Mısır hakkında bilgi


Afrika ile Asya’nın birleştiği sınırda yer alan Mısır, eğer o iyilik perisi Nil Irmağı olmasaydı, bir çölden ibaret kalırdı. Kıyıları boyunca, ince-uzun birer verimli toprak şeridi uzanan Nil, ülkeyi güneyden kuzeye aşar. Çok erken bir tarihte bu vadiye yerleşen Mısırlılar, yaşantılarını, toprağı tarıma elverişli zengin bir balçık katmanıyla örten taşkınların temposuna uydurmuşlarıdı.

Kahire’de eski semtlerin genel görünüşü.

Yüzölçümü: 1 milyon km2
Nüfusu: 97,55 milyon (2017)
Dil: Arapça
Din: islam
Siyasi rejim: cumhuriyet
Başkent: Kahire

Nil Irmağı bir yandan bu zenginliğe olanak sağlarken, öte yandan pek güç aşılabilen çöller de Mısır’ın çevresiyle bağlantısını kesiyordu. Bu yüzden ülke, göçebe kavimlerin büyük istilalarından ve güçlü komşularıyla savaşlardan her ülkeden daha uzun süre uzak kalabildi.

Mısır Mitolojisi

Geneş Tanrısı Ra, verimlilik ve ölm tanrısı Osiris. Osiris’in birbirine düşman iki oğlu: Mantık ve Beceri Tanrısı Horus; Kargaşalık ve Tahrip Tanrısı Seth.

 

Efsaneye göre Seth, babasını öldürmekle Nil vadisine kuraklık getirmiş ama :Horus tarafından yenilmiş ve topraklar yeniden verimli hale gelmiştir.

4 bin yıllık tarih

Nil kıyısındaki büyük Luksor Tapınağı tanrı Amon’a adanmıştır. Eski Mısır’dan kalma en güzel eserlerden biridir.

Irmağn verimli kıldığı çöllerin koruduğu Mısır, oldukça huzurlu bir hava içinde, dört bin yıla yakın bir süre, parlak ve özgün bir uygarlığı geliştirdi.

Eskiden güneyde Yukarı Mısır ve kuzeyde Aşağı Mısır olarak iki büyük rakip krallığa bölünen ülkede M.Ö. IV bin yılda birlik sağlandı.

Birlik sağlandıktan sonra Mısır’da, bir barış ve bolluk dönemi başladı. Bu M.Ö. 2800’den 2300’e kadar süren Eski İmparatopluk dönemidir. Mısır kültürünün en belirgin yönerinden bazıları, özellikle mimarlık (Gize ve Sakkara piramitleri) bu dönemde gelişti. O tarihlerde başkent Menfis’ti.

M.Ö. 2300’e doğru bu görkemli yüzyılları bir anarşi dönemi izledi: yüksek görevliler monarşinin otoriteinsden sıyrılıp iktidarı ele geçirmeye kalkıştılar. Kargaşa ve iç savaşlardan oluşan bu birinci ara dönem iki yüz yıl sürdü.

M.Ö. 2050’ye doğru, firavun otoritesini yeniden kurulmuş ve birliğe kavuşan Mısır yeni bir barış ve huzur dönemine girmişti. Orta İmparatorlk. Bu dönemde özellikle ekonomide ilerleme büyük kurutma ve sulama çalışmaları, sanat ve edebiyatta canlanma oldu. Ama M.Ö. 1750’den itibaren Hiksosların istilası başladı ve bunlar bir yüzyıl boyunca ülkeye egemen oldular. bu da ikinci ara dönemdir.

Tahtın yeniden firavunların eline geçmesiyle Mısır yeniden parlak bir döneme girdi. fetihler Mısır’a nüfuz ve zenginlik kazandıracak olan Yeni İmparatorluk dönemi. Tanrılarla firavunlar onuruna dikilen büyük anıtlar, Luksor ve Karnak tapıakları, Deyrü-Bahri Tapınağı, Ebu Simbel Yeraltı Tapınağı, bu dönemde yapıldı. Başkent Teb şehriydi.

Rahiplerin saltanatı

Nil deltasında sulanmış tarlalar. Eski Mısır’da kanal açıcılar en yüksek memur sayılırdı. Bu durum kurak bir ülkede suyun taşıdığı önemi gösterir. Kanallar sayesinde ırmak evcilleştirilir, taşkınlar önlenir ve çevre topraklara da sulanabilirdi.

Tapınakların dev boyutları ve görkemi, Mısırlıların yaşantısında dinin taşıdığı önemi kanıtlar.

Mısırlılar tanrılarında insanlara özgü duyguların ve ihtiyaçların bulunduğuna inanırlardı; tapınmanın büyük bölümü, Tanrıya günlü yaşamını her anında uyanış, banyo, giyinme, yemek, eğlence, yolculuklar eşlik ve hizmet etmekten ibaretti. Rahipler tapınmanın yönetilmesinde ve tanrısal bilimde gerçek birer uzman sayılıyordu. Bunlar son derece zengin çünkü tanrısal malları onlar yönetirlerdi. Çok saygı gören, nüfuzlu kişilerdi ve sonunda, Yeni İmparatoluk’un bitiminde firavunların tahtına el koydular.

Ancak yükse din adamlarının girebildiği tapınağın, yani Tanrı evinin çevresinde küçük tapınma yerleri, rahiplerin evleri, mutfaklar, depolar, Tanrı’nın ve din adamlarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere gereken malları biriktirdiği kilerler ve hizmetçilerin koğuşları bulunurdu. Bu yüzden tapınaklar gerçek birer kent boyutu kazanmıştır.

Mısırlılar öteki dünya kavramına inanıyorlardı: insan dürüst ve hakbilir bir hayat yaşasaydı, tanrıların yargılanmasından sonra, Osiris’in himayesindeki ölüler krallığına kabul edilirdi. Bu törene birçok ayin eşlik ederdi. rahat ve huzur sağlamak için ölünün sonsuz konutuna öbür dünyaya armağanlar yiyecek, giyecek bırakılırdı.

Piramitler ve mumyalar

Firavunlar yüzyıllara meydan okuyabilmek için Mısır mimarisinin baş eserleri ve dev anıtları olan piramitleri yaptırdılar. Bunların çok zengin süslenmiş birçok odası vardı. ş lahit ölü odasına yerleştirilirdi.

Ölünün öteki dünyada da yaşantısını sürdürebilmesi ve Ka’sını (ruh) yeniden gövdesine gelip yerleşebilmesi için mumyalanarak saklanması gerekiyordu. Bunun için beyni ve iç organları çıkartılıyor, karnına dövülmüş saf reçine, tarçık ve başka bahayar doldurularak yeniden dikiliyordu.Ceset tuzlanıp yıkandıktan sonra, bantlarla sarılıp lahiye yerleştiriliyordu.

Mısırlılar kedileri, köpekler ve kutsal saydıkları daha pek çok hayvanı da mumyalarlardı. Yeni imparatorlukta başlayarak firavunlar, Teb yakınlarında, Tutankhamon’unki gibi, değerli taş kakmalı altın lahitlere gömüldüler.

Piramitler nasıl yapıldı?

Keops piramidinin kesiti.

Gerçek birer dağ olan piramitlerin yüksekliği 144 metreye varır. Mısırlılar önce küçücük bir piramit yapar, onun çevresine gittikçe daha büyük taşlardan kılıflar eklerdi. Taşlar taş ocağından, Nil üzerinden sallarla taşınıp getirilir, sonra kütüklere yüklenip binlerce köle tarafından, anıt yapıldıkça yükseltilen eğik düzlemler boyunca çekilirdi. Uzmanlar, blokları ancak yerinde yontup küçültürlerdi.

Mısır’da 60’ı aşkın piramit vardır. Bazıları merdiven biçimindedir. Sakkara Piramidi; bazıları dümdüzdür; Gize Piramidi. Nil kıyısında, Kahire’nin karşısında bulunan. üç Gize piramidinin en büyük olan Keops piramidi, kefren ve Mikerinos piramitleriyle birlikte, dünyanın yedi harikasından biri sayılır.

Nil kıyısında günlük yaşam

Sayısız fresk ve heykel bize ilk çağlarda Mısırı’ndan, ince, lükse düşkün, yaşama zevkiyle dolu, oyun ve sanatları seven bir toplum imgesi bırakmıştır. Tapınaklarda ve mezarlarda bulunan harikalar, yüzyıllardan kalma göz kamaştırıcı zenginlikler, kusursuzluğa erişmiş sanat eserlerini dile getirir. Heykellerin yüzlerinde zeka ve güzellik okunur.

Gerçi bu sanat sayesinde, Mısır toplumunun yüksek tabakasının bir görünümü elde etmiş oluyoruz ama, gene de biliyoruz ki, bu zenginlik ancak halkın çetin çalışmasıyla gerçekleşebilir. Hükümdarı, ailesini, din adamlarını ve yüksek memurları besleyen ve tanrılara armağan edilen bol tahıl, Mısır’da her köylünün ürününden haraç olarak toplanıyordu. Köylü, firavuna ayrıca angarya da borçluydu, sulama kanallarının kazılması, piramitlerin gibi büyük anıtların yapılması angaryanın içindeydi.

Mısır uygarlığı, ancak sert hiyeyarşik kurallara bağlanmış ve bir merkezde toplamış, bütün zenginlikleri firavuna ve soylulara doğru çeken bir toplum düzeni sayesinde var olabilmiştir. Fazlasıyla katı ve gelişme yeteneğinden yoksun olan bu sistem, sonunda ülkeyi uçuruma sürükledi. M.Ö. IX yy dan itibaren büyük derebeylerin kavgalarıyla bölünüp zayıf düşen Mısır, komşu devletler için kolay bir av haline geldi. Sırasıyla Asurluların, Perslerin, Yunanlıların ve Romalıların otoritesi altına girdi. Sonra M.S VII. yy. dan itibaren Araplara geçti.

Osmanlı dönemi ve çağdaş Mısır

XVI. yy’ın başlarında Yavuz Sultan Selim, Mısır’ı Osmanlı İmparatorluğuna kattı (1517). Vezir rütbesinde bir beylerbeyi tarafından yönetilen Mısır eyletti, Mısır’dan başka Suıdan, Eritre ve Somali’yi de kapsıyordu. Eyalet başkenti Kahire, XVIII. yy’ın sonuında Napolyon, Mısır’ı işgal etti (1799). Üç yıl süren Fransız işgalinden sonra Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa devlete başkaldırarak Mısır‘a özerklik sağladı. İç işlerinden bağımsız olmakla birlikte Osmanlı İmparatorluğu’na bağülı kalan Mısır, Birinci Dünya Savaşı’nın başında (1914) İngiltere’nni eline geçti.

Mısır, Lozan Antlaşmasıyla bağımsızlığına kavuş ve ülkede krallık kuruldu. 1952’de kral Faruk tahttan çekilmeye zorlandı, general Necip 18 Haizran 1953’te cumhuriyeti ilan etti, sonra ertesi yıl yerine Cemal Abdül Nasır geçti. Nasır, şubat 1958’de, Suriye ve Ymen ile Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni kurdu. Bu arap Birliğine doğru atılmış ilk adımdı. 1970’te ölümüne kadar Nasır, 1958’de ve özellikle 1967’de İsrail karşısında uğradığı askeri yenilgilere karşın, halk tarafından çok sevildi. Ulusal toprakların bir bölümü (Sina Yarımadası) düşman işgaline uğradı ve önemli gelir sağlayan Süveyş Kanalı kapatıldı.

1973’te Kippur Savaşı’nı açan, dah aonra büyük devletlerin de yardımıyla İsrail ile pazarlığa girişen cumhurbaşkanı Enver Sedat böylece, Yakındoğu’da yeni bir politikayı başlatmış oluyordu.

Aşırı kalabalık bir ülke

Faruk’un tahttan çekilmesinden beri Mısır’da yeni bir sınıf ortaya çıktı. Yüksek rütbeli askerler kesimi. Toprak reformu, soyluların topraklarınnı ellerinden aldı. Eski soylu sınıfı, servetini ve nüfuzunu yitiriş olmakla birlikte, direndi. Yalnız küçük bir kentsoylu sınıfı kentlerde faaliyetini sürdüdü; köylülerle işçiler ise yaşam düzeylerini hissedilir derecede yükselttiler.

Bugün Mısır ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. En önemlisi, nüfusunun durmadan artışıdır. Bu çok hızlı artış (1900’de 10 milyon kadarke, bugün 36,5 milyon) ekonomik kalkınmaya bir engeldi. Üstelik 1955^’ten beri sanayinin benimsendiği modern teknikler ve yöntemler iş bulma oranını da oldukça azaltmıştır. İsrail ile gerginlikler ise hükümeti yiyecek maddesi ve eksikliği duyulan sanayi donanımını almak yerine, harcamaları askeri giderlere yöneltmek zorunda bırakmaktadır. Mısır’ın çetin sanayileşme gayreti, nüfus artışından ve ekilebilir topraklarının yetersizliğinden doğan güçlüklerle karşılanmaktadır.

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.