Özgüven eksikliği neden olur?


Özgüven, ahlak, kişilik gibi kavramlar, yaşamın başından sonuna kadar her an üzerimizde taşıdığımız bir kolye gibidir. Her an insanların gözüne çarpan şey bizim etrafa sunduğumuz özgüvendir. İlk tanıştığınız insanlar sizin hakkınızda yorum yapmak isterler. yakışıklı veya itici derler ya da ne kadar silik biri sıkıcı biri derler. Tanışmanın 3 – 5 saniyesinde insanların bizim hakkımızda değerlendirme sağlayan özelliktir özgüven. Bütün bunlara benlik denmektedir.

Özgüven benlik saygısını kazanmaktır

Özgüven dediğimiz şey benlik saygısı olarak kabul edilir. Benlik nedir? benlik kişinin kendini tanımlayış şeklidir. Siz kimsiniz? nesiniz özellikleriniz neler? güçlü yanlarınız neler? diğer insanların sizi nasıl algıladığınız gibi yargılardır.

Benliğiniz içerisinde duruşunuz, olumsuz veya olumlu özellikleriniz vardır. Kişinin kendinden hoşnut olup olmamasını sağlayan şey benlik dediğimiz şeydir. Benlik yüksek ise özgüveniniz de yüksektir.

Buna bağlı olarak iş yerinde, sevgililikte, karı koca ilişkilerinden tamamen benlik üzerinden gideriz. Bağımlı bir kişiliğiniz var ise ilişkide sürekli bırakmayan kişiye dönüşürsünüz. Narsist bir kişilikseniz o zaman beraber olduğunuz kişileri ezmeye yönetmeye çalışan birisiniz. Ya da değersiz olduğunu düşünüyorsanız diğer insanları eleştiren bir insan dönüşebilirsiniz. Hayatımızda attığımız her adımda benlik dediğimiz şey ortaya çıkıyor.

 

Kişiliğimizin yüzde 20’sini doğuştan gelen genetik aktarım oluşturur

Özgüvende kişinin bir şeyleri yapıp yapmaması üzerinden değerlendiririz. Ben bu işi halledebilirim ben insanlarla iyi iletişim kurarım, işimi iyi yaparım derseniz bu bir özgüven göstergesi haline dönüşür. Öz saygı ise evet ben doğru olanı yapıyorum, çok ayrı kavramlar değil ama küçük bir ayrımlarla ilerliyor.

Bizim kişiliğimizin yüzde 80’i yaşadıklarımızdan oluşan ve şekillenen bir şeydir. Yüzde 20’si ise doğuştan gelen bir şeydir. Biri kısa boyludur doğuştan gelir, siz bunu topuklu ayakkabı ya da spor yaparak değiştirebilirsiniz. Bazı bebekler daha zor bebeklerdir, çok ağlarlar bu kişiler ilerleyen yaşlarda kolay tatmin olmazlar. Sakin bebekler ise hayatının ilerleyen yıllarında daha sakin biri olur. Böyle kişiler mutluluğa daha yakındır.

İnsanda doğuştan birilerine bağlanma eğilimi vardır

İnsanlar dünyaya prens ya da prenses olarak gelirler, yaşadıkları olaylar onları kurbağaya dönüştürür ta ki doğru öpücük alana kadardır. Bu doğru öpücük ya terapi ya da sağlam ilişkiler kurmaktır. Bazı insanlar herkesle konuşur, yapısında dışa dönüklük vardır. Bazılarının lafı ağzından cımbızla alırsın, evde vakit geçirmeyi severler bu gibi temel özellikler doğuştan geliyor. Bağlanma adını verdiğimiz bir şey vardır, insanlar doğuştan bağlanma eğilimi ile dünyaya gelirler. Yeryüzünde insan kadar zayıf bir canlı yok. Tek başına hayatta kalabilmesi için en azından 15 yıla ihtiyacı var. Doğuştan birilerine bağlanma eğilimi vardır, ilk bağlanmayı ise annemize gerçekleştiririz. Eğer anne yoksa onun yerine geçen bizi büyüten kişiye veririz.

Bağlanmanın kalitesi çocuğun diğer insanlr ile kuracağı ilişkinin kalitesini belirler. Bebeklik döneminde beslenme, karnı acıktığında fizyolojik olarak rahatsız oluyor ve ağlamaya başlıyor. Anne gelip zamanında ve ihtiyacı kadar besliyorsa, çocuğun altını temizliyorsa, bunları sağlıyorsa çocuk şunu düşünüyor, dünya güzel bir yer. Ağlıyorum ihtiyaçlarım karşılanıyor diye düşünüyor, o zaman ben değerli bir şeyidiri algılıyor, onlarda değerli bana değer veriyor, burada güvenli bağlanma dediğimiz bağlanma orta çıkıyor.

Anneler çocuğun ihtiyaçlarını bazen yapıyor bazen yapmıyor, çocuk şunu fark ediyor; ağladığında ihtiyacım giderilecek mi giderilecek mi, sürekli bir kaygı hali ortaya çıkmaya başlıyor diye sezinliyor. Bu çocuk kaygılı bağlanmayı yaşamaya başlıyor ve ben tehlike altındayımı hissetmeye başlıyor. Anne çocuğun ihtiyacını hiç karşılamıyor ise, umursamıyor ve çocuğa değersiz davranıyor ise çocukta değersiz hisseder ve ilerleyen yaşlarda kendine de çeki düzen vermez.

Sürekli eleştirilen çocuk büyüdüğünde silik bir kişi olur

Güven dediğimiz şey yaparak olacak bir şeydir, halter kaldırmadan önce deneme yaparsınız ve güveniniz artar, ben yapabiliyorum derseniz. Anne baba çocuğun yaptığı her şeyde eleştiriyorsa bu sefer çocuk hiç bir şey yapmıyor ve yaparken tedirgin olmaya başlıyor çünkü benim yaptığım herşeyin sonunda ceza alıyorum diyor. Bu noktada ben değerli bir şeysem zaten buna maruz kalsam o zaman ben bunu hak etmiyorum, uslu çocuk olmalıyım diyerek başlıyor bu sefer uslu çocuk dediğimiz olaylara karışmayan bebeğimiz sınıfta arkada oturan, öne oturmayan silik tipler dediğimiz kişilikler oluşuyor. İş yerinde maaşı verilmez tepki veremez, banka kuyruğunda önüne geçerler tepki veremez.

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.