Mercidâbık Muharebesi


24 Ağustos 1516 yılında iki ordu “Merc’-i Dâbık” isimli sahrada karşı karşıya geldiler. Memlük ordusunun merkezinde Kansu Gavri bulunuyordu. Yanında yirmi bin kadar hassa piyadesi ile Kahire, İskenderiye kuvvetleri, Hicaz bedevi atlıları, Kudüs, Nablus, Baalbek askerleri ve Trablus dağlı okçuları yer tutmuştu. Sağ yanında Haleb Emirü’l-ümerası Hayırbay Türkmen ve Arap sipahileriyle; solunda ise birlikleriyle Şam Valisi Sibay cephe almıştı.

Osmanlı birlikleri ise sahraya geldikleri anda töreleri üzerine hilal şeklinde harp nizamında dizildiler.

Ordunun sağ kolunu Anadolu Beylerbeyi Zeynel Paşa, Karaman Beylerbeyi Hüsrev Paşa, Dulkadırlı Şehsuvaroğlu Ali Bey ve Ramazanoğlu Mahmud Bey; sol kolundada Rumeli Beylerbeyi Küçük Sinan Paşa ile Diyarbekir Beylerbeyi Bıyıklı Mehmet Paşa gelmişti. Padişah ise kapıkulu, yaya ve sipahileri ile merkezi tutmuştu. Ordunun cephesine ise zincirler ile birbirine bağlı toplar yerleştirilmişti.

Güneş doğarken “Allahu Ekber kebiran” bağırışlarıyla askerler birbirlerinin üzerine yürüdü. İki yönden kalkan toz ve duman her tarafı sardı ve cihan yüzünü gösterdi.

Birbirlerine girmeleriyle birlikte kıyamet gününden bir gün yaşanmaya başladı. İki tarafın bahadırları mertçe birbirleri üzerine çullandılar. Şimdi herkes bildiği dövüş sanatını açığa çıkartmaya başlamıştı.

Hayırbay, Osmanlı ordusunun ok ve kurşun yağmurundan göz açamaz hale gelen ve bozulmaya başlayan kuvvetleri alarak hemen Halep’e doğru çekildi.

Ordusunun büyük bir kısmının dağıldığını görerek ihanete uğradığını düşünen Kansu Gavri yine de sonuna kadar kılıcı elden bırakmamaya kararlıydı. Askerlere yüksek sesle bağırarak:

-Ey ağalar! Dayanın! Yiğitlik göstermenin tam zamanıdır. Sabredin ve cesur olun” diyerek onları teşvik ediyordu.

Bu sırada merkez kuvvetlerinin top ve tüfenk atışları sırasında evren ağızlı kazgan humbarasından çıkan hızlı bir top mermisi Sultan Kansu Gavri’nin kulağı dibinden geçmiştir. Bu geçişte aklını şaşkın halini berbat etti. Kulak zarını patlatmıştı ve gücü tükenmişti. Kalp çarpıntısından yerinde duramayıp bir adamıyla kendisini savaş meydanı dışına attı. Bir su kıyısında seccadesini döşetip yattı. O anda yokluk diyarına ayağını bastı.

Artık Memlük ordusunda umumi panik ve bozgun başlamıştı. Gayret kemerlerini çözmüş, başsız oldukları için herkes canını kurtarmaya çalışıyordu. Osmanlı birlikleri ise artık av peşinde koşan avcı gibiydiler. Güneş doğarken başlayan bu savaş, öğleye kadar ancak sürmüştü. Memlük sultanının karargâhı bütün eşyasıyla elde edildi. Sultanın ve diğer Memlük büyüklerinin rütbelerine göre ihtiramlarına defnini emir buyurdu.

 

 

Kaynak: Ahmet ŞİMŞİRGİL, Kayı 3, 16.Baskı Nisan 2016


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.