Lefter Küçükandonyadis Kimdir?


Lefter Küçükandonyadis Türk futbolunun sembol ismi Lefter Küçükandonyadis, 1923 yılında İstanbul Büyükada’ da dünyaya gelir ama Heybeliada’ da büyür. Ciddi anlamda top kovalamaya 16 yaşındayken Taksimspor’da başlar. Askerliğini Diyarbakır’ da yapar.

Dönüşünde Fenerbahçe’ye transfer olur. 1951-1953 yılları arasında İtalya’nın Fiorentina ve Fransa’nın Nice takımlarında forma giyerek dünya çapında bir futbolcu olduğunu tescil ettirir. 1954’te Türk Milli Takımı Futbolun ordinaryüsü Lefler Lefter kendisini tedaviye reaksiyon göstermeyen bir Fenerbahçe hastası olarak tarif ediyor.

Lefter Küçükandonyadis
Lefter Küçükandonyadis

Türkiye’nin ilk kez katıldığı Dünya kupası maçlarında oynar. Türkiye’ye döndüğü 1953-54 futbol sezonunda hastası olduğu Fenerbahçe’ye transfer olur. Türk Milli Takım formasını tam 50 kez ıslatırken 21 gol kaydeder. Futbol Federasyonunun “Altın Şeref Madalyası” nı alan ilk futbolcu olur. 1966 yılında futbolu bıraktığında tam 43 yaşındadır. Yurt dışında ve Türkiye’de birçok takımın teknik direktörlüğünü yapar. Taraftarlarca çok sevilen, üstün futbol tekniği yüzünden “ordinaryüs” lakabı verilen Lefter Küçükandonyadis şu anda çok sevdiği futbolu ve Fenerbahçesini sade bir izleyici olarak huzur içinde yaşadığı “Sevgili Büyükada” sından izlemektedir.

İlk konuğumuz Türk futbolunun ordinaryüsü, efsanesi Le/ter Küçükandonyadis … Dikkat buyurun bu futbol deviyle değme gazeteciler röportaj yapamamışlardı. Zira hiç kimseyi kabul etmiyordu.

“Buyrun gelin, bir çayımı için ama ne mikrofon, ne kamera hiçbirini istemiyorum” diyordu. Üstelik bir süre önce geçirdiği
rahatsızlık sebebiyle kapı gibi “doktor raporu” vardı. “Vaziyeti Lefteriye” yi bize hatırlatan ailesi, röportaj teklifimizi kibarca reddetti.

Ancak Lefter olmazsa bu yazı dizisi bütün romantizmini kaybedecekti. Çünkü röportajını yaptığım bütün duayenler, “ille de Lefter” diyorlardı ve ekliyorlardı; “Zor kızım, Lefter bu … Hiçbir gazeteciye konuşmadı! .. ”

İyi de yıllarını bu mesleğe vermiş gazeteci abilerim, onca tecrübelerine rağmen Lefter’i “ikna” edememişken ben nasıl edecektim? .. Her ne kadar televizyon ve radyo tecrübem olsa da şu gazetecilik denen “zenaat” farklı kabiliyetler istiyordu. Eskiler “teşbihte hata olmaz” derlermiş, insanın biraz kaşarlı olması gerekiyor.

Eh biz de az kaşarlı değildik ama taze kaşardık ve bu iş için eski kaşar olmak gerekiyordu. Elimdeki en büyük koz çalıştığım gazetenin kişilik haklarına duyduğu saygıydı. Gazete yönetiminin sıkça hatırlattığı bir düstur vardır; buna göre, haber yaparken insanları rahatsız etmeyeceksin ve asla yalan yazmayacaksın. Bunun çok faydasını gördüm.

İnsanlar, “Türkiye Gazetesi” deyince derin bir saygı duyuyorlar,sözlerinin çarpıtılmayacağını bilerek rahat konuşuyorlardı. Lefter’in ailesinde de bunu gördüm. Niyetimin onu asla rahatsız etmek ve heyecanlandırmak olmadığını, bir futbol dehasını yeni nesillere tanıtmak istediğimi anlatınca yeşil ışık yaktılar ve topu Lefter’ e attılar. İyi de, Lefter kendisine atılan topun üzerinden atlarsa ne yapacaktım? .. Bunun için büyük yardımlarını gördüğüm iki tecrübeli isimden faydalandım; Özcan ve Ali Şirin abiler. .. Bunun ne kadar isabetli olduğunu Lefter’in masasına oturduğumda anladım. Onu yormamak için röportajı kısa kesip kaydı kapatmama rağmen sohbetimiz devam etmişti. O çok hoş aksanıyla ve nüktedan anlatımıyla hatıralarını peşpeşe sıralıyordu.

Lefter Küçükandonyadis

Gazete binasındayız. Üç gergin ve heyecanlı insan birbirlerine meraklı gözlerle bakıyor. Sessizliği Özcan Genç abi bozuyor.
“İstikamet Büyükada, ileri. .. ” Büyükada vapuruna biniyoruz. Niyetimiz malum, hiçbir gazetecinin
yapamadığını yapmak, yani Lefter’i uzun boylu konuşturmak.

Vapur derseniz tatilcilerle ağzına kadar dolu. Çoluğu çocuğu ve bawlu alan bütün İstanbul sanki buradaydı. Ne yalan söyleyeyim ayaklarım titriyordu. Adalar konusunda “ihtisas” sahibi Özcan abi ve medyanın “Evliya Çelebisi” gazeteci Ali Şirin abi, “Gel gel” diyorlar, “burada durulmaz! .. ” Daracık vapur merdivenlerine yönelip çıkıyoruz kaptan köşküne … Kapıyı açıp beni buyur ediyorlar içeri, sanki gemi babalarının malıymış gibi… Özcan ahinin “selam ün aleyküm millet! .. ” sesini duyan köşk personeli şaşkın; “bunlar da nereden çıktı?” diye … Kaptanın arkası dönük. Muhtemelen, “işportacılar işi azıttı. Buraya kadar çıktıklarına göre … ” diye düşünüyor olmalı. Ama diğerleri, bembeyaz giysilerin içinde “müstemleke valisi” edasıyla resim veren Özcan ahiyi ve her daim karizmatik tavırlarıyla Ali Şirin ahiyi görünce “vardır bir sebebi” deyip susuyorlar. Bizimkiler hiç oralı değil, 5 dakika sonra lütfedip kaptan paşaya durumu izah ediyorlar; “Türkiye Gazetesindeniz aaabi! .. Aşağısı mahşer gibi de … ”

Sonra başlıyorlar muhabbete … Benim ise kulağım onlarda, aklım Lefter Küçükandonyadis ile yapmak istediğim röportajda … Kaptanın; “Bakın yunuslar … ” sesiyle kurtuluyorum zihinsel gelgitlerden. Gerçekten yunuslar bir dala bir çıka vapurumuzla yarışıyorlar. Özcan abi Büyükada’nın tekmil eşrafına haber uçurmuş “geliyorum” diye … Onlar da Lefter’in 17.00-18.00 arası iskelede olacağını haber vermişler. “İskelenin neresinde?” diye soruyorum Özcan abiye, “Merak etme be anam, hele karaya çıkalım, gerisi kolay” diye cevaplıyor.

Büyükada’da Lefter’in o saatlerde gittiği üç kahve var. Buralarda eski dostlarıyla buluşup sohbet ediyor. Biz iskeleye çıktığımız anda haber geliyor; “Abiler, Lefter yukarıdaki kahvede … ” Lefter birkaç arkadaşıyla küçük bir masanın etrafına oturmuş, ısmarladıkları portakal suyunu içmek üzereler.

Türk futbolunun “ordinaryüs” unvanlı  efsanesinin karşısında bir an duruyorum. Bembeyaz saçları, hala güçlü fiziği ile futbol oynamaya her an hazır tavırlarını seyrediyorum. Sonra bütün cesaretimi toplayıp karşısına dikiliyorum ve “merhaba” diye elimi uzatıyorum. Ayaküstü tanışmanın ardından beni buyur edip portakal sularından birini önüme koyuyor. “Senin kısmetinmiş iç” diyor. Adrenalin seviyem tavan yapmış olduğu halde bir yudum alıyorum ve pat diye lafı atıyorum ortaya; “Lefter abi, niyetim seninle röportaj yapmak. Eğer bana yok olmaz dersen hiç gücenmem kalkar giderim. Ama birkaç şey söylersen

 

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.