Nizâm-ı Cedîd


Osmanlı Devleti’ni idare edenler, bilhassa 17. yüzyılın başlarından itibaren, klâsik devlet teşkilâtında birtakım bozuklukların ortaya çıktığını görerek tedbirler almaya çalışmıştır. Günümüzde isimlerini bildiğimiz veya bilemediğimiz bazı devlet görevlileri bu konuda “lâyiha” denilen raporlar hazırlayarak, padişahlara ve devlet adamlarına takdim etmişlerdir. Ancak alınmaya çalışılan bütün tedbirlere rağmen, devlet yönetiminde ve kurumlardaki problemler halledilemedi. Hattâ 2. Osman gibi güzide bir padişah, bu teşebbüsünün bedelini hayatıyla ödedi.

1683 yılındaki 2. Viyana Kuşatması’nda yaşanan mağlubiyet ve arkasından Osmanlı Devleti’nin büyük toprak kayıplarına uğrayarak neredeyse Orta Avrupa’dan tasfiye edilmesi, ıslahat çalışmalarına daha fazla ivme kazandırdı. 18. yüzyıla gelindiğinde 3. Ahmed, 1. Mahmud, 3. Mustafa ve 1. Abdülhamid gibi padişahlar ıslahat hareketlerini devam ettirdiler. 3. Selim bu padişahların halefi idi. Sadece askerî teşkilâtı değil, bütün kurumları içine alacak radikal bir ıslahatın peşindeydi. Avusturya ve Ruslarla yapılan savaşın sona ermesinden sonra bu düşüncesini hayata geçirmeye karar verdi. Durumun nezaketi sebebiyle Kapıkulu Ocaklarına dokunulmadan yeni bir askerî teşkilât kurulması fikrini benimsedi. Devletin ileri gelenlerinden, mevcut durum ve devletin bekası adına yapılması gerekenlerle alâkalı ıslahat lâyihaları -yani raporları- talep etti. Viyana’ya sefaretle gönderilen Ebû Bekir Ratıb Efendi’nin hazırlamış olduğu ve Avrupa devletlerinin gücünün kaynağı ve müesseselerinin durumunu ihtiva eden rapor, padişahı oldukça etkilemiştir. Netice olarak; 24 Şubat 1793’te Osmanlı tarihinde “Nizâm-ı Cedîd” adı verilen yeni bir dönem başladı.

Islahat harcamalarının sağlıklı bir mâlî yapıya kavuşması için “Nizâm-ı Cedîd hazinesi ve defterdarlığı” kuruldu. 12 bin kişiden meydana gelecek modern bir piyade birliği hedeflenerek, gönüllülerle “Levend Çiftliği”nde talimlere başlandı ve burada modern bir kışla inşasına girişildi. Topçu, humbaracı, lağımcı ve arabacı birlikleri kuruldu ve bunlara Avrupa ordularındaki gibi üniformalar giydirildi. Deniz kuvvetleri ve donanma ile alâkalı çalışmalar da ihmal edilmedi, tersaneler genişletilip modernleştirildi. Askerî teşkilâttaki ıslahatlar için o dönemde Osmanlı’ya dost gözüken Fransa ve Prusya’dan istifade edildi.

Nizâm-ı Cedîd için 25 yaşını geçmemiş, yiğit, bekar, asil ve temiz gençler seçilerek bunlara önce usûl-erkân öğretilmiştir. Levend Çiftliği’ne ilâveten Üsküdar’da bugünkü Selimiye Kışlası’nın bulunduğu yer, kışla olarak tercih edilmiştir. Anadolu’nun muhtelif merkezlerinde de “Orta” denilen Nizâm-ı Cedîd birlikleri teşkil edildi.

İdarî olarak da bazı düzenlemeler yapıldı. Meselâ Anadolu ve Rumeli 28 Vilayete bölünerek vezir sayısı buna uygun hâle getirildi. Vezirlerin görev süreleri 3-5 yıl arasında sınırlandırıldı.

Nizâm-ı Cedid’le alâkalı yeni düzenlemeler yapılırken hoşnutsuzluklar da artmaya başladı. Bilhassa Yeniçerilerin talime tâbi tutulmaya çalışılması, ıslahatlar sebebiyle artan masrafların karşılanabilmesi için yeni vergiler konulması ve fiyatların buna bağlı olarak artması, Nizâm-ı Cedîd’e destek oluyormuş gibi gözüken Fransızların Mısır’ı işgal teşebbüsleri, halkın nazarında Nizâm-ı Cedîd’e karşı bir tepkinin doğmasına sebep oldu. Tam da bu sıralarda Balkanlarda Sırp, Mora’da Yunan, Arabistan’da Vehhabi isyanları baş gösterdi. Eğitimlerinin belirli safhalarını tamamlamış olan Nizâm-ı Cedîd askerlerinin kendilerini gösterecekleri bir vasat meydana gelmişti. Nitekim Akka Kalesi’ni muhasara eden Fransızlara karşı Cezzâr Ahmed Paşa kumandasındaki askerler kahramanca karşı koydular ve düşmanı püskürttüler. Balkanlardaki isyanı bastırmak üzere gönderilen Kadı Abdurrahman Paşa komutasındaki askere “Rumeli Ayânı” denilen bölgenin ileri gelenleri karşı çıktı ve çeşitli hâdiseler meydana geldi. İngiliz donanmasının İstanbul’u tehdit etmesi üzerine Abdurrahman Paşa geri çağrıldı.

Bundan sonra alınan tedbirler Nizâm-ı Cedid’e kar­şı tepkileri azaltmadı. Nihayet Sadaret Kaymakamı Köse Musa Paşa’nın da kışkırtmaları neticesinde İstanbul’da “boğaz yamakları” denilen askerî zümrenin başlattığı isyan, Yeniçerilere de sıçradı. 26 Mayıs 1807 tarihinde Kabakçı Mustafa’nın elebaşısı olduğu isyan patlak verdi. Hâdise küçükken gereken tedbirler alınmadığından, Nizam-ı Cedid’e destek vermiş on bir devlet adamının idamı ve 3. Selim’in tahttan indirilip şehit edilmesiyle neticelenen hâdiseler meydana geldi. Böylece; Osmanlı tarihinin belki de en şümullü ıslahat hareketleri tam bir netice veremeden sona ermiş oldu.


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.