özeIIikIe erkekIere karşı güvensizdir.

Bir yıIbaşı günü güzeI bir günün ardından birIikte oIurIar. Fakat ardından Maria Puder Raif ‘e aşık oImadığını, hissettiği şeyin aşk oImadığını söyIer ve bir müddet görüşmezIer. Ayrı geçen günIer Raif Efendi için oIdukça çekiImez geImiş ve bir gün Maria Puder’in yanına gittiğinde onun hastaIandığını öğrenmiştir.

Bunun üzerine hastaneye gider ve iIk gece dışarıda bekIer ardından geIen günIer Maria Puder’in bakımıyIa iIgiIenir. Raif ‘in bu iIgisi ve özverisi Maria ve onu tekrar yakınIaştırmıştır.

Bir gün memleketten geIen teIgraf Raif’in babasının öldüğünü yazar. Acilen Havron’a dönmesi gerekmektedir. Maria bu durumu anlayışla karşılar ve vedalaşırken ona güven verir. “Beni çağır, nereye dersen gelirim Raif” der. Bunun ardından Raif memlekete gidip işleri yoluna koyacak ve Maria’yı çağıracaktır.

Bir müddet mektupIaşmaIarı sürer. Raif bir yandan da babasının ardından işIeri yoIuna koymaya çaIışmaktadır. Ama onun akIı hep Maria Puder’de kaImıştır. Kürk MantoIu Madonna’sında. Bir zaman geIir ve Raif mektuplarına cevap alamaz.

Gönderdiği mektupIar aynı adrese geri geImeye başIar. Çok acı çeken Raif, aIdatıIdığını düşünür ve ümidini kaybeder. Gerçekte sevmediği birisiyIe evIenir ve çocukIarı oIur.

Yıllar geçip giderken Raif’ten bir şeyleri alıp götürmüştür. BeIki de bir şeyIeri değiI onun her şeyini almıştır geçen zaman. Onu yaşayan bir ölüye, kendisini tanıyan herkesin düşündüğü gibi hissiz bir robota çevirmiştir.

BeIki de zaman değiIdi onu bu haIe sokan Kürk MantoIu Madonna’sını yitirdiği an bitmişti onun için gerçek yaşam. O andan sonra asIında ne kadar yaşadığı ve ya zamanın onu nereye götürdüğünün pek bir önemi yoktu.

Çünkü o zaman tünelinde bir yerlerde kalmıştı. Fiziki varlığı sürüyor nefes alıyor fakat gerçekte yaşamıyordur. Hayatında ilk kez güvenmiş ve güveni boşa çıkmıştır. İlk kez sevmiş ve aldatılmıştır. En sevdiğinin bu yaptığı karşısında o tüm insanlığa sırt çevirmiş ve ümidini yitirmiştir.

İnsanlar ona ne verebilirdi ki, en sevdiği, en güvendiği çekip gitmişken diğer insanlarIa nasıl insani iIişkiler kurabilirdi ki, nasıl güvenebilirdi? İşte böyle düşünüyordu Raif.

Yıllar sonra Ankara’da daha önce Almanya’da aynı pansiyonda kaldığı bir Alman kadınIa karşıIaşır. Kadın aynı zamanda Maria Puder’in akrabasıdır.

Yanında küçük bir kız çocuğu vardır kadının. Raif Efendi, yıllar sonra eline geçen fırsatı kaçırmak istemez, belli belirsiz sorularIa Maria Puder hakkında bir şeyler öğrenmek ister. Kadın ona Maria Puder’in 10 sene önce ciddi bir hastalık geçirdiğini söyler.

O esnada hamile oIan Maria tüm risklere rağmen çocuğu doğurmak istemiş ve doğum sırasında hayatını kaybetmiştir. Maria bir kız çocuğu dünyaya getirmiştir ve babasının bir Türk oIduğunu öğrenir Raif kadından. Dönüp kendi kızına bakar az sonra tren hareket eder. Kendi kızı kadınIa birIikte gözIerinin önünden çekip giderken Raif döner ve yaşadıklarını siyah kaplı defterine tek tek yazar.

Rasim defteri okuyup bitirdiğinde Raif Efendi’nin gerçek yaşamından haberdar olur. Onun iç dünyasını keşfeder. Ertesi gün defteri sahibine geri getirdiğinde Raif Efendi’nin öldüğü haberini alır, ailesinden.

Ana Fikri: Hayatta karşımıza çıkan her insanın bir hikayesi vardır. Sessiz içine kapanık insanların göründüğü gibi değilde aslında içinde ne fırtınaların koptuğu. İnsanları diğer insanların yorumlarına bakarak değerlendirilmemesi gerektiği ve herkesin yaşanmaya, okunmaya değer bir aşk hikayesi olduğu.

Olayların ve şahısların değerlendirilmesi:

İlk hikayenin kahramanı yazarın kendisi ve Raif Efendi’dir. Hamdi Bey, yazarın iş bulmasına vesile olan kişidir. Yazar yeni iş yerinde Raif Efendi ile tanışır. İlk hikayede aynı zamanda Raif Efendi’nin karısı Mihriye Hanım, küçük kızı Nurten, büyük kızı Necla, baldızı Ferhunde Hanım, baldızının kocası Nurettin Bey yer alır. İkinci hikayenin kahramanları ise Raif Efendi ve Maria Puder’dir.


Kürk mantolu madonna kitap incelemesi

Türkiye’deki kütüphanelerde yapılan araştırmaya göre 2015 yılında en çok Kürk Mantolu Madonna kitabı ödünç alındı. Bu kitap hayatımızda neye tekamül etti? bizi nasıl etkiledi de bu kadar okuduk?

Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna kitabında insanı da aşkı da öyle naif, öyle duru anlattı ki aradan 80 yıl geçti biz hala birbirimizi anlamaya o kitaptan başlıyoruz.

“Her şeyi, her şeyi, bilhassa ruhumu
Hiç bulunmayacak yerlere saklamalı”

Kürk Mantolu Madonna’nın kahramanı Raif Efendi’nin günlüğü böyle bitiyordu. Bu aynı zamanda hikayenin de sonuydu. 80 yılda milyonlarca okuru peşinden sürükleyen, tekrar tekrara okuyan ama hiç filmi çekilmeyen Sabahattin Ali Romanı.

İlk olarak 1940 yılında Hakikat gazetesinde 48 bölümde yayınlandı. 3 yıl sonra bir roman olarak kitapçılardaydı. Raif Efendi ve Maria Puder‘in aslında yaşanan ama bir türlü kavuşulamayan aşkını anlatıyordu. Kitap üzerine pek çok araştırma yapıldı, tezler yazıldı. İngiliz yayıncılar kitabı modern klasikler arasına aldı. İlk basıldığı 1943 yılından bu yana 1 milyondan fazla sattı. Ama tüm bunlar Kürk Mantolu Madonna’nın sırrını çözemedi. Bu güne kadar bir sürü aşk romanı yazılmıştı peki Kürk Mantolu Madonna’nın farkı ne idi?

Sabahattin Ali kendi romanı şöyle anlatmaktadır, Bu eser benim kafamın içerisinde yıllar önce hazırlanmıştı. Yazıya dökmemek imkansızdı diye tarif edecekti.

 Kitaba ilk eleştiri Nazım Hikmetten geldi

Nazım Hikmet Ran
Nazım Hikmet Ran

Kitaba yapılan ilk eleştirilerlerden birisi Nazım Hikmet’ten gelecekti. Bursa hapishanesinden Sabahattin Ali’ye yazdığı mektupta şu satırları kaleme alıyordu. “Kürk Mantolu Madonna, ben bu kitabı hem sevdim hem kızdım. Evvela ne için kızdığımı söyleyeyim. Kitabın birinci kısmı bir harikadır. Bu kısmın kendi yolunda intişafi yani bir küçük burjuva ailesinin içyüzünü tahlili öyle bir haşmetle genişletmek istidadında ki, insan buradan ikinci kısma geçerken elinde olmayarak yazık olmuş bu çok orjinal çok mükemmel başlangıç ve imkan boşuna harcanmış, keşke bu başlangıç harcanmasaydı, diyor. Ben başlangıcı okurken yani Berlin’e kadar olan pasajı, senin benim anlamadığım manadaki realizmine hayran oldum. Beni dinlersen o başlangıcı almak ve kahramanı ölümünü kısaca tekrarlamak suretiyle o ailenin efradı ve eşhasının hayatları etrafında bir ikinci cilt, ayrı bir roman yapabilirsin, böylelikle de dinlemeye başladığımız harika musiki birdenbire kesilmiş olmaz. Gelelim ikinci kısmına, o kısım, başlı başına bir büyük hikaye olarak güzeldir ve böyle bir tecrübe gerek senin için gerekse Türk edebiyatı için lazımdı. Sen bu tecrübeyi başarıyla yaptın.” Nazım Hikmet /1943 Bursa Cezaevi.

Yazar – Eleştirmen Füsun Akatlı ise kitabın 78. basımının önsözünde Türk anlatı edebiyatının küçük ve zarif bir mücevheri gibidir diye tarif etmektedir.

Kürk Mantolu Madonna’da ne buluyoruz?

ahmet ümit
Ahmet Ümit

Yazar Ahmet Ümit, Kürk Mantolu Madonna kitabını değerlendirdi. Nazım Hikmet’e katılıyorum. Kitapta iki farklı roman var. Bir tanesi küçük burjuva ailesini anlatıyor. Diğer tarafta  ise olağanüstü bir aşk hikayesi var. Romanları yazarken belirli kurallar vardır. Roman yazarken uygun dil, karakterlerin derinlemesine anlatılması önemlidir, hikayenin anlatılması ve kurgulanması önemlidir. Bunların hepsini yaparsınız ama roman olmayabilir. Bu büyü okuyucu zamanında sarar ya da aradan zaman geçtikten sonra okuyucuyu sarar. Kürk Mantolu Madonna böyle bir roman. Bir yanı ile Türk erkeğini çok iyi anlatıyor, anneye bağlı bir karakter var. Kadın kahraman Maria Puder ise daha güçlü bir karakter. Bütün aşklarda olan önemli bir mesele var ki bir araya gelememek meselesi bunu Sabahattin Ali şahane bir biçimde anlatmış. Kürk Mantolu Madonna’ya baktığımızda ikili bir yapı görürüz ama tuhaf bir şekilde yepyeni bir yapıtın ortaya çıkmasına yol açmıştır ki, aradan geçen bunca seneye rağmen çok okunan bir kitaptır.

Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali: Romandaki sevginin samimiyeti şimdiki toplumu etkiliyor

Filiz Ali
Filiz Ali

Babamın arkadaşlarının; “sen şimdi aşk romanı yazacak adam mıydın” dediklerini biliyorum. Ne babamın beklediği ne de benim beklediğim bir beğeniye ulaştı. Gerçekten sürpriz oldu.

Bu romanda anlatılan hepimizin bildiği bir aşk değil. Raif efendi tipik bir erkek değil. Maria’da tipik bir kadın değil. Rolleri değişmiş gibiler. Maria Puder, Raif efendiye kız gibisin diyor. Raif Efendi çok saf bir adam, kibar bir adam aynı zamanda hayatında hiçbir tecrübesi de yok. Sadece anlattığı öykü değil, aynı zamanda insanların birbirine karşı duydukları sevgi, o sevginin samimiyeti, o sevginin ne kadar güçlü olduğu meselesi demek ki şimdi toplumdaki insanı çok etkiliyor. Yani olmayan bir şey olduğu gibi etkiliyor.

Okullara davet ediliyorum, orada gençlerin Kürk Mantolu Madonna’dan bahsederken gözlerinin dolduğunu görüyorum. Müthiş bir özlemle okuyorlar. Böyle bir hayatı biz neden yaşamıyoruz? bizim hayatımızda neden böyle aşk yok? diyorlar. Ufacık dünyanın içerisinde yoğun duyguların yaşandığı bir roman. Bu açıdan Sabahattin Ali’nin diğer romanlarına benzemeyen bir tarafı var.

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.