Musiki ne demek? Musiki’nin tarifi


Mûsiki, duygu ve düşünceleri seslerle anlatma veya, sesi düzenli ve estetik maksatlara uygun şekilde malzeme olarak kullanma sanatıdır.

J.J. Russoo: “Musiki sesleri kulağa hoş gelecek şekilde terkip etmektir.” der.

Bazıları da musikiyi: “Ölçülü sesler vasıtasıyla estetik bir tesir ve heyecan husule getirme sanatıdır.” diye tarif ederler.

Müzikolog ve etnomüzikologlara göre ise musiki, bir kültürü meydana getiren inançların yargı, estetik ve duygu olarak bir düzenleme içinde, vokal veya enstrümantal ses ve tonların bir araya getirilmesi sanatı, demektir.

 

Bu tariflerden anlaşılacağı gibi, musikinin ibtidaî maddeleri ikidir: Ses  ve ölçü. Musiki de ölçü vasıtasıyla sese güzellik, çekicilik ve te’sırlilik kazandırılmaktadır. Taşların ustaca dizilmesinden mimari eserler; renk ve çizgilerin mâhirâne sıralanışından tablolar; kelimelerin sanatkârâne tertib edilişinden edebî eserler meydana geldiği ve kendilerine göre de bir musiki oluşturdukları gibi, seslerin intizam ve insicamlı bir şekilde dizilişinden de musiki ve musiki eserleri meydana gelir. Yani sesler arasındaki tenâsüb ve âhenk musikiyi meydana getirir.

İlk plânda, nefesli ve telli enstrümanlar eşliğinde icra edilen musikinin dışında bu tabirin altına girebilecek değişik haller de vardır. Mesela, uygun ve düzgün kelimelerin intizamlı bir şekilde yanyana getirilmesiyle meydana gelen bir cümlenin okunmasında da bir musiki vardır. Bir şiirin okunması neticesinde kulağa gelen seste de ayrı bir musiki mevcuttur.

Tabiatın hemen her sahasında mükemmel bir senfonizma halinde işleyen fıtrî bir musiki’nin mevcudiyeti de âdeta bizi büyülemektedir. “İnsan gönül gözüyle, çiçeklerin çehrelerinde parıldayan mânâdan, ağaçların dal ve yapraklarında cilve çakıp duran canlılık ve güzelliklere kadar, çevresinde olup biten şeylere bir kere bakabilse, herşeyin ötelere ait bir gizli güzellikten, bir gizli hayat kaynağından fışkırıp geldiğini anlayacak ve tabiatın bu füsûnkar güzelliği karşısında büyülenip kendinden geçecektir. Evet dört bir yanımızı alan dağ ve tepelerin eteklerindeki salınan akşam gölgeleri; bağ ve bahçelerden yükselip etrafı saran baygın râyihalar; rüzgarlarla semaa kalkıp rakseden mini mini çiçekler ve ruhlara içirdikleri cennet kevserleri gibi tatlı musiki; eğer hassas ve samimi bir gönülle duyulup dinlenebilse, herşeyin âdeta bir kitap gibi ve fakat hiç bir beşerî kitabın ulaşamadığı rengin ve zengin bir üslûpla Allah’ı anlattıkları görülecektir.”

“Tabiat Musikisi” veya diğer bir tabirle “İlahî Senfonizma” diyebileceğimiz bu koroda esen rüzgarın, çağlayan akarsuların, yağan yağmurun ve şakıyan kuşların ses ve hareketleri karşısında kendimizden geçer, bütün bunların yaratıcısı mutlak Cemal ve Kemal sahibinin önünde iki büklüm oluruz. Bütün canlıların seslerinde bir ritim bulunur. Kuşların ötüşünde, kuzunun meleyişinde, kalbimizin atışında aynı ritim vardır. Bu ritim sayesinde sesler, gürültüden ayrılır. Gürültü, ritimsiz ses ve harekettir ve onda musikiden eser yoktur.

O hâlde diyebiliriz ki, sessizliğin bile kendine göre ayrı bir musikisi vardır. Biz, bu çalışmamızda,elbette ilahî senfonizma veya fıtrî musîki diyebileceğimiz mûsiki böıamüne temas etmiyeceğiz. Zira, “eşyada esas olan mübah oluştur” kaidesinden çıkış yaparak, bu tür mûsikiye, dinin vereceği hüküm âşikardır ve izaha ihtiyaç yoktur.

Mûsîki, insanlık kadar eskidir. İlk insanların kullandığı mûsiki aletleri, belkide sadece ellerini birbirine ve ayaklarını
yere vurmaktan ibaretti. Şüphesiz insan sesi de ilk mûsiki vasıtalarının başında geliyordu.

 

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.