Ortaçağ felsefesi ve özellikleri


Ortaçağ felsefesinin Skolastik bir felsefe olduğu söylenir. Skolastik düşüncenin temel sorunu ve amacı, dinsel inançlarla (dogmalarla) aklı bağdaştırmaya çalışmaktır. Skolastisizm, aklın açıklayamadığı olayları ve durumları dinsel dogmalarla açıklamaya çalışır. Skolastik sözcüğünün kaynağı Latince okul anlamına gelen “Schola”dır. Bu nedenle bu felsefeye Okul Felsefesi de denir.

Skolastik felsefede önemli olan araştırıp kanıtlamak değîl; dinsel açıklamalarla dogmalara karşı yöneltilen kuşkuları çürütmektir. Bu dönemde öklid’in (Euklid) tümdengelimli (deduktif) geometrisinin egemen olması bundandır. Augustinus’un “anlayayım diye inanıyorum” sözü bu dönemde çok benimsenmiştir.

Skolastik Çağın ilk dönemlerinde daha sonraları da çok etkili olan bir düşünür yetişti. 1033- 1109 yılları arasında yaşayan bu Latin filozof An- selmus’tur. İtalyan olduğu halde uzun yıllar İngiltere’de Canterbury Piskoposluğu yapmıştır. Bu yüzden kendisine Canterbury’li Anselmus da denir.

Augustinus’un izinden giden düşünürün “Ontolojik Tanrı Kanıtlaması” çok ünlüdür. Bu kanıtlamadan daha sonra Dekart’ın (Descartes) da yararlandığını göreceğiz.

 

Bu kanıt kısaca şöyledir. Tanrı en yetkin varlıktır. O’nun var olmadığını varsayalım.O zaman, Tanrı’dan önemli bir nitelik var olma niteliği eksilecektir. Böyle olunca da o en yetkin varlık olma niteliğini yitirir. Oysa bu da Tanrı kavramıyla çelişen bir durumdur. Tanrı’nın tanımına ters düşer. O halde Tanrı var olmak zorundadır. Bu akıl yürütme biçimi, Skolastiğin bilgiye salt akılla varma eğilimine en güzel örnektir. Ansel- mus’un katıksız rasyonalizmi,Hıristiyan felsefesini derinden etkilemiştir.

Skolastik dönemin en önemli düşünürü ise Aquina’lı Thomas’tır. Soylu bir aileden gelen Thomas, Napoli yakınlarında Aquina kasabasında doğmuştur. 1225 – 1274 yılları arasında yaşayan düşünürün öğretisi bugün bile Katolik Kilisesinin resmi felsefesini oluşturur. Thomas daha önceki skolastiklerin “bileyim diye inanıyorum” ilkesini “inanayım diye biliyorum” biçiminde değiştirmiştir. Onun için “inanma ” ve “bilme” örtüşemez, birbirini kısmen karşılayabilirler. Evrenin öyle gizleri vardır ki, akıldışı değildir ama aklın ulaşamayacağı kadar üsttedir; aklın kavrama gücünü aşar. Bunlara inanmaktan başka yol yoktur. Üç Birlik (trinitas) “tanrının insan olması “/’kurtuluş”, “dünyanın yedi günde yaratılışı” gibi doğmalara inanmak zorundayız. Mutlu olmak için Yunan felsefesinin önerdiği dört ana erdemin (yiğitlik, ölçülülük, bilgelik, adalet) yanı sıra Thomas üç Hıristiyan erdemi daha ekler. Bunlar inanç, sevgi ve umuttur.

Thomas da Aristo gibi, insanın birzoon politikon’yani toplumsal bir varlık olduğunu söyler. Devlet doğal bir zorunluktur ve ona itaat etmek gerekir. Devletin görevi, erdemli yurttaşlar yetiştirmek, insanı sonradan Tanrıya varmaya hazırlamaktır. Tanrıya ulaşmak da ancak kilisenin aracılığıyla olabilir. O halde kilise dünya devletinden daha büyüktür. Thomas’ın öğretisini böyle özetleyebiliriz.

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.