Mezopotamya hakkında bilgi » E-Kütüphane

Mezopotamya hakkında bilgi


Mezopotamya, yani iki ırmak arası (Dicle ve Fırat) arasındaki ülke İran Körfezi’ne kadar uzanır ve iki ayrı bölgeyi kapsar. Geniş bir yayla ve alçak bir ova. Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki büyük ulaşım yollarının kavşağı olan Mezopotamya binlerce yıl zengin bir uygarlığın beşiği oldu. Bu uygarlık üç bin yıla yakın bir süre Yakındağu’ya egemen olduktan sonra, Milattan kısa bir süre önce silinip gitti. Gene de dünyaya birçok alanda, tarımda, teknikte, bilimde hatırı sayılır bir miras bıraktı.

Ticaret, Mezopotamya’da pek gelişmişti. Ermenistan’dan satın alınan kereste (çam, sedir, meşe) ırmakta yüzdürülerek Babil’e kadar indirliyordu. Birbirine bağlanmış ağaç kütüklerinden yapılan sallara ticari eşya yüklenirdi. Bunlar altlarına bağlanan şişirilmiş tulumlar sayesinde yüzerdi. Bütün alışverişler tahıl (arpa) ile ödenirdi, ama büyük kentlerdeki tacirlerde bozdurulabilne, kilden çekler de vardı.

Samiler ve Sümerler

Mezopotamya tarihi 4 bin yıl ortalarında (M.Ö. 3500) başlar: o zaman burada iki halk yaşıyordu. Arap yaylasından inmiş çobanlar, yaniSamiler ile Asya bozkırlarından gelmiş Sümerler.

 

Bu halklar bağımsız ve rakip prenslikler kurdular. Akat hükümdarı Sargon ilk olarak, 2300 yılında, İran Körfesinden Lübnan’a kadar uzanan geniş bir alanda egemenlik kurmayı başardı. Sami ırkından olan Akatlar zamanla yerli Sümerlerin kültürünü benimsediler. İki yüzyıl süren Akat Devleti’nden sonra Samiler iktidarı ele geçirdiler, ama Sümerler uygarlığını bozmadılar (Sümer dili kayboldu ve yalnız dinsel alanda kaldı).

Babil kralı Hammurabi 1792’den 1750’ye kadar bütün Mezopotamya’ya egemen oldu. Babil’i başkent yaptı. Zaferle sonuçlanan savaşlarla büyük rakip krallık Asur’u ele geçirip sınırlarını pekiştirdi. Hammurabi aynı zamanda büyük bir yöneticiydi; ülkesinde birliği sağladı, töreleri yasallaştırdı. (Hammurabi Kanunu) ve dinde reform yaptı. Ama varislari Kasitlerin istilalarına boyun eğdiler. Dört yüzyıl boyunca Mezopotamya tam bir anarşi iinde yaşadı. Asurlular ile Babilliler sürekli savaştılar.

Aramiler, Persler ve Yunanlar

M.Ö. 1000 yılına doğru, batıda gelen ve yarı göçebe bir kavim olan Aramiler, Babil’i ele geçirdiler ve Yakındoğu’nun tamamına dillerini zorla kabul ettirler. Ama çok geçmeden onlar da Asurlular tarafından devrildiler. Asurlular M.Ö. 9. yüzyıldan 8. Yüzyıla kadar başkent Ninova’yı Mezopotamya’nın merkezi yaptılar. Sonra da onlar da Medlerin (Persler) müttefiki Babillerin saldırısına karşı koymadılar. Nabukodonosor II. BAbil’in son büyük kralı oldu. Bu değerli savaşçıu, Kudüs’ü ele geçirmeyi başardı ve imparatorluğunu Mısır sınırlarına kadar genişletti.

Med kralı Kurus 539’da , bir direnişle karşılaşmaksızın ülkeyi ele geçirdi. Bazı ayaklanmalara rağmen, Persler Büyük İskener’in gelişine kadar buraya egemen oldular.

Mezopotamya’da kurulan Yunan egemenliği hem Akdeniz’e hem de uzak doğuya bağlı yeni bir uygarlığın başlangıcı oldu. Bu dönemde başlıca değişiklik kültür alaında oldu; Akatçanın ve çivi yazının (Sümer dili ve yazısı) yerini Aramice aldı. Ayrıca Yunan filozof ve bilginleri de Mezopotamyalıların her alanda birliktirdkleri bilgilerden yararlandılar.

Arap Fethi

Romalılar Yunanistan’ı işgal ettikten sonra Mezapotamya’da Persler (Sasaniler) ve Bizanslılarla çatıştılar. Miladın başlangıcında buralar Bizanslıların egemenliğindeydi.Sonra ülkeyi ARaplar fethetti ve Mezopotamya Irak-el-Arabi adını aldı. ARt arda gelen Arap hanedanalrı burada İslamı yaydılar. Özellikle Abbasiler yeni bir başkent yarattılar. Bağdat (762). O tarihte Abbasi İmparatorluğu, müslüman ülkelerinin en zenginiydi: traım, sulama sayesinde geliştiriliş, bataklıklar kurutulmuş ve değerlndirilmişti. Büyük kentlerde (Basra, Musul) halılar, ipekliler dokunuyor, çini, kağıt vb. yapılıyordu. Bağdat Uzakdoğu ticaretinin merkeziydi; Abbasiler bilginleri ve bilimsel çalışmaları (özellikle matematikte) sayesinde burayı parlak ve ünlü bir bilim merkezi haline getirdiler.

Binlerce yıl süren bir uygarlık

Mezopotamya uygarlığı M.Ö. 3. binyıldan M.S. 7. yüzyıla kadar uzanan dönemde yükselmiş ve gelişmiştir. Uygarlığın merkezi, bir yanda Aşağı Mezopotamya’ya yerleşen Sümerlerle Akatların kurduğu Babil, öte yanda Yukarı Mezopotamya’daki Asur Krallığı’ydı. Mezopotamyalılar çok erken bir tarihte bakırı tanımıi ve işlemişlerdir. (silah ve alet yapımı). Atelyelerinde seramik yapıyor, mimaride ham veya pişmiş kilden tuğla kullanıyorlardı.

Sümer sanatı geniş ölçüde dinseldir: madenden, toprak veya taştan yapılmış pek çok eşya özellikle heykeller tanrılara adanmıştır. Sami egemenliğinin belirgin özelliğ muhteşem saraylardır. Hammurabi, Kanunları’nı kendisinin de Güneş Tanrısı Şamaş’la karşı karşıya yer aldığı bir taşa kazdırmıştır.

Asur tapınak ve sarayları ilgi çekii bir sanat anlayışını kanıtalyan duvar resimleriyle ve alçak kabartmalarla (kanatlı boğalar, aslan avlayan krallar) süslüdür.

Mezopotamya uygarlığı uzun süre, istilalara rağmen, özgünlüğünü korudu. Bununla birlikte, Büyük İskender’in fethinden sonra Yunanlıların büyük etkisi kaldı.

Eşitlikten uzak bir toplum

Mezopotamya toplumu büyük ölçüde kölelerin çalıştırılmasına dayanır. Bunlar tarladaki angaryalardan başka, her kralın iktidar dönemini belirleyen muhteşem eserlerin yapımında da elemeği sağlamışlardır: tapınaklar, geniş bent ve sulama kanalları şebekeleri hep onların çabasıyla meydana gelmiştir.

Muşkennular, yeni ayaktakımından kimseler, kölelerinkine yakın bir hayat sürerlerdi. Balçıktan veya sazdan yapılmış basit evlerde oturur, pek az şeyle (soğan, ekmek, hıyar) beslenir ve son derece çetin ve yorucu işlerde çalışırlardı.

Biraz daha rahat yaşayan özgür kişiler, toplumuın üçüncü sınıfını meydana getirirdi. Zengin tacirler, komutanlar ve rahipler bunların arasından çıkardı. Kral, toplum piramidinin doruğunda bulunurdu. Kralın birinci ödevi, sayısız ve güçlü tanrıların isteğini yerine getirmekti. Yasa koymak da kralın göreviydi. Ayrıca imparatoluğun gidişatıyla en ufak ayrıntılarına kadar ilgilenirdi. Filozof, sanatçı ve bilginlerin koruyusu da oydu.

Birçok hükümdar Mezopotamyada, bilgilerin kaydettiği büyük ilerlemeye böylelikle katkıda bulunmuş ve bütün ilkçağ bu bilgi ışımasından yararlanmıştır.

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.