Muhammed İkbal kimdir?


Muhammed İkbal, yaşadığı dönemin üç düşünce sisteminden etkilenmiştir. Bu üç sistem; İslâm Düşüncesi, Hind Düşüncesi ve Batı Düşüncesidir. İkbal’in sahip olduğu fikirler ve ortaya koyduğu eserlerin bu fikri sahaların etkisinde
olduğu görülmektedir.

İkbal, önce Kur’an öğrenimi görmüştür. Eğitim gördüğü muhitte tasavvufi düşenceyi de incelemiştir Avrupa’ya giderek, batı felsefesini yerinde öğrenmek fırsatını bulmuştur. Aynı zamanda bu felsefi düşüncenin İslâm düşüncesiyle uyuşan ve uyuşmayan yönlerini tetkik etme imkânına sahip olmuş ve bunları gözler önüne sermiştir. Batı düşüncesi ile meşgul olurken İslam düşüncesini de çok derinden tetkik eden İkbal, bir çok batılı yazar ve filozofun eserlerini incelemiştir, İkbal’in eserlerini okurken bu filozofların etkisinde kaldığını müşahede etmekteyiz. Fakat Mevlâna Celâleddin-i Rumî’nin fikirleri ve eserleri onu daha derinden etkilemiştir. Hatta bu etkileşim, iki şahsiyeti manen mürşid-mürid ilişkisine kadar çıkarmıştır. İkbal, 20. yy.’ın modem dünyasında, İslâm düşüncesinin bir temsilcisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Muhammed İkbal’in fiki dünyası

İkbal’in fikirlerinde bir canlılık ve dinamizm hakimdir. Bunun kaynağı Allah’a olan kuvvetli imanı ve ona karşı hakiki bağlılıktan gelmektedir. İkbal’in bilinci yalnız kalplerde ve vicdanlarda kalan bir iman değildir. ikbal, sadece kitap mütalasıyla iktifa etmeyip kâinatla, başbaşa kalması derin düşüncelere dalarak bilhassa seherlerde ağlayıp göz yaşı dökmesi geceleri kalkıp ibadet ve niyazda bulunması onun şahsiyetine ayrı bir olgunluk katmıştır. O bu saatlere çok kıymet vermekteydi.

Bir şiirinde İkbal:

 

“Yalvarmak lezzetini seher vakti benden çekip alma
İltifat eyleme nigahtan gafil bulunmaya”

derken, bir başka şiirinde de

Seher vakti niyazlardan mahrum olanların her şeyden mahrum olduğunu ifade etmektedir:

İkbal’e göre dua ve  ibadet psikolojik açıdan tabii bir duygunun belirtileridir. Dua ve ibadet en yüksek derecesinde soyut düşünceden çok üstündür. İbadet ve düşünce gibi belirli bir zaman ve uğraştan sonra elde edilen bir nesnedir. O halde insanın yaratıcı ile olan münasabeti lisan işi değil bilakis hal işidir, gönül ve yaşama işidir. İşte ilim ve insanüstü bu oluş dua sayesinde meydana gelmektedir.

İnsan bütün varlığı,bütün faaliyetleri bütün düşünce ve hayalleriyle dua etmektedir. İnsanın elinden çıkan, sanat, ilim, düşünce, mücadele, hepsi dua sayesinde meydana gelmektedir. Yani yaratıcı kudret bazen beynimizde, bazen gönlümüzde bazende bileğimizde tecelli etmektedir O.

Sehl b. Abdullah: “Kabul edilmesi  ihtimali en fazla olan dua (Kalile değil) hal ile yapılan duadır” diyerek hal ile yapılan duanın makbuliyetinden söz etmektedir. Bunun için İkbal, ilmi ve fikri faaliyetleri dua ve ibadetin en yüksek mertebesi olarak görür; “Gerçek şudur ki ilim için yapılan her gayret esasında bir ibadet şeklidir. Tabiatı ilmi olarak müşahede eden kişi, bir bakıma ibadet halinde ilim ve irfanı arayan bir mutasavvıf mevkiindedir”. Tabiatı incelemeyi mutlak hakikatin hareketleriyle sıkı bir temasta tutmayı sağladığını belirten İkbal; “Böylece Mutlak Hakikate daha derinden nüfuz etmemiz için basiretimizi keskinleştirir”, demektedir. Dolayısıyla bu gibilerin dua ve ibadeti zihni faaliyeti için zorunlu bir tamamlayıcı olarak kabul edilmelidir.

İkbal’e göre, dua ve ibadet, ister kişisel, iste toplumsal olsun, kainatın dehşet verici sessizliği içinde, insanoğlununun
kendisine, bir cevap bulmak için hissettiği derin hasret ve şiddedi arzusunun ifadesidir.

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.