Pablo Neruda Şiirleri


ÇAMLARIN SONSUZLUĞU

Çamların sonsuzluğu, çatlayan dalga sesi,
ışıkların usuldan oyunu ve ıssız çan;
gözlerine alacakaranlık vurmuş, bebek,
dünya sedefi, sende yeryüzüdür şakıyan.

Sende ırmaklar şakır ve ruhum onlarla hep
istediğince kaçar istediğin bir yere.
Yolumu çiz de bana umut yayında senin
bırakayım bir yığın oku delirmelere.

Çevremde görürüm o sislerden kemerini,
kaçan saatlerimi kıstırır sessizliğin,
öpüşlerim demirler saydam, taş kollarında,
yuvadır onlar benim ıslak isteğim için.

Aşkla boyanıp katlanan o gizemli sesin,
ah çınlayan akşamla sönen sesin bir yerde!
Tarlalarda gördüğüm başaklar da öyledir,
yel ağzında katlanır karanlık saatlerde.

Pablo Neruda
Pablo Neruda

FIRTINA SABAHI BU

Fırtına sabahı bu
yazın yüreğinde.

Bulutlar ak veda mendilleri gibi gidiyor
ve rüzgâr sallıyor onları yolcu elleriyle.

Sevdalı sessizliğimizde çarpıyor
sayısız yüreği rüzgârın işte.

Ağaçlıkta tanrısal bir orkestra olup,
savaşlarla, şarkılarla dolu bir dil halinde.

Rüzgâr, yapraklar kaldıran elitez hırsız,
kuşların çırpman oklarına yön değiştiren

.
Rüzgâr ki deviriyor onları bir köpüksüz dalgaya,
ağırlıksız bir öze ve alçalan ateşlere.

Kırılıp batıyor öpüşlerinin oylumu
kapısına çarparak yaz rüzgârının öyle.

GEÇEN GÜZKÜ HALİNLE…

Geçen güzkü halinle anımsıyorum seni.
Gri beren başında ve için öyle rahat.
Gözlerinde çırpınır akşamın alevleri
ve yapraklar düşerdi gönlündeki sulara.

Devşirirdi yapraklar o çançiçeği gibi
kollarıma dolanan ağır, dingin sesini.
Susuzluğumu yakan başdöndürücü ocak.
İçerimde kıvranan sümbül, tatlı ve mavi.

Duyuyorum, gider ya gözlerin, uzaktır güz:
gri bere, kuş sesi, evcimen yürek sonra
ki derin özlemlerim onlara doğru göçüp
öpüşlerim düşerdi mutlu, o kızıl korlar.

Bir gemiden gökyüzü. Tarlalar tepelerden:
Anıların ışıktır, dumandır, durgun sudur!
Alacakaranlıklar yanardı gözlerinde.
Dolanırdı içimde güz yaprakları, kuru.

EĞİLİP AKŞAMLARI

Eğilip akşamlan gamlı bir ağ salarım
okyanus gözlerine.

Yanar içinde en harlı odun yığınına gerilip
çırpınan kimsesizliğim bir boğulan adam halinde.

O yitik gözlerine kızıl işaretler bıraktım,
deniz gibi çalkanırlar bir fenerin dibinde.

O karanlık, yalnız bekçiler, o dişi uzaklığım,
korku kıyısı yükselir bakışından kimi kez.

Eğilip akşamları gamlı bir ağ salarım
bu okyanus gözlerine çarpan denize.

Gece kuşları gagalar ilk yıldızları,
gönlüm gibi ışıyan yıldızlar seni sevdikçe.

Kara kısrağını sürer gece dörtnala
mavi başaklar saçıp kırların üzerine.

SEVİYORUM SUSMANI

Seviyorum susmanı, yokluk gibisin çünkü,
sesim sana varmadan işitiyorsun beni.
Havalanıyor gibi gözlerin yerlerinden
ve sanki bir öpüşle kapanmış ağzın yeni.

Benim ruhumla dolu bütün nesneler gibi
yine benim ruhumla yükselirsin her şeyden.
Ruhuma benziyorsun, düş kelebeğim benim,
karasevda sözüne benziyorsun tıpkı sen.

Seviyorum susmanı, uzaklıklar gibisin.
İnler gibisin hem de, kuğuran kelebeğim.
İşitiyorsun beni sesim sana varmadan:
Senin sessizliğinle ben de susayım derim.

Seninle konuşayım o senin yüzük gibi
yalın sessizliğinde, o lamba gibi parlak.
Gece gibisin sen de sessiz, yıldız içinde.
Sessizliğin bir küçük yıldızdır senin, uzak.

Seviyorum susmam, yokluk gibidir çünkü.
Öyle uzak, acılı, ölüp gitmiş gibi sen.
Yeter o zaman bir söz, bir gülümseyiş bile.
Sevinirim, başka şey yok öyle sevindiren