Pyotr Alekseyeviç Kropotkin kimdir?


Pyotr Alekseyeviç Kropotkin; anarko komünist Rus yazar, anarşizm kuramcısı. 1842 yılında Moskova’da doğdu. Soylu bir aileye mensup olduğundan iyi bir öğrenim gördü. Askeri okulu bitirdikten sonra Sibirya’ya gitti ve orada coğrafya ve tabiat üzerinde çalışmalar yaptı. O sıralarda devrimci fikirlerle de temas halindeydi. Proudhon’u okuyordu ve anarşizmi benimsemeye başlamıştı. “O zaman gözlemlerimi parti mücadelelerinden alınmış terimlerle formüle etmediğim halde, önceleri aziz tutmuş olduğum devlet disiplinine olan inancımı Sibirya’da yitirdiğimi söyleyebilirim. Anarşist olmaya hazırdım.”

1530 yılında nedenle soyluluk unvanından vazgeçti ve Rusya Coğrafya Derneği’nin sekreterliğini de reddetti. 1872 yılında, İsviçre’nin Jura Dağları’nda gördüğü saat yapımcılarının gönüllü yardımlaşmaya dayalı lonca faaliyetleri, anarşist düşüncelerinin somutlaşmasında etkili olacaktı. Burada iken katıldığı II. Enternasyonal’de uzun süre kalmayarak Rusya’ya dönecek ve burada işçi ve köylülere yönelik devrimci faaliyetlerde bulunan Çaykovski çevresine katılacak, 1874 ‘de tutuklanarak 2 yıl cezaevinde kalacak ve buradan kaçarak Avrupa’ya gidecektir.

Kropotkin bir soylu olmasına rağmen: “Çevremdeki her şey sefaletten ve bir parça ekmek mücadelesinden ibaretse, böyle büyük sevinçlere ne hakkım var. Yüksek duygular dünyasında yaşamamı sağlayan şeyler, buğday yetiştiren ama çocuklarına yeterli ekmeği bulamayan insanların sofralarından alınmışsa, sevinmeye ne hakkım var” diyerek, soyluluktan ve tüm ayrıcalıklarından vazgeçmiştir.

 

Koşullar ile uzlaşmak istemiyoruz.

Bir bilim adamı olarak, o sırada hayli sansasyon yaratmış olan Darwinist düşüncelerden, hayatın kavga üzerinde temellendiği düşüncesinden etkilendi. Ama yaptığı gözlemler ona hayatın temelinin kavgaya değil karşılıklı yardımlaşmaya dayalı olduğunu gösterecekti. Böylece Karşılıklı Mücadele Yasası’nı, Karşılıklı Yardımlaşma Yasası’na dönüştürecektir. 1882’de Fransa’da isyana teşvik suçlamasıyla 3 yıl kaldığı cezaevinde Karşılıklı Yardımlaşma Kuramı’nı daha da geliştirecektir.

1886 yılında İngiltere’ye giden Kropotkin, 1917 Rus Devrimi’ne kadar burada kalacaktır. Kropotkin, Darwin ve onun izleyicisi olan Huxley’in tezlerine karşı düşüncelerini Karşılıklı Yardım adlı kitapta toplayarak, 1902’de yayınladı. Bu kitabında Kropotkin hayvan ve insan toplumlarında yer alan dayanışma ve yardımlaşmalardan birçok örnekler verir. Evrim kuramını benimserken, bu kuramın temeline çatışmayı değil dayanışmayı koyar. Bu kitap aynı zamanda anarşizme de bilimsel bir temel kazandırır. Ona göre yardımlaşma duygusu ahlaki bir duygudur ve başkalarına egemen olma şeklindeki bencil istekten çok daha etkilidir. Hegel, Marx ve Darwin’in kuramlarına aldırmayan Kropotkin, tarihsel sürecin kökünde çatışmadan çok işbirliğinin yattığını savunur. Bundan başka insanın doğal durumunun herkesin herkesle savaşı olarak gören Hobbes’un yaklaşımını da çürütür. Ona göre 16. ve 19. yüzyıllar arasında merkezi devletlerin Avrupa’da güçlenmesi doğal eğilimlerden bir sapmadır. O, adem-i merkeziyetçi, apolitik ve işbirliğine dayalı bir toplumsal modeli savunmaktadır.

Gönüllü işbirliğine dayalı toplum anlayışını, Ekmeğin Fethi adlı kitabında açıklar. Bu kitabında model olarak 1 848 devrimini ve Paris Komünü’nü alır. Ona göre özel mülkiyet ve gelir eşitsizliğinin yerini malların ve hizmetlerin özgürce bölüşümü almalıdır. Yani herkese emeğine göre değil, herkese ihtiyacına göre. Kolektivist ekonomiyi saf anarşist ideallere ters olarak görür. Çünkü kolektivizm, bireyin performansını ölçmek, buna uygun olarak mal ve hizmet bölüşümünü denetlemek üzere üretici birlikleri içinde bir otorite bulunmasını zorunlu kılıyordu. Bu ise eşitsizlik ve egemenliğin tohumlarım barındırmaktaydı.

Ancak hiçbir şey yapmayan insan hata yapmaz.

Kropotkin, bilimsel ve teknolojik gelişmeleri yadsımadığı gibi bunların insan hayatını kolaylaştırdığını savunur. Uygun bir işbölümü ile insanlar günde 4-5 saat çalışarak, kalan zamanlarını zevkli uğraşlara ayırabileceklerini söyler. Üretim ölçeklerinin
küçültülerek, küçük ölçekli işletmelerde adem-i merkeziyetçi ve doğadan kopmamış bir sanayileşmenin sağlanmasını,
askeri ve lüks yatırımların engellenmesini ister. Bunun için de her şeyden önce zorunlu eğitim sisteminin hayattan soyut sıkıcılığı yerine, hayatla bütünleşmiş bir eğitim sistemi önerir.

Kropotkin, Rus ve Fransız Hapishaneleri adlı eserinde, hapsedilme yöntemine dayalı cezalandırma sistemini de eleştirir.  Ona göre hapishaneler mahkumu küçük düşüren, şahsiyetini bozan, ruhunu sakatlayan, iç kuvvetlerini yok eden, onu denetleyenlerin elinde uysal bir hale getiren insanlığa ve özgürlüğe aykırı kurumlardır. Öte yandan hapishaneler mahkumla birlikte çevresini de cezalandırır. Beri yandan hiçbir olumlu işlevi yoktur. Ne mahkumu uslandırır, ne eğitir, ne de suçtan caydırır.

Gerçekte en vahşi cezalandırma yöntemi olmasına karşın sanki iyi bir modelmiş gibi ileri sürülür. Aslında ise cezaevleri birer suç okuludurlar. En güzel yol ise ahlaki baskıyla suçun engellenmesi, suçlunun toplumsal tecritle cezalandırılmasıdır.

Kropotkin’in bu önerileri İslami cezalandırma anlayışına da oldukça yakındır. İslam da kişisel özgürlüğü esas alarak, tecride
dayanan bir cezalandırma biçimini reddeder. Toplumsal baskı, sürgün ve tazir tarzında bir cezalandırma yöntemini benimser. Kropotkin, amaçların araçları kutsallaştırdığı ya da mubah kıldığı tarzındaki Neçayevci anarşizmi reddeder. “Canlı ve sağlam hiç bir şey Cizvit hileleriyle inşa edilemez; başarmayı amaçladığımız devrimci eylemler için bayağı ve küçük tutkulardan destek aranmamalıdır. Yüce, insanca ve iyi düşünülmüş fikirler olmadan hiç bir devrim başarı gösteremez” der. O halde Kropotkin ahlaki bir devrimcilik önerir. Gizli şemaları, yönetici komiteleri ve demir disipliniyle profesyonel devrimcilerden oluşan gizli örgütleri yararlı bulmaz. Halktan kopuk, kendi içine kapalı devrimci örgütler kendi içlerinde otoriter tohumlar taşımaktadır. Devrimci diktatörlük kavramı ise Kropotkin açısından asla kabul edilemezdir. Tıim bunlara karşın eylem yoluyla propagandayı ve müstebitlerin şiddet yoluyla cezalandırıl masını reddetmediği gibi, yeri gelince de destekler.

Nitekim 1. Dünya Savaşı’nda alınan otoriterliğinin durdurulması için İtilaf Devletleri’ni desteklemesi, antimilitarist yandaşlarının pek çoğunu kaybetmesine neden olacaktır. Kropotkin, Bakunin’in devrimci bir lidere itaati gerektiren gizli devrimci parti fikrini, toplumsal kurtuluşu diktatoryal araçlarla sağlamak istediği ve bunun da geleceğin özgürlükçü toplumun doğasını olumsuz bir biçimde etkileyeceğinden ötürü reddetmekteydi. Onun devrimciye bakışı var olan düzeni yıkmak amacıyla suç işlemeye ve ihanet etmeye hazır olan Bakunin ve Neçayev‘in fanatik ahlaksızlığından çok uzak, ahlakçı ve barışçı bir bakıştır.

Kropotkin, Tolstoy‘un kötülüğe direnmeme öğretisini kabul etmiyor, sömürü ve tiranlığa şiddetle karşı konulmasını da gerekli
görüyordu. Ancak zamanla şiddete karşı duyduğu sempati azalacak ve şiddetin anarşizmi bayağılaştırarak gerçek amaçlarından uzaklaştıracağını savunmaya başlayacaktır.

Bolşeviklerin Rus devrimini ele geçirmesini ise doğal olarak onaylamayacaktır. Rus devrimi akabinde Rusya’ya dönmüşse
de, kendisine teklif edilen Eğitim Bakanlığı görevini kabul etmemiştir. “Bugün Rusya’da egemen olan ‘Sovyetler’ değil, parti komiteleridir. Böyle giderse, sosyalizm sözcüğü, Jakobenliğin olduğu gibi zamanla bir lanetleme sözcüğü haline gelecektir” diyecektir. Zamanla tecrit edilen Kropotkin, Moskova’ya uzak bir kasabada, 1921 yılında, yalnızlık içerisinde ölecektir. Kropotkin, başkalarından fedakarlık yapmasını beklemezken, kendisi fedakarca bir hayat çizgisi izledi. Hapishane ve sürgün hayatına karşı iyimser ve olumlu görüşünü yitirmedi. Anarşizme bilimsel bir temel oluşturmaya çalıştı. Marx gibi doğu ülkelerinin uygarlık adına fethedilmesini doğrulamadı.

Ona göre savaşlar devletlerin hem nedeni hem de sonuçlarıydı. Kötü sonuçlarına ise katlanan yalnızca masum halklardı. Onun iyimserliği otoriterliğin insanın doğasında bulunuşunu dahi inkara vardı. Romain Rolland, Kropotkin’in, Tolstoy’un ancak savunabildiği şeyleri yaşadığını, Oscar Wilde da tanıdığı iki önemli kişiden birinin şair Verlaine, diğerininse Kropotkin olduğunu söyler. Kropotkin’e göre yasalar keşişin, hükümdarın, zenginlerin çıkarlarını korumak için çıkarılmışlardır ve gereksizlerdir. Daimi ordulara da gerek yoktur; çünkü halk kendi çıkarlarını savunacaktır.

Kropotkin’e göre insan toplumsal bir varlıktır. Ama devlet halka hükmederek insanları sömürmek isteyen saldırgan gruplar
tarafından kurulmuştur. Ona göre mülkiyet de daima insanların çoğunluğuna yoksulluk, sefalet ve güvensizlik getirmiştir. Azınlığın çoğunluk üzerindeki tahakkümü için bir araç olmuştur. O nedenle özel mülkiyet kaldırılmalıdır. Toprak ve sanayi teşebbüsleri, karşılıklı rıza ile kurulmuş Kooperatif Birlikler tarafından yönetilmelidir. Ona göre birbirine benzer düşüncelere sahip olan insanlar topluluğu mahalli bir toplum meydana getirmeli ve kendi denetimlerini kendileri yapmalıdırlar. Uyuşmazlıklar hakemlerce çözülmeli, kanunların yerini yazılı olmayan örf ve adetler almalıdır. Yönetsel sorunlar federasyonlar tarafından çözülmeli ve federasyonlar, konfederasyonlar şeklinde dünya toplumunu oluşturmalıdır.158 Kropotkin dürüstlüğü, barışçılığı, fedakar ve samimi bir düşünür olması nedeniyle gerek Batı toplumunda, gerekse Rusya’da önemli bir saygınlık kazanmıştır.

Onun ölümüyle anarşizm Rusya’da mezara gömülmüş, Sovyet ideolojisi, otoriter bir sistem olarak tüm anarşist eğilimleri ezerek Çarlık despotizmini aratan bir istibdat rejimi yaratmıştır. Ama bugün dağılan Sovyet sistemi, baskıcı sistemlerin ne denli uzun sürerse sürsün, insan fıtratına aykırı olduğunu ve eninde sonunda yıkılacağını bir kez daha ortaya koymuştur.

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.