Sabunun tarihçesi, sabun hakkında bilgi » E-Kütüphane

Sabunun tarihçesi, sabun hakkında bilgi


Bir Roma efsanesine göre sabun Roma’daki Sapo tepesinde tesadüfen keşfedilmiştir. Kurban edilen hayvanların küllerle karışan yağları Tiber nehrine sürüklenirmiş; burada çamaşır yıkayan Romalı kadınlar, bu kaygan maddenin karıştığı suyla yıkadıkları çamaşırların daha kolay temizlendiğini görmüşler.

İlk sabunu Eski Mısırlılar kullanmıştır.

Romalılar sabunu tesadüfen keşfetmiş olabilirler; ama sabun çok daha eskilerden beri bilinen bir temizlik malzemesiydi. Gerek insan bedeninin gerekse giysilerin düzenli olarak temizlenmesinin tarihi uygarlık tarihi kadar eskidir. Bu tarih, insan uygarlığının filizlendiği Mezopotamya ve Nil vadilerinde insanlık kültürünün birçok öğesiyle paralel bir gelişme göstermiştir.

Bazı kayıtlar İO 2800 yıllarında Babillilerin bir çeşit sabun kullandığını göstermektedir. Hititler ise çövenotu, helvacıotu kökü ve sabun otu külleriyle temizlik yapmaktaydılar. Eski Mısır, beden ve giysi temizliğinde bugün hâlâ kullanılmakta olan sabunu ilk üreten uygarlık olarak tarihe geçmiştir. Tevrat, hem bedensel hem de ruhsal kirlenme olan “murdarlık durumundan çıkabilmeleri için insanlara giysilerini de yıkamalarını emretmektedir: “Ve yiyebileceğiniz hayvanlardan biri ölürse, onun leşine dokunan akşama kadar murdar olacaktır. Ve onun leşinden yiyen esvabını yıkayacak ve akşama kadar murdar olacaktır; onun leşini taşıyan da esva -bini yıkayacak ve akşama kadar murdar olacaktır.” (Levililer, XI, 39-40) Tevrat giysilerin ve bedenin yıkanmasında nasıl bir yöntem uygulandığı konusunda da bilgi vermektedir: “Çünkü kül suyu ile yıkansan ve çok sabun kullansan da yine fesadın önünde kirli duruyor” (Yeremya, II, 22).

Halen Arap sabunu olarak bildiğimiz yoğun sıvı sabun ise ilk defa IO 6. yüzyılda, Fenikeliler tarafından geliştirildi. Fenikeliler keçi yağı, kül ve potasyum karbonatı suda kaynatarak ilk sıvı sabunu ürettiler. Daha sonraları ise, Romalılar Pompeii’de Avrupa’nın ilk sabun imalathanesini kurdular.

 

Roma dışında kalan Avrupa coğrafyasında sabun 8. ve 14. yüzyıllar arasında görülmeye başlandı. İtalyanca saporıe, Yunanca sapuni, Sırpça sapun, Fransızca savon, İspanyolca jaborı, Almanca Seife biçimiyle Avrupa’ya geçen Arap sabun tekniği Ispanya’dan Avrupa’ya yayıldı. İlk önce Marsilya’da üretilen sabunun Almanya üzerinden İngiltere’ye ulaşması 1300’leri buldu. Kuzey Avrupa’da sabun lüks sayılıyor, hayvani yağ ve külden kendi ürettikleri sabun kötü koktuğu için yalnız çamaşır yıkamakta kullanılıyordu.

Bu gecikme sadece Avrupa’nm kuzeyiyle sınırlı değildir. Amerika ve Asya’da da birçok ulus benzeri temizlik malzemelerini geç tarihlerde kullanmaya başlamıştır. Bunun nedeni bu halkların göçebe olması ve kültürlerinde suyun çok kutsal bir yere sahip olmasıdır.

Göçebe toplulukların çoğu yıkanmaktan uzak duruyordu ve bunun en önemli nedeni suyun kirletilmemesi gereken kutsal bir varlık olmasıydı. Moğol imparatoru Cengiz Han’ın yasaları elbiselerin hiç yıkanmadan eskiyene kadar giyilmesini emreder. Ayrıca suya elleri daldırmak yasaktır ve eğer suya işenirse bu suç ölümle cezalandırılmaktadır. Suyla ilgili yasakları şiddetle uygulayan Çağatay Han öldükten sonra şair Sedid Aver şunları yazar: “Korkusundan kimsenin suya giremediği adam Ölümün engin deryasında boğulup gitti.”

Ancak yine de Moğollar çamaşır yıkamaktaydılar; çünkü 1253-1255 yılları arasında Moğol imparatorluğuna elçi olarak giden Wilhelm van Rubroek, Moğolların elbiselerin yıkanması halinde Tanrı’nın hiddetlenerek yıldırım yağdıracağına inandıklarını, buna rağmen elbiselerini yıkayıp kuruması için asanlar olursa, dövülerek ellerinden çamaşırlarının alındığını yazmaktadır. Moğollar, bedeninin tamammı yıkayan bir insanın balık olacağına inanmaktaydılar. 20. yüzyılın başındaki Moğol hükümdarının karısı dışarıdan getirttiği malzeme ile sarayına bir banyo dairesi inşa ettirip her gün banyo yapan ilk Moğol oldu.

Bizans’ta sabuncu esnafı bir lonca etrafında üretim yapıyordu; başkent Konstantinopolis’te 10. yüzyıldan beri sabuncu loncası faaliyetteydi. Bu gelenek hemen hiç değişmeden Osmanlıya geçti.

1780 tarihli bir Osmanlı el yazmasında renkli ve kokulu sabunların nasıl üretileceği anlatılmaktadır: “Sıvı karagünlük ve mahlep ve albız tırnağı onar dirhem ve karanfil ve zencefil birer dirhem ve zurunba ve aselbend beşer dirhem ve arakî sabun iki yüz dirhem. Önce sabun bıçak ile yufka yufka doğranıp, gül suyu ile ıslatıp dövülmüş eczayı katıp, hamur edip, dilediği gibi kesip kuruta. Dilerse kalıba vura… Ve eğer renkli sabun olsun dersen, ağ olmayıp: Dört dirhem karanfil ve dört dirhem tarçını ve on dirhem sandalı iyice döğüp, ince elekten geçirip katasın. Gül suyu ile yoğurup hamur edesin.”

Osmanlılarda bilinen üç temel sabun türü vardı; beyaz sabun, yeşil sabun ve Arap sabunu. Ekonomik durumu iyi olanlar hemen her işte beyaz sabun kullanırlardı; ama beyaz sabun genellikle beden ve çamaşır temizliğinde, yeşil sabun ise bulaşık ve çocuk bezi temizliğinde tercih edilirdi. Bunlardan başka, özellikle çamaşır yıkamakta kullanılan “kara sabun” vardı ki, kil, donyağ ve kireç kanştırılarak yapılırdı.
Bugün birçok orta sınıf evinin banyosunda küçük sepeder içinde anlaşılmaz bir banyo süsü olarak duran çeşitli hayvan, meyve biçimlerindeki renkli sabunlar ilk defa meyve biçiminde Osmanlıda üretilmiştir. Beyaz sabunun eritilmesinden sonra içine birkaç damla gülyağı katılır ve soğumaya bırakılır. Bundan sonrası ustanın maharetidir; kalıp elle meyve biçime getirilerek boyanır ve “miss” sabunu adıyla satılırdı. Miss sabunu dışında Osmanlıda Çiçek sabunu, Misk sabunu, Hünkâri (Miski) sabun, Alaca sabun, Arakî sabun, Kara sabun, Mine sabunu, Kokulu sabun, Kandiye sabunu, Fes sabunu, Arap sabunu, Irakî sabun, Trabluskarî sabun, Girid sabunu ve Leke sabunu adıyla birçok sabun türü satılmaktaydı.

181 l’de Fransız kimyager Michel Eugene Chevreul, dünyanın neredeyse beş bin yıldır kullandığı sabunun içinde değişik yağ asitleri bulunduğunu keşfetti. 1823’te ise bütün hayvani yağların organik asitlerle birleşmiş gliserinden ibaret olduğunu; bütün asitlerin alkalilerle reaksiyonunun tuzları meydana getirdiğini, organik asitlerin alkali tuzlarına da sabun dendiğini açıkladı.
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kaynatma sisteminin yerini buhar sisteminin almasıyla sabun üretimi sanayiye dönüştü vç 1884 yılında W. H. Lever tarafından ilk defa ambalajlı sabun piyasaya sürüldü.

Osmanlı İmparatorluğu’nda da hemen aynı dönemlerde sabunhanelerin yanı sıra sınai üretime geçilmiş ve 1863 tarihli Kalevi Maddelere Dair Kararname ile üretim esasları belirlenmiştir.

1900’de Lever ilk defa toz sabunu üretti. Bundan önce sabunlar evlerde kadınlar tarafından kesilip öğütülmekteydi. Toz sabunun suya daha çabuk karışması çamaşırların temizlenme oranını yükseltiyordu.

Zeytin üreticisi bölgelerde yerli sabun üretimi ve Edirne’de kokulu ve meyve biçimli sabunculuk yakın yıllara kadar devam etti. Fakat tuvalet sabunu ithal ediliyordu, ikinci Dünya Savaşı’ndan önce 25 milyon kiloyu bulan sabun üretiminde zeytin, keten, haşhaş, ayçiçeği, kendir, pamuk, susam, mısır, şalgam, soya fasulyesi, yerfıstığı, kemik yağı, at yağı, hayvani iç yağlar kullanılmaktaydı. Sümerbank İzmit sütkostik fabrikasının açılışı sabun üretimine katkıda bulundu ve 1952 yılında Sabun Nonnları Tüzüğü çıkarıldı.

   

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.