Mardin hakkında bilgi, Mardin tarihi


Mardin, Dünya’nın kuzey yarım küresinde, Asya kıtasında, Asya ile Avrupa kıtalarını birleştiren Anadolu yarımadasında, 40 ila 42 Boylam ve 37 ila 38 Enlem arasında, Türkiyenin Güneydoğu Anadolu Bölgesinin, 47 trafik numaralı bir ilidir. 12 Bin yıllık tarihi geçmişiyle Açık Hava Müzesi Mardin, geçmişten bugüne birçok inancı ve kültürü özümseyerek yaşayan Mardin, uygarlıkların beşiği olmuştur.

Mardin Tarihi

Anadolu’yu Mezopotamya’ya  bağlayan Mardin yöresi; tarihsel gelişim içerisinde, onlarca uygarlığa ve onlarca değişik din, etnik grup ve mezheplere ev sahipliği yapmış ve birbirinden farklı bu kültürler, sevgi ve hoşgörüyü bir potada harmanlayarak ve farklılıklarını koruyarak, yüzlerce, binlerce yıl bir arada ve dayanışma içerisinde yaşamasını bilmiştir. Müslüman, Süryani, Yakubi, Keldani, Nesturi, Yezidi, Yahudi, Kürt, Arap, Çeçen, Ermeni vs. gibi farklı din ve farklı etnik kökenden gelen topluluklar; “doğal toplumsal hoşgörü” ve uzlaşma ile, “barış ve kardeşlik içerisinde” bir arada yaşamışlardır. Mardin, bu özelliklerinden dolayı, “değişik kültürel yapıların barışçıl bir sentezini oluşturmuştur”. Zarathustra’nın, Mani’nin yaşadığı; kültürel ve felsefi yoğunluğun tarih boyunca damgasını vurduğu barış, kardeşlik ve hoşgörü kenti Mardin.

Şehrin adı Süryanice kaleler kenti demek olan “Marde” den gelir. Romalıların Süryanilerden alarak ‘Maride’ dedikleri şehre, Araplar ‘Maridin’ dediler.

Plinus’a göre, Nusaybin civarında yaşayan Mardanî adlı Arap kabilesinden almıştı Maridin adını. Ortaçağ’ın ünlü yazarı Prokopios kenti, bir kale-kent olarak Margdis diye anıyordu. Daha sonraki dönem Bizans yazarlarına göre, kentin adı Mardes’ti. Diğer kaynaklara göre Persler Marde, Ermeniler Mardi, demişlerdi. Çoğu kaynaklarda; Mardin’in gerçek adı “Merdin” diye geçer. Zira halkın çoğu da bugün böyle demektedir.

 

Kervan ve savaş yolları üzerinde bulunan Mardin tarih boyunca önemli bir şehir oldu. İlkçağda Persler’in, Büyük İskender ve ardıllarının egemenliğinden sonra uzun zaman Roma ve Bizans’ın elinde kalan Mardin, Çaldıran Savaşı’ndan sonra Osmanlı ülkesine katıldı. Anadolu seferinde Timur iki ay kuşatıp da zapt edemediği şehrin eteklerindeki tüm ağaçları yaktırır. Mardin Kalesi Bizans İmparatoru Constantinus tarafından Sasaniler’e karşı yaptırıldı. Kurtuluş Savaşı sırasında da işgale uğramayan şehir günümüzde ticari önemini yitirmiştir. Yakın geçmişte Almanlar tarafından yapılmış ünlü Bağdat demiryolunun bir uzantısı Mardin önündeki ovadan geçer ama kent Güneydoğu’nun en çok göç veren illerinden biridir maalesef. Mardin teolojik olarak da çok zengin bir kenttir. Bu dinsel mozaik hiçbir dinin baskın olmamasıyla oluşmuş. Yeni bir inanç sistemini benimseyenler diğerlerini rahatsız etmemiş. Değişik dini cemaatler birbirleriyle evlilikler yapmış. Bu akrabalık bağları da ortamı yumuşatmış. Şunu hissedebiliyoruz; Mardin’de baskın bir din yok.

Mezopotamya vadisi önünde Ulu Camii

Verimli Mezopotamya  ovasının ortasında yükselen,  kalker ve lavlarla örtülü bir dağın yamacındaki kent, neredeyse bütün kültürlerin uğrak yeri olmuştur. Kentin doğum tarihi İÖ 3000 yılına dayanıyor. İlk konuklar ise şöyle sıralanıyor: Subarular, Sümerler, Akadlar, Hititler, İran’dan gelen Midiler. Daha sonra Asurlar, Urartular, Mitannîler, Aramîler, Persler…2 bin yıl sonra Büyük İskender. İlk Hıristiyanlar, II. yüzyılda Romalılar, Sasanîler, hemen ardından Bizanslılar. Araplar, IX. yüzyılda Hamdanîler, X. yüzyılın sonunda Mervanîler, XI. yüzyılda Türkmenler, XII. yüzyılda Artukiler. Haçlıların kılıç sesleri, ardından Eyyubîler sonra İlhanlılar. Karakoyunlu ve Akkoyunlu beylikleri. XVI. yüzyılda Safevîler, Osmanlılar ve nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti.

Yaban Hayatı

Mardin arkeolojik bakımdan zengin olduğu kadar tabii güzelliği bakımından da farklı bir cazibeye sahiptir. Farklı doğa yapısı yaban hayatını canlı kılacak tüm unsurları barındırır. Tilki, tavşan, keklik, karabatak, çulluk, yaban ördeği ilde yaşayan başlıca yaban hayvanlarıdır.

Kamp ve Karavan Turizmi

Beyazsu (Nusaybin-Midyat), Karasu (Nusaybin-Midyat), Bakırkırı (Merkez), Gurs şelaleleri (Kızıltepe-Yüceli), Zınnar Bahçeleri (Merkez), Savur Meyve Bahçeleri ve Yeşilli Vadisi kamp kurmaya elverişli alanlardır.

Mağara Turizmi

Mardin Kalesi

Doğadan sakınmak, korunabilmek dünyanın varlığından beri insanoğlu için hep gerekli olmuştur. Mardin, bu anlamda coğrafi özelliklerinin gerekleri doğrultusunda insanlar tarafından kaya kültürü ile paralel mağara kültürünü doğurmuştur. Mevcut bulunan mağaralar, içlerine girildikçe bizden öncekilerin sabrını, gücünü, sanat anlayışını görmemiz için imkân sunmaktadır. Mardin Gızzelin Mağarası (İplik Dokuma), Midyat Linveyri Şifa Mağarası dışında ilde Mardin Şakolin ve Firiye, Midyat Kefilsannur, Midyat Şenköy Kefilmelep, Kefilmardin, Midyat Hapisnas, Midyat Tınat, Savur Kıllıt, Kızıltepe Hanika ve Salah, Nusaybin Hessinmeryem ve Sercahan, Mazıdağı Gümüşyuva ve Avrıhan, Derik Derinsu, Dırkıp, Haramiye mağaraları bulunmaktadır.

Dağ ve Doğa Yürüyüşü

Zinnar Bağları ve Beyazsu dağ ve doğa yürüyüşü yapılabilecek yerlerdir.

Zinciriye Medresesi

Termal Turizm

Germ-i Ab Kaplıcası, Dargeçit ilçesi sınırları içerisindeki Germ-i Ab kaplıcası, şifalı suları ile yörenin en önemli termal merkezidir.

Av Turizmi

Mardin arkeolojik  bakımdan zengin olduğu kadar tabii güzelliği bakımından da farklı bir cazibeye sahiptir. Farklı doğa yapısı av turizmini canlı kılacak tüm unsurları barındırır. Son zamanlarda avcıların yoğun ilgisini çeken mekânlarda: Tilki, tavşan, keklik, karabatak, çulluk, yaban ördeği vardır.

Mardin El Sanatları

TAŞ İŞÇİLİĞİ VE MARDİN TAŞI ÖZELLİĞİ

Tür Abdin Manastırı

Medeniyetler izlerini  yaşadıkları ortamlardaki nesnelere işleyerek bırakırlar. Bazı medeniyetler bu izleri siler, bazı medeniyetlerde ise; bir önceki medeniyete saygı duyar ve onun üzerine medeniyetini inşa eder. Mardin’deki antik mezarlara baktığımızda, Hıristiyan(nisrani) mezarlık üzerine Müslüman mezarlığı yapılmış ve günümüze kadar korunarak gelmiştir. Beklide ülkemizde ilk örnek olacak bir yapıt, Mardin Taşına ince işçilikle işlenerek oluşturulmuştur.

Hoşgörünün büyüklüğü, medeniyetleren saygının özlemi kanımızca burada yatmaktadır. Mardin Taşı Alt Eosen – Alt Oligosen yaşlı resifal kökenli Hoya Formasyonu içinde yataklanmaktadır. Formasyonun ortalama kalınlığı 50-600 metreler arasındadır. Formasyonu meydana getiren litolojiler; tebeşirli kireçtaşları, biyomikrit, dolomitik kireçtaşları, killi kireçtaşları ve fosilli kireçtaşlarıdır. Kayaçlarımızın renkleri; sarı, pembe, kırmızı, beyaz, kirli beyaz, gridir. Formasyon sığ deniz-şelf kenarında oluşmuş ve yer yerde resifal karekterli ürünler sunmaktadır. Formasyonun yayılımı Mardin- Diyarbakır-Siirt-Adıyaman(Hoya formasyonu) ve Kilis-Gaziantep yörelerinde ise Havra Taşı ismini almaktadır (Gaziantep formasyonu).

Özellikle Mardin ve Midyat sanatı oldukça Mardin ve Midyat ilçesi, büyüdüğü yer olarak çoktan kazımış durumda. bir elin parmakları kadar sanatı yaşatmak ve geleceğe çalışmalarını sürdürüyor. gibi gün geçtikçe kan Sanatı’na Mardin Valiliği Sanatın sürekliliğinin sağlanması genç ustalar tarafından Avrupa’daki moda evlerine Böylece geleneksel dağıtımından uluslararası birçok hizmetten faydalanmış Bugün el kalemi ile parlatma ustaların bir geleneği etmektedir.

Dara Antik Kenti

Bakırcılık ve Kalaycılık, önemli diğer sanat bir ihtimamla şehrin özel bulan kendi adıyla anılan beri varlığını Bakırcılıkta ürünlerin derece ağır şartlarda işin tamamı el gücüne Burada birçok sofra takımı, kepçe, kevgir, sini, kazanlar, güğümlü ibrikler, su güğümü vb. üretilmektedir. Bakır bir kez kalaylanırdı.

Ocaklarda taş kesme makineleri ile düz bir hat boyunca dikey yönde kesilen zon, aynı makine ile yatay yöndeki bıçağı ile kesilerek elde edilmektedir. Mardin Taşının bol gözenekli olanları genellikle kaba işçilik isteyen sanat eserlerinde kullanılır. İnce işçilik görecek ürünler çıkartıldıktan sonra gölgede işlenir ve istenilen şekil verilerek ışığa çıkartılır. Bu tür kireçtaşları tebeşirimsi özellik sunmaları, ince tane yapılı olmaları, çıkartıldıklarında rahatlıkla çizilebilecek özelliklere sahip olmaları ince işçilik için albenilerini arttırmaktadır.

Mezar, balkon korkulukları ve harpusta gibi sanat eserlerinde kaba işçilik yanında ince işçilikte yapılmaktadır. Kaba işçilik özellikle gözenekli, kirli beyaz renkli, tebeşirli kireçtaşına göre biraz daha sert yapılı kireçtaşlarında yapılmaktadır. Mardin Taşı ilgisizlik yüzünden ustalarını kaybetmekte ve tedbirler alınmazsa, ince işlemeciliğe yönelik faaliyetler bitecektir. Bu nedenle bilgisayar teknolojileri kullanılarak istenilen çizimler bilgisayara verilerek bir robot yardımı ile taşa işlenecektir. Bu tarz üretim şekli dış pazarlarda talebi yüksek ürünlerin oluşturulmasına olanak sağlayacaktır.

Yapmadan Dönme!

Mardin Müzesini, Deyrulzaferan Manastırını, Zinciriye ve Kasımpaşa Medresesi’ni, Dara Harabelerini görmeden, Mezopotamya ovasına nazır mekânlarda soluklanıp çay içmeden, Yöresel lezzetleri denemeden, Badem şekerinden, leblebiden, ceviz sucuğundan tatmadan, Telkariden, gümüş işlemelerde almadan, Kiraz Festivaline gitmeden Dönmeyin..!

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.