Sovyetler Birliğinin Kuruluşu ve Tarihi


Sovyetler Birliği Tarihi Askeri Devrim komitesinin Petrograd’da Kerenskiy hükümetine karşı kazandığı zaferden (6-8 kasım 1917) sonra, Rus Sovyetleri II. kongresinde iktidar Lenin başkanlığındaki Halk Komiserleri konseyine (Sovnarkom) verildi.

Başlangıçta ancak Bolşevik partisinin 400 000 üyesine güvenebilen yeni hükümet, kitleleri kendine bağlayacak tedbirler aldı. Fakat en büyük çaba Lenin’in ilhaksız ve iştiraksiz olarak hemen sağlanmasını istediği (8 kasım) barışa harcandı.

15 Aralık 1917 mütarekesinden sonra, Brest-Litovsk konferansında bolşevik delegasyonu, sonunda şartları kabul etti; fakat iktidarı sağlamlaştırmak için huzura ihtiyacı olan Lenin, sosyalist devrimcilerin direnmesini Ye yalnız Avrupa devrimine inanarak bu devrimi Almanya’ya karşı devrimci savaşla yaymak isteyen «sol komünistlerin» (Buharin, Radek) muhalefetini büyük güçlükle kırabildi.

Brest-Litovsk antlaşmasıyla (3 mart 1918) Rusya, Finlandiya, Kurzeme, Litvanya, Polonya, Ukrayna, Batum, Kars ve Ardahan’ı bırakmak ve Estonya ile Livonya’nın Almanlar tarafından işgalini kabul etmek zorunda kaldı.

Daha o tarihte Bolşevik hükümet siyasi rakiplerine (meşrutiyetçi – demokrat kadetler; her çeşit sosyalistler [sosyalist devrimciler. menşevikler, enternasyonalciler]) karşı mücadeleye başlamıştı; bunlar sonunda, tekrar monarşiyi kurmak isteyen Beyaz ruslarla birleştiler. Ayrılıkçı hareketler de ortaya çıktı; ama bu hareketler mülk sahiplerini köylülerle, yabancı tröstleri işçilerle çatıştıran sınıf mücadelelerinden daha zayıftı.

Ocak 1918’de kurulan ve Troçki’nin etkisi altında olan Kızılordu, uzun yıllar boyunca devamlı olarak yenilenen, orduları büyük devletler tarafından desteklenen ve çeşitli şekillere giren bir düşmanla çarpıştı. Büyük devletlerin ilk düşüncesi, rus topraklarından başlayarak dünya savaşını kazanmaktı; kasım 1918’den sonra, ülkede İktisadi hâkimiyetlerini devam ettirmeyi ve kendi seçtikleri rejimi yerleştirmeyi denediler, önce eski rejimin imtiyazlıları olan Kazaklar ayaklandı.

Kerenskiy’in ilan ettiği ve Lenin’in seçilmesine göz yumduğu Kurucu mecliste sosyalist devrimciler çoğunluktaydı; bu meclis sovyet iktidarına aldırış etmemek istediğinden, daha ilk oturumunda dağıtıldı (19 ocak 1918).

Sovnarkom, Brest-Litovsk antlaşmasını, «Rusya Komünist (Bolşevik) partisi» adını alan (7 mart) Parti’ye ve IV. Sovyetler kongresine kabul ettirdi. Haziran 1918’de V. Sovyetler kongresi arifesinde, sağ kanat sosyalistleriyle menşevikler, Beyazlarla işbirliği yaptıkları için bu teşkilatlardan çıkanldılar

. Kongrede azınlığa düşen sol kanat sosyalist devrimcileri, alman elçisi Mirbach’ı öldürterek (6 temmuz 1918) ve Moskova, Vladimir, Rıybinsk ve Yaroslavl’ı işgal etmeyi deneyerek Almanya ile savaşı tekrar başlatmaya çalıştılar; Fanny Roid-Kaplan, Lenin’i ağır şekilde yaraladı (30 ağustos 1918). Her yönden tehdit altında olan bolşevikler, aralık 1917’de kurdukları Çeka aracılığıyla sistemli bir terör hareketine giriştiler.

Sınır bölgelerinde, başka sosyalist devrimciler, dağıtılan Kurucu meclis adına hükümetler kurdular; bunlar kısa süre sonra Beyazlar tarafından ortadan kaldırıldı; fakat Beyazlar müttefiklerin yardımlarına rağmen aralarındaki rekabet yüzünden sonunda yenildiler.

Büyük Okyanus’a doğru çekilmekten vaz geçen Çekoslovak lejyonu, sovyet iktidarıyla savaşa tutuştu (mayıs 1918) ve Transsibirya demiryolundan Volga’ya doğru hücuma geçerek Kazan’a vardı (7 ağustos). Çek ordusunun yaklaşması çar ailesinin öldürülmesine yol açtı (Yekatennburg, 16/17 temmuz 1918 gecesi) ve Ufa’da bir «Panrus hükümet»i kurulmasını kolaylaştırdı (eylül 1918).

İngilizler Türkistan’a girdiler (temmuz 1918) ve Aşkabad Sosyalist Devrimci hükümetinin kurulmasına yardım ettiler. Rusya’nın kuzeyinde müttefikler, narodnik (halkçı) Çaykovski hükümetinin kurulduğu (ağustos 1918) Murmansk ve Arhangelsk’i işgal ettiler.

Osmanlıların Transkafkasya’ya ve Almanların «kızıl hareketlere» karşı Finlandiya ve Ukrayna’ya müdahaleleri sırasında, Sovnarkom, müttefiklerin müdahalesini durdurmak için bu iki devletle birer gizli anlaşma yaptı. Tehlike uzaklaşmış gibi görünüyordu: hatman Krasnov, Çaricin (Tsaritsıyn) önlerinde yenildi; Çekoslovaklar Kazan ve Samara’yı kaybettiler (ekim 1918).

Almanya’nın yıkılması, Rusya’nın Brest -Litovsk antlaşmasını feshetmesine ve bu antlaşma ile bıraktığı bölgeleri tekrar işgaline fırsat verdi, fakat müttefik müdahalesinin bir kat daha artmasına yol açtı.

İki yıl süreyle baltık ülkeleri, karmaşık bir savaş alanı oldu ve Estonya, Beyaz Yudeniç’in Petrograd’a karşı hücumunda (mayıs-kasım 1919) üs olarak kullanıldı. Sonunda Moskova 1920’de Estonya’nın (şubat), Litvanya’nın (temmuz), Letonya’nın (ağustos) ve Finlandiya’nın (ekim) bağımsızlıklarını tanıdı.

İngilizlerin ülkeyi boşaltmasından sonra (ağustos 1919), kutup kıyılarında Çaykovski’nin yerini alan beyaz rus generali Miller, Kızılordu önünde tutunamadı ve Kızılordu Arhangelsk ve Murmansk’ı geri aldı (şubat-mart 1920).

Müttefikler Odessa’dan Sivastopol’a kadar uzanan kıyı bölgesini işgal ederken (aralık 1918-şubat 1919), Ukrayna’nın iç kısımları, Kiev muhtariyetçileriyle Harkov Sovyet cumhuriyeti arasında çekişmeye yol açıyordu; bu bölge sonra «Kafkasyaberisi»nden hareket ederek Oryol’a kadar ilerleyen (haziran-ekim) Denikin tarafından fethedildi.

Güneye doğru püskürtülen Denikin’in yerini alan Vrangel (nisan 1920), Polonya-Sovyet savaşından yararlanarak (mayıs-ekim 1920), Kırım’daki sığınağından çıktı. Beyaz Rusya’nın ve Ukrayna’nın batısını Polonyalılara bırakmak zorunda kalan Bolşevik hükümeti Vrangel ile başa çıkabilecek hale geldi. Vrangel, Kırım yarımadasını boşalttı (kasım-1920).

Petrolün cezbettiği Ingilizlerin Osmanlıların yerini aldığı Transkafkasya’da (Batum), ılımlı sosyalistlerle milliyetçiler cumhuriyetler kurdular, fakat bu cumhuriyetler, Kızılordu mahalli devrimcilerin daveti üzerine Azerbeycan’ı (nisan 1920), Ermenistan’ı (aralık 1920) ve Gürcistan’ı (şubat 1921) işgal edince yıkıldı; Türkiye, Kars ve Ardahan’ı muhafaza etti (Moskova antlaşması, mart 1921). önce sosyalistlerin hakim olduğu Sibirya’da 1918 kasımında monarşi taraftarı amiral Kolçak, Omsk’a çekilen Panrus hükümetini devirdi, Çekoslovaklarla birlikte Moskova’ya doğru ilerledi, Perm (aralık 1918) ve Ufa’yı (mart 1919) aldı; fakat haziranda geri çekilmek zorunda kalarak iktidarı Irkutsk’a bıraktı (ocak 1920).

Bolşevikler o tarihten sonra Türkistan’ı yeniden teşkilatlandırdılar: Kızılordu kazak Dutov ve Annenkov’u Çin’e püskürttü (aralık 1919); muhtar Kazak hükümetini (ocak 1919) ve Aşkabad hükümetini (nisan 1920) ortadan kaldırdı.

Hiva hanı (nisan 1920) ve Buhara emîri (eylül 1920) devrildiler ve devletleri Rusya’ya bağlı birer cumhuriyet haline geldi. Sovyet yardımı Moğolların Beyazları yenmesine ve kendi cumhuriyetlerini kurmalarına imkan verdi.

Fakat Baykal’ın ötesinde, nisan 1918’den beri önce kazak Semyonov’un, sonra da bir uzakdoğu cumhuriyetinin perdesi altında ilerleyen Japonlar, Vladivostok’ta ekim 1922’ye kadar tutundular ve Sahalin’in kuzeyini ancak 1925’te geri verdiler.

Ruslaştırma siyasetini bırakan Moskova, dil ve kültür muhtariyetleri tanıyarak Komünist partisinin merkeziyetçiliğini kabul ettirdi. O tarihte birlikçi Rusya’nın yerini Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri birliği aldı (30 aralık 1922) ve ocak 1924 Anayasasıyla bu rejimin statüsü tespit edildi. Sayıları günden güne artan federal cumhuriyetlerin içinde de muhtar cumhuriyetler ve araziler vardı.

Böyle güçlü bir devlet kurmak, eski bolşevikler için uzun süre ikinci derecede bir hedef olmuştu; bunların Komintern’deki eylemleri (mart 1919), Almanya ve Macaristan’daki komünist teşebbüsleri, büyük devletleri gerçekten endişelendiriyordu.

Kızılordu’yu yenemeyen müttefikler, Bolşevikliğin yayılmasını durduracak olan «sağlık kordonu»nu (Finlandiya, baltık devletleri, Polonya, Romanya) kuvvetlendirdiler.

Savaş Komünizmi ve Yeni İktisat

Lenin’den ’ sonrakiler (1918 – 1928). Temmuz 1918’de Sovyetlerin V. Kongresinde 1924 ve 1936 anayasalarına örnek olacak bir anayasa kabul edildi. Her 25 000 şehirli veya 125 000 köylüye bir milletvekili hesabıyla ve genel oy sistemiyle seçilen Sovyetler kongresi iktidarı elinde tutuyordu.

Oturumlar arasında kongre, yetkilerini 200 üyesini kendi seçtiği Merkez Yürütme komitesine devrediyor, bu komite de Sovnarkom’u seçiyordu. İç savaş “ Komünist partisinin diktatörlüğünü yerleştirdi.

Partiyi yöneten merkez komitesi, teşkilat ve siyaset bürolarının (Politbüro) personelini seçiyor ve parti kongresinin seçtiği yirmi kadar üyeden meydana geliyordu. Sanayi işletmeleri, dış ve iç ticaret devletleştirildi (1918 – 1919). Takas usulü ihtiyacı karşılamaya yetmediğinden, işçi birlikleri ve fakir köylü toplulukları, kulak’ların elinden şehirlerin iaşesini alıyorlardı.

Üretimin çökmesi, milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanan 1921 kıtlığı ve Kronştad denizcilerinin isyanı (mart 1921), Lenin’i stratejik bir gerileme yapmaya ve 12 mart 1921’de liberal ve kapitalist tipte bir ekonomiye dönüşün belirtisi olan yeni iktisadı açıklamaya zorladı. Aynı zamanda devlet, ücret farklarının yeniden ortaya çıktığı ve elektrikleşmenin başladığı sanayiye büyük yatırımlar yaptı. Siyasi gerginlik azaldığından, Çeka yerini Gepeu’ya (G.P.U.) bıraktı (şubat 1922).

1917’den beri Lenin, Buharin, Radek, Zinovyev, KameneY ve özellikle Troçki’nin muhalefetiyle karşılaşıyordu. Sovnarkom’un başkanı hastalık yüzünden yavaş yavaş siyasi faaliyetlerden uzaklaşırken «ayrılıkçı» hareket de artmaktaydı.

Lenin’in ölümünden sonra (ocak 1924), Troçki hücumlarımnı parti genel sekreteri muhteris Stalin’e yöneltti; fakat Merkez komitesi, Stalin’in tarafını tutunca Zinovyev ve Kamenev’in desteklediği Stalin, Askeri Devrim konseyi başkanlığını Troçki’den aldırdı (ocak 1925).

Genel sekreter sosyalizmi yalnız S.S.C.B.’de kurma ve Enternasyonal’i bu siyasete bağlama kararını bildirince, Zinovyev ve Kamenev tekrar Troçki ile birleştiler («Troyka» [Üçler]); fakat Stalin’e karşı muhalefetleri (sol muhalefet deniyordu) yüzünden ellerindeki kilit mevkileri kaybettiler (1927). 1929 Başında Troçki S.S.C.B.’den sürüldü. Sonra, yeni iktisada (N.E.P.) son veren Stalin, ılımlılık taraftan sağ kanat muhaliflerini de (Buharin, Rıykov, Tomskiy) iktidardan uzaklaştırdı (1929).

Beş Yıllık Planlar

Stalin’in 1941’e kadar siyaseti. Gosplan’ın uzun hazırlık çalışmasından sonra 1928-1932 dönemi için ilk beş yıllık plan kabul edildi: özel teşebbüs ortadan kalktı; büyük kamu yatırımları (yıllık gelirinin yüzde 40’ı) 20 000 yabancı uzman çalıştırılmasından ve makine donatımı ithalinden de yararlanan sanayi üretiminde yüzde 136’lık bir artışa yol açtı; sovhozlar tecrübesini destekleyen Stalin sayılan günden güne artan işçileri beslemek ve buğday ihracatı yoluyla ticari dengeyi sağlayabilmek için tarımı kolektifleştirme karan aldı; bu kolektifleştirme makineleştirme yoluyla tarımın verimini arttırmayı ve el emeğini serbest bırakmayı sağlayacaktı.

Zengin köylüler olan kulak’lar, «tasfiye» edildi (1929 sonu) ve baskı köylü kitlelerinin kolhozlara katılmalannı sağladı; fakat reform, hayvanların ortadan kalkması ve verimin düşmesiyle sonuçlandığından, kolhozculara. bir bahçe, bir inek, küçük baş hayvan Ye kümes hayvanlarına sahip olma (mart 1930) ve ürün fazlalarını pazarda satma izni verildi (mayıs 1932).

Yabancı mühendisler ve «sosyalist rekabet» sayesinde, sanayi daha çabuk gelişti ve merkeziyetçilikten kurtuldu. Fakat ağır sanayiye öncelik tanınması tüketim maddeleri sıkıntısını daha da artırdı; silahlanma, ikinci beş yıllık plan döneminde de (1933-1937) aynı yönetimi muhafaza etme zorunluğunu yarattı.

Tarımsal üretimdeki gelişme besin karneleri usulünün kaldırılmasına imkan verdi (1935). Toplam nüfusun yüzde 17’sinden 33’üne yükselen işçi sınıfı, mantar-şehirleri doldurdu.

Dev boyutlu bir öğretim planıyla okur yazar sayısı çoğaltıldı ve 1933’te yabancı mühendislerin yerini alması tasarlanan on binlerce mühendis yetiştirilmesini öngördü. Sınıf mücadelesinin ortadan kalkması, köylülere eşit oy hakkı tanıyan ve gizli oy sistemini getirdiği halde tek liste usulünden vaz geçmeyen 1963 Anayasasında yansıdı.

Bütün bu gerçekleştirmeler, kendi lehine kişi putlaştırmanın yerleşmesine göz yuman Stalin’e mal edildi. Siyasi gerginlik ilk İktisadi başarıların elde edilmesiyle yumuşadı; Gepeu’nun yerini temmuz 1934’te İçişleri komiserliği (N.K.V.D.) aldı.

Fakat Stalin’in yardımcılarından Kirov’un esrarengiz şekilde öldürülmesinden (Leningrad, 1 aralık 1934) sonra her şey değişti: katilin muhakemesi sonucunda haklarında soruşturma açılan Zinovyev ve Kamenev ağustos 1936’da kurşuna dizildiler.

Sağ kanat muhaliflerinden Pyatakov ölüme, Radek ve Sokolnikov onar yıl hapse (ocak 1937) mahkum edildi; Buharin, Rıykov ve Yagoda mart 1938’de idam edildiler.

Bu şaşırtıcı duruşmalarda, Stalin’in rakipleri yurt dışındaki troçki’cilerle ve yabancı casusluk teşkilatlarıyla ilişkileri olduğunu açıkça itiraf ettiler ve kendilerine yüklenen bütün suçları kabullendiler. Tuhaçevskiy ve askeri önderlerden bir grup gizli bir muhakeme sonunda vatana ihanetten kurşuna dizildiler (haziran 1937).

Birçok önemli şahsiyet esrarlı şekilde ortadan kaybolmaya başladı; «kulak’lıktan kurtulma» devrinde kullanılmış olan çalışma kampları yeniden dolup taştı.

Komplo ve ihanet korkusu, kısmen, kapitalist ülkelerle ilişkilerin kötülüğüyle açıklanabilir.S.S.C.B. önce sömürgelerdeki komünist propagandadan, Almanya ile anlaşmadan (Rapallo, 16 nisan 1922) memnun olmayan Birinci Dünya savaşı galiplerine meydan okudu. Ticaret için yeniden kurulan diplomatik ilişkiler hep nazik bir durumda kaldı: Londra ile ilişkilerin kesilmesi (1927-1929), Çankayşek’in sovyet misyonunu sınır dışı etmesi (1927).

Fakat Çiçerin’in emekliye ayrılmasından sonra (1930), Litvinov daha uzlaştırıcı ve muhafazakâr bir siyaset uygulamaya başladı. S.S.C.B. artık genel silahsızlanma teklifiyle yetinmiyordu; Milletler Cemiyetine kabul edildikten (eylül 1934) sonra diktatörlüklere karşı demokrasileri destekledi. 2 ve 16 mayıs 1935’te Moskova, Paris ve Prag ile iki karşılıklı yardımlaşma paktı imzaladı.

Silahlanmayı hızlandıran Stalin, sovyet vatanseverliğini desteklemek için Çarlık devrinin zaferlerine sahip çıktı ve ortodoks ruhban sınıfını baskı altında tutmaktan vaz geçerek yardımına çağırdı.

Yabancı ülkelerle ilişkisi kesilmiş olan S.S.C.B. cumhuriyetçi Ispanya’ya sınırlı bir yardımla yetinmek (1936-1939) ve Çekoslovakya’nın toprak kayıplarına (1938 ve 1939) [Münih antlaşmaları)] göz yummak zorunda kaldı.

Stalin’in Litvinov’un yerine getirdiği Molotov (mayıs 1939) hem Almanlarla hem de Almanların düşmanlarıyla görüşmelere girişti; 21 ağustosta Fransız -İngiliz Askeri misyonuyla ilişkiyi kesti ve ertesi gün Alman-Sovyet saldırmazlık paktının imzalandığını açıkladı (23 ağustos). S.S.C.B., Hitler’in kendisine bıraktığı Doğu Polonya’yı eylülden itibaren işgale başladı.

Baltık devletleri Kızılordu’ya üsler verdiler (eylül-ekim 1939). üs vermeyi reddeden Finlandiya, 30 kasımda hücuma uğradı ve sonunda Karelya’nın bir kısmını bırakmak zorunda kaldı (Moskova, mart 1940).

Romanya, Besarabya ile Kuzey Bukovina’yı bıraktı (haziran 1940); Estonya, Letonya ve Litvanya Kızılordu’nun işgalinden sonra birer sovyet cumhuriyeti haline getirildi (haziran-ağustos 1940). Nisan 1941’de S.S.C.B., Hitler’in Yugoslavya’yı işgalini önlemeye çalıştıysa da (dostluk paktı, 5-6 nisan gecesi) başaramadı.

İkinci Dünya Savaşı

İkinci Dünya savaşı Sırasında Stalin S. S.C.B.’si ve soğuk savaş (1941-1953). Alman hücumu (22 haziran 1941) Moskova’yı hazırlıksız yakalamış gibiydi.

Sovyet vatanseverliği, müttefiklerin yardımı ve yöneticilerin kararlılığı sonucunda Wehrmacht şubat 1945’ten sonra (Stalingrad muharebesi) yenilmeye başladıysa da S.S.C.B. 17 milyondan çok insan kaybetti ve Avrupa kıtasmındaki topraklan çok büyük zarar gördü.

Komintern’in dağıtılması (mayıs 1943) ve gerçekçi «bir tek ülkede sosyalizm» siyaseti, Batı’yı yatıştırdı. İkinci cephenin açılmasındaki gecikme ve Londra’daki Polonya hükümetiyle bozuşma (nisan 1943), karşılıklı güven duygusunun pek sağlam olmadığını gösteriyordu.

Fakat Kızılordu üstünlüğünü kesinlikle ortaya koyunca Londra ve Washington Tahran’dan (kasım-aralık 1943) Potsdam’a (temmuz-ağustos 1945) kadar, müttefiklerine danışmak ve daha 1944 yazında işgale başladığı etki bölgesini kabul etmek zorunda kaldılar.

Finlandiya’dan yalnız bir tazminat istenmesine karşılık, Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Macaristan, hatta müttefik Yugoslavya ve Polonya sovyet hegemonyasına girdiler.

1941’deki sınırlarına kavuşmakla yetinmeyen S.S.C.B., Çekoslovakya’nın bıraktığı Askarpat Rutenyası’nı (haziran 1945) aldı ve Uzakdoğu’da, Japonya’ya karşı savaşa girmesinin karşılığı olarak, Sahalin’in güneyini, Kuril adalarını ve Port-Arthur’u (ağustos 1945) elde etti. İlk atom bombalarının ortaya koyduğu A.B.D.’nin askeri üstünlüğü, komünist taraftan halk demokrasilerinin kurulduğu etki alanında sovyet «soğuk savaş» siyasetinin başlamasına yol açtı (Kominform’un kurulması).

Yugoslavya’nın Moskova ile ilişkisini kesmesine rağmen (1948), Avrupa’nın paylaşılması tekrar söz konusu edilmedi; aynca, S.S.C.B. milletlerarası durumunu sağlamlaştırdı (bir atom bombası yapılması [eylül 1949], komünistlerin Çin’de zaferi [1949]). A.B.D. de Batı Almanya’dan Japonya’ya kadar uzanan yeni «sağlık kordonu»nun hükümetlerini sağlamlaştırdı ve Çekoslovakya’daki rejim değişikliğinin («Prag darbesi», 1948) yarattığı heyecandan yararlanarak Atlantik paktını kurdu (1949).

1945 Zaferiyle itibarı yükselen Stalin, fikir baskısını arttırdı ve sosyalist gerçekçilik mücadelesinde Jdanov’u destekledi. Kırım veya kafkasya halklarının çoğu, savaş sırasındaki tutumlan yüzünden sürgün edildilerse de artık dünya kamuoyunu heyecanlandıran temizlik hareketleri yapılmadı.

Yeniden kuruluşa ayrılan ve hala ağır sanayinin ağır bastığı dördüncü ve beşinci beş yıllık-planlarda (1946’dan 1955’e), özellikle sulama konusunda dev tasarılar öngörüldü; fakat tarım gelişmesi yeterli olmadı.

Değişmeler Dönemi

Kruşçev S.S.C.B.’si (1953-1963). Ocak 1953’te birtakım politikacıları öldürmüş olmakla suçlanan bazı hekimlerin tutuklanması, yeni bir davalar dizisinin başlayacağını belirtiyordu.

Fakat Stalin’in ölümüyle (5 mart 1953), Stalin metotları da artık kullanılmaz oldu. İktidar Stalin’in iş arkadaşlarına geçti: Molotov,Beria, Kaganoviç, Bulganin, Mikoyan, Kruşçev, mareşal Jukov ve hükümet başkanı Malenkov; fakat parti sekreterliğini Kruşçev’e bırakınca Malenkov’un durumu zayıfladı.

Polis metotları kınandı ve hekimler olayı sorumluları tutuklandı (nisan 1952); sonra, «kişileri putlaştırma» suçlanmaya başlanırken, Stalin’in adli yolsuzluklarından sorumlu tutulan Beria tutuklandı (temmuz 1953) ve idam edildi (aralık), öte yandan, artık elinde H bombası da olduğu halde S.S.C.B., daha uzlaşıcı bir tutum takındı; Türkiye üstündeki isteklerden vaz geçti (mayıs 1953).

Kore savaşının bitmesini destekledi (temmuz 1953) ve dörtlü konferansların yeniden toplanmasını istedi (Berlin ve Cenevre, 1954). «Partiye karşı» faaliyetleri sebebiyle görevlerinden uzaklaştırılan Malenkov’un yerine, hükümet başkanlığına mareşal Bulganin getirildi (şubat 1955).

İktidarı paylaşan Bulganin ve Kruşçev birçok etkili seyahat yaptılar. S.S.C.B., tarafsızlara mali yardımlarıyla ve orta doğu devletlerini desteklemesiyle etkisini genişletti; bu destek Fransa ve Büyük Britanya’ya Süveyş’e müdahaleleri sırasında verdiği ültimatomla (5 kasım 1956) su yüzüne çıktı.

Stalin metotlarının kınanması devam etti: sovyet yöneticileri Avusturya ile bir barış antlaşması imzalamayı kabul ettiler ve Tito ile barıştılar (mayıs 1955);partinin XX. Kongresinde, Kruşçev’in gizli bir raporla (24 şubat 1965) Stalin’in suç ve hatalarını açıklaması kamuoyunu altüst etti.

Polonya yöneticileri ayaklanmayı önlemeyi başardılarsa da (ekim 1956), Macaristan bir iç savaştan ve kanlı bir sovyet müdahalesinden kaçınamadı (kasım 1956).Haziran 1957’de Şepilov, Salurov, Pervuhin, Voroşilov ve Bulganin’in destekledikleri Molotov, Malenkov («partiye karşı grup») ve Kaganoviç, çok liberal (dolayısıyla da temkinsiz) sayılan Kruşçev’i görevlerinden uzaklaştırmayı denediler.

Fakat Kruşçev durumunu muhafaza etmeyi başardı ve daha alt kademelerde görevlere indirdiği rakiplerini kısa süre sonra Stalin’in cinayetlerine katılmakla suçlattı. Çok ferdi davranmakla suçlanan mareşal Jukov, ekim 1957’de Savunma bakanlığından alındı.

Hükümet başkanlığına gelen Kruşçev (mart 1958), özellikle çiftçiler yararına İktisadi reformlar yaptı; devlete mal teslim etme zorunluluğu kaldırıldı ve M.T.S. parkları (makine ve traktör istasyonları) kolhozlara satıldı (1958); köylerin gruplaştınlması, konforun artmasını sağladı. Besin üretimini arttırmak için 1954’ten sonra bakir toprakların (Kazakistan ve komşu bölgeleri) işlenmesine başlandı.

Birçok merkezî bakanlık kaldırıldı ve yetkileri, sanayide merkeziyetçilikten kurtulmayı gerçekleştirmekle görevlendirilen yüz beş sovnarhoz’a devredildi (mayıs 1957); sonra sovnarhoz’ların yerine «büyük sanayi bölgeleri» kuruldu (1960’ta on yedi bölge); yedi yıllık bir plan hazırlandı (1959-1965).

Teşkilat ve üretimi daha iyi kontrol edebilmek için, partinin mahalli ve bölgesel kuruluşları tarım ve sanayi olmak üzere iki kola bölündü (aralık 1962).

XXI. ve XXII. Parti kongreleri (ocak-şubat 1959, ekim 1961), Stalin ve suç ortaklarına yeni hücumlara bahane oldu; kurbanların itibarları iade edildi; Stalin’in cesedi Kızılmeydan’daki mozoleden kaldırıldı (ekim 1961); adını taşıyan şehir ve kurumlara yeni isimler verildi.

Askeri bütçeyi azaltmak ve böylece soğuk harbin yerine getirdiği İktisadi rekabette kazanmak amacıyla, şovyet diplomasisi «barış içinde birarada yaşama»ya yöneldi. Silâhsızlanma konusundaki görüşmeler yeniden başladı.

Moskova bir yandan silahlarını tamamlamaya devam ederken (ilk kıtalararası füze, ağustos 1957), bir yandan da ilk suni peykin atılması (4 ekim 1957), ilk uzay adamının yolculuğu (Gagarin, 12 nisan 1961) v.b. ile çok önemli bilimsel gerçekleştirmelere girişti.

Bununla birlikte, S.S.C.B.. tarafsız ülkelerde, hatta kendi blokundaki ülkelerde birtakım hayal kırıklıklarına uğradı: mesela 1959’a kadar süren, Çin ile ittifak (S.S.C.B.Çin’e Port-Arthur’u geri verdi [1954]; teknisyenler, malzeme ve hammadde gönderdi), ayrılıkla sonuçlanan şiddetli bir fikir ayrılığı yüzünden bozuldu: S.S.C.B. kendilini revizyonizmle suçlayan Arnavutluk ile ilişkilerini kesince (1961), Amavutluk’u Çin desteklemeye başladı.

Küba olayını (ekim-kasım 1962), Batı Berlin meselesinde Kruşçev’in daha esnek bir tutum benimsemesi takip etti. Bu gerileme ve Batı ile ilişkilerin düzelmesi (nükleer denemeleri sınırlayan Moskova paktı, temmuz 1963), Çinlilerin Kruşçev’i daha acı bir şekilde tenkidine yol açtı; Kruşçev 1964’te Brejnev ve Kosigin lehine iktidardan uzaklaştırıldı.

Kruşçev’in işbaşından uzaklaştırılması, sovyet siyasetinin gerek içteki, gerek dıştaki ana hatlarında büyük bir değişikliğe’ yol açmadı. Gerçekten Kruşçev’in özellikle şahsi teşebbüsleri, dıştaki serüvenci siyaseti ve içteki başarısızlıkları (özellikte tarım alanında, 1963 buhranı) tenkit edilmekteydi.

Devrilmesinden sonra, bakanlar kurulu başkanı Kosigin’in (15 ekim 1964), önce parti birinci sekreteri, sonra Parti Merkez komitesi genel sekreteri olan Brejnev’in (14 şubat 1964) ve Sovyet Yüksek şûrası başkanlığında Mikoyan’ın yerini alan Podgorni’nin (aralık 1965) ortak yönetimi, sovyet siyasetine oldukça devamlılık sağladı.

İçte partinin XXI. ve XXII. kongrelerinde (1959-1961) kesinleşen Stalin’cilikten kurtulma siyasetine devam edildi. Aynı zamanda da,S.S.C.B. ekonomisinin gelişmesinin yeni şartlarına uymak için reformlar ve ayarlanmalar siyaseti sürdürüldü (ekonominin giderek liberalleşmesi, merkeziyetçilikle merkeziyetçilikten kurtulma eğilimi arasında sık sık değişmeler). Dışta barış içinde birarada yaşama siyasetine devam edilerek çinli yöneticilerle ilişkiler yavaş yavaş kesildi; bu siyasetin en belirgin olayı Glassboro görüşmesidir (23-25 haziran 1967).

İç Siyaset

Parti. Başlıca siyasi güç hala gerçek iktidarı elinde tutan partidir. Gerek Kruşçev’in tek yönetimi (1958-1964), gerek Brejnev’in ön planda rol oynadığı üçlü idare zamanında partinin önemi azalmadı; Ekim devriminin 50. yılı (6 kasım 1967) dolayısıyla büyük nutku devlet başkanı Podgomi değil Brejnev verdi.

1966’da Komünist parti üyelerinin yansından biraz çoğunu işçiler ve köylüler (yüzde 37,8 ve yüzde 16,2), geri kalanını memurlar ve çeşitli unsurlar (yüzde 46) meydana getiriyordu.

Faal üyelerin sayısı önemli ölçüde arttı (1940’ta 3 400 000, 1961’de 9 716 000, 1966’da 122 471 000); komsomollardan (komünist gençlik kuruluşları) birçok yeni üye katılmasına rağmen bu taze kuvvet yeni nesillerin her zaman seslerini duyurabildiği anlamına gelmez. Kadroların yaşlanması bunun tersini ispatlar: Merkezi komitenin yaş ortalaması, 1952’de 49’ken, 1967’de 57’ye yükselmişti.

Stalin’cilikten Kurtulma

1962’de Kruşçev «kişi putlaştırmadın tenkidini her fırsattan yararlanarak kışkırtıyordu. Ancak kısa süre sonra bu hareket frenlendi. 17 Aralık 1962’de parti idaresinin 400 edebiyat ve sanat temsilcisini davet ettiği tartışmalı bir toplantıda, bir kadın temsilci, liberal okulun öncüsü sayılan Ehrenburg’u suçladı.

Yeni edebiyat akımına hücum edilmesine karşı, Kruşçev bir aracı tavrı takındı; bu tutum Yevtuşenko’nun Yaşantım adlı eserinin batı ülkelerinde yayımlanmasına (1963) kadar devam etti; eser Edebiyatçılar birliği genel toplantısında ihanet olarak suçlandı. 1965’te Andrey Sinyavskiy ile mütercimi Yuliy Danyel, yabancı ülkelerde kitap yayımlamakla suçlanarak tutuklandılar.

Partinin, ülke siyaseti, ekonomisi ve fikir hayatı üstündeki vesayetine karşı her teşebbüs, şiddetli tepkilerle karşılaşır; proletarya ve toplumun menfaatlerini temsil ettiği kabul edilen parti, tek siyasi kuvvet olarak kalmak istemektedir.

Aslında parti kararları, sık sık, Kruşçev’in kredilerini kısmak istediği ordu veya gelişmede ağır sanayiye öncelik tanınmasını isteyen «çelik yiyicileri» denilen topluluk gibi çeşitli menfaat grupları tarafından engellenir, üstelik plan sorumlularının veya sovnarhoz (merkeziyetçilikten kurtulunmuş sanayi bölgeleri) müdürlerinin, partinin direktiflerini kendilerince yorumlamaları bazen idarenin bu direktifleri baltalamasma kadar varır

. Fakat genellikle en çetin direnme, partinin öz teşkilâtından gelir: gerçekten apparatçik’ler (memurlar) ve ekonominin idarecileri, şahsi durumlarını tehlikeye düşürebilecek değişikliklerden ürkmektedirler.

Oysa, «kapitalist sistemle barış içinde birarada yaşama» siyasetinin çatışmayı savaştan başka bir alana kaydırdığı sırada bu değişiklikler kaçınılmaz gibi görünmektedir. Kruşçev’in 1957’de kesin olarak siyasette köklü bir değişikliğe girişmesinden ve siyasete oranla ekonomiye ağırlık vermesinden beri XXII.

Kongrenin de (ekim 1961) onayladığı genel tercih 1980 yıllarında komünist toplumu kurabilmek için bolluk toplumunun şartlarını gerçekleştirmek, bunun için de «en kısa kadrosundan kimseleri göndererek sanayi üretimini doğrudan doğruya kontrol ettiriyordu.

Tarım alanında (1963 buhranı) ve stokların durmadan kabardığı (bazı mamul çeşitlerinde satılmayan mallar yüzde 50’yi buldu) sanayi alanında buhran devam etmekteydi.

1958-1964 Arası perakende ticaret hacminde yüzde 38’lik artışa karşılık stoklarda yüzde 58 oranında bir kabarma görüldü. Bütün bunlar Kruşçev’in haleflerini 1962 reformundan vaz geçmeye ve yeni bir İktisadi sistemi hazırlamağa yöneltti; ama bunun da yeni ihtiyaçlara cevap verememesi üzerine 1955’ten beri yeni görüşler ileri süren profesör Liberman ve Trapeznikov’un fikirlerine başvuruldu.

Bu profesörlere göre sosyalist ekonomi temel ihtiyaçların tatmini devresini aşarak yeni bir dönemece ulaşmıştır; artık satılmayan mallar stoklarını arttırmaktan başka bir şey sağlamayan planın ön gördüğü ölçüleri değil, tüketicinin isteklerini takip etmek lâzımdır. Kosigin’in teklifi üzerine bu görüşlerin büyük kısmı kurulca kabul edildi (Merkez komitenin 27 eylül 1965 toplantısı).

Ancak müesseselerin idari kadroları, öteden beri devam edegelen alışkanlıklarından vaz geçme ve yeni çalışma usullerini benimsemede güçlük çekmeye başladı ve yeni sistem bazen personel kadrolarında azaltma yapmayı gerektirdi. Daha şimdiden bazı işsizlik tehlikeleri belirmiştir.

Böyle bir durumu önlemek için bazı tenkitçiler, işçilerin İktisadi iş sahalarına yöneltilmelerini sağlayabilmek amacıyla devletin eğitimi yoluyla yeni kadrolar yetiştirmesi gerektiğini ileri sürerler; oysa teknisyen kadro yetiştirme, bugüne kadar planın öngördüğü ölçülerle sınırlanmıştır.

Bu yeni yönetim tarzı iç meseleleri düzenleyeceği ileri sürülerek benimsenmişse de, aslında Batı ile rekabet yolunun seçilmesinin de sonucudur. Bununla birlikte Batı’da pazarlar açılması, sovyet emekçilerine ağır yükler yükleyebilir.

Tarım Meselesi

1961’de köylülerin uğradığı buhran çok ağırdı ve bütün idare sistemini sarsmıştı; Kruşçev tarım siyasetinin yeniden düzenlenmesini istedi ve verimi çok düşük olan kaba tarımın yerine, suni gübre kullanılarak ve ilaçlar yardımıyla kötü otları ortadan kaldırarak ince tarım yapılmasını öğütledi. Birleştirilerek miktarları azaltılan kolhozların kuruluş tüzükleri sovhozlarınkine yaklaştırıldı.

Bu tedbirlerin, pratik alanda az miktarda da olsa olumlu sonuçları görüldü. 1963’te hava şartlarının kötülüğü yüzünden verimin düşmesi tarım meselesini ön plana çıkardı. Kruşçev Kanada’dan 7 milyon ton buğday almak ve ekmeği vesikaya bağlamak zorunda kaldı.

1964’te Kruşçev’in tarım siyasetinden vaz geçildi. Tarım bakanı, eski önemini kazandı. Eylül 1965’te XXIII. Kongrenin aldığı ekonomiyle ilgili genel reform kararı tarima uygulandı.

Sanayide olduğu gibi kâr esası ön plana alındı: her bir üretim biriminin muhtariyeti artıyor, müdürlerin verim artırılmasını sağlamak konusundaki yetkileri genişliyor, ücretler ayarlanıyor ve planın ön gördüğü seviyeye ulaşılması veya aşılması halinde prim dağıtma hakkı tanınıyordu.

Ayrıca bütün vergi sistemi yeniden ayarlandı: artık vergi safi gelir üstünden hesaplanacaktı; zarar eden kolhozların devlete olan borçları affediliyordu. Yeni beş yıllık (1966-1970) plana göre tarım sektörü yeni tarım cihazlarıyla büyük ölçüde takviye edildi. öte yandan, ürün fiyatları yükseltilecekti ve bir döner sermaye yatırımı ön görülmekteydi.

Buna paralel olarak kolhozların birleştirilme faaliyeti devam ederken, verimsiz kolhozların yerini alacak sovhozlar kurulmaktaydı; köylüler hayat seviyesinin genel yükselişinden, şehir halkına oranla az olmakla birlikte, yararlandı: köylüler için 800 000 mesken inşa edildi; zengin bölgelerde köylüler insan gibi yaşamaya başladılar; fakat büyük ölçüde yıllık hasada bağlı kalan tarım gelirlerinde bir istikrar sağlanamadı: kolhoz işçisinin ortalama kazancı, sanayi işçisinin kazancına oranla gene de çok düşüktür.

Sovyetler Birliği Komünist partisinin 24. Genel kongresi 30 mart 1971’de Moskova’da toplandı. Brejnev yeniden Birinci sekreterliğe getirildi.

Ocak 1970’te yapılan nüfus sayımına göre S.S.C.B. nüfusu 241 720 134’tür (111 399 377 erkek, 130 320 000 kadın). S.S.C.B.’de yaşayan yüz milletten 129 015 000 rus, 40 759 000 ukraynalı, 9 195 000 Özbek, 9 052 000 beyaz rus (byelorus), 5 931 000 tatar. 5 299 000 kazak. 4 380 000 azerbaycanlı, 3 559 000’i ermenidir

Dış Siyaset

1960-1967 Döneminde S.S.C.B. dış siyasetinin başlıca özelliği her buhranda daha gözle görülür hale gelen «Batı ile barış içinde birarada yaşama» isteğidir (Vietnam savaşma rağmen). Bu siyaset Çin ilişkilerinde görülen görüş ayrılıklarının 1959’dan bu yana kesin bir bölünme, hatta çatışmaya yol açtı; iktidarda veya muhalefette olan yabancı komünist partilerin de iki büyük sosyalist ülkeden (S.S.C.B. ve Çin) birini tutmaları, tam bir ayrılmaya sebep oldu.

Sosyalist Cephenin Bölünmeye Başlaması

1957’de, iktidardaki on iki komünist partisinin Moskova’da yaptığı konferansta, Mao Çetung sert bir siyaset kabul ettirebildi. Kruşçev de 1958’de, bu görüş uyarınca Berlin meselesinin çözülmesini kabul ettirmek amacıyla Batı’ya karşı siyasi bir hücuma girişti, fakat doyurucu bir sonuç alamadı (1959).

Bununla beraber daha o dönemde Çin ile ilişkiler, özellikle Kruşçev’in Pekin’e yaptığı seyahat sırasında (1959) gerginleşmeye başladı; Kruşçev bu seyahatte halk komünlerini tenkit etti ve Tayvan ile Hindistan’a karşı güdülen saldırgan siyaseti dünya barışı için tehlikeli olarak suçladı.

Çinlilerin, Kruşçev «revizyonizm»ine karşı ilk tenkitleri (nisan 1960) Çin’deki rus teknisyenlerinin geri çekilmesiyle (temmuz 1960) sonuçlandı.

Çin sonra S.S.C.B.’yi A.B.D. ile gizli bir anlaşma yapmakla suçladı ve kısa süre sonra kendisine ateşli bir taraftar (Arnavutluk) buldu. Sosyalist cephenin bölünmesi başlamıştı

Küba

Kruşçev «Sosyalist cephe»nin durumunu kuvvetlendirmek için Küba topraklarında nükleer başlıklı füze üsleri kurma konusunda Castro ile anlaşmaya vardı. Böylece A.B.D.’ye Berlin meselesinde baskı yapmayı ve alman meselesinin kesinlikle düzenlenmesine karşılık füzelerin kaldırılmasını teklif etmeyi tasarlıyordu.

Fakat Amerikalılar Küba topraklarındaki rus füzelerini tespit edince (16 ekim 1962), «Küba’yı karantinaya almaya» karar verdiler ve adayı abluka ettiler (22 ekim).

Birbiriyle çelişen teklifler ve Kennedy ile yazışmalar, A.B.D.’nin Küba’ya saldırmama teminatı vermesine karşılık, füzeleri ve bombardıman uçaklarını geri almayı kabul etmek zorunda kalan (28 ekim) sovyet diplomasisinin başarısızlığıyla sona erdi.

Aslında Küba buhranının iki ülkeyi savaşın eşiğine kadar götürmesi, Sovyetler’in ne pahasına olursa olsun savaş istemediğini ortaya koyuyordu.

S.S.C.B., 5 ağustos 1963’te A.B.D. ile atmosferde nükleer denemelerin durdurulması antlaşmasını imzaladı. Aynı antlaşma, nisan 1964’te askeri amaçlarla atom çekirdeği patlatacak maddeler yapımının sınırlanmasıyla tamamlandı.

Çin-Sovyet İlişkilerinin Kesilmesi

S.S.C.B.ile ideolojik alanda ilişkilerini kesmiş olan Çin, ekim 1963’ten sonra polemiğe ara vermiş olmasına rağmen, nükleer denemelerine devam etmek istediği için Moskova antlaşmasına karşı çıktı.

Çin ile gerginlik 1964’te M. Suslov’un Çin üstüne raporunun yayımlanmasıyla yeniden arttı. Bu raporda Çin «Lenin’ci olmayan tutumları ve bölücü faaliyetlerbnden dolayı tenkit ediliyordu.

Bu görüş ayrılıkları gerçekte sosyalist dünyanın birliğini sarsmak ve dünyadaki durumunu zayıflatmak tehlikesini gösterdi, komünist partileri bunu önlemeye çalıştılar (Rumen Komünist partisi aracılık yaparak Moskova’dan raporun yayımının ertelenmesini istedi); fakat Çin ile S.S.C.B. arasındaki ayrılık bütün alanlarda durmadan arttı: 1960’ta sovyet dış ticaretinin yüzde 15’ini temsil eden Çin ile ticaret, 1965’te yüzde 3’ün altına düştü.

Aynı şekilde 1964’te Moskova’da bir dünya komünist partiler konferansının yapılması fikri ortaya atılınca, Çinliler peşin olarak buna katılmayı reddettiler; fakat Moskova. toplantıyı hazırlama kararından vaz geçmedi.

Sovyet Siyasetinin Yeni Yönelimleri

S.S.C.B.1964’ten sonra kesinlikle arap ülkelerine yöneldi: Bin Bella ile «sosyalist ve antiemperyalist rejim»i tanınan Nasır, «Sovyetler birliği kahramanı» ilan edildi.

Sovyetler, Filistin meselesinde Mısır’ı desteklediklerini bildirdiler ve İktisadi yardımın yanı sıra silah da verdiler, öte yandan Komekon’un faaliyeti arttı; fakat dengenin bozulması ve S.S.C.B.’nin bazı ülkelere karşı İktisadi güdümcülüğünü devam ettirmesi buhranlara yol açtı; temmuz 1965 Bükreş kongresinde Brejnev, Rumenlerin istediği siyasi bağımsızlığı kabul etmek zorunda kaldı.

Sanayileşmiş ülkelerin (Fransa, İtalya v.b.) komünist partilerinin bağlı olduğu S.S.C.B., öbür partileri de kendine bağlamayı denediyse de Çin, Hindistan ve Moğolistan dışında Asya’daki bütün komünist partileri kendi safına çekti ve dünya komünist partilerinin birleşmesi konusunda Kremlin yöneticilerinin kabulü imkansız saydıkları peşin şartlar ileri sürdü (1966’dan sonraki sovyet siyasetinin revizyonizmle suçlanması).

Bununla beraber sovyet yöneticileri, bazı olumlu sonuçlar elde ettiler: gerçekten de Üçüncü Dünya ölçüleri arasından Pekin’in katı tutumu S.S.C.B.’nin nisbi fakat gerçek yardımına kıyasla daha verimsiz kaldı.

Aslında üçüncü dünya ülkeleri, kendilerini doğrudan doğruya ilgilendirmeyen bir kavganın hakemi olmak istemiyorlardı. Fakat Çinlilerin uğradığı başarısızlıkların hepsi Rusların işine yaramadı; bazı afrika ülkelerinden Çinlilerin yanı sıra ruslar da çıkarıldı.

Üstelik dünyanın en büyük komünist partilerinden biri olan çin taraftarı (ama rusların da yardım ettiği) îndonezya Komünist partisi yok edildi (eylül 1965).

Castro ise önemli bir yardım gördüğü S. S.C.B.’yi kollamakla birlikte çin tezlerini daha çok benimser görünüyordu.Fakat 1965’te Moskova’da Dünya Komünist Partileri konferansının hazırlığı niteliğinde bu toplantıya katıldığı için Çin tarafından şiddetle tenkit edildi.Kastro o tarihten sonra kendisiyle ticari ilişkilerini kesen (pirinç konvoylarının durdurulması) Pekin e apaçık cephe aldı fakat 1967 de Sovyetlerin ideolojik görüşlerinden tekrar uzaklaştı. öte yandan S.S.C.B. ağustos 1965 teki Hint-Pakistan çatışmasında. 10 ocak 1966 antlaşmasıyla sonuçlanan Taşkent konferansını düzenleyerek başarılı bir aracı rolü oynadı.

Çin ile başka bir çatışma noktası da Çin in Moskova’yı Vietnam anlaşmazlığı konusunda Hanoi ye karşı «çekimser» davranmakla suçlamasıdır Gerçekten Amerikalılarla doğrudan doğruya çatışmamak ve bir nükleer savaş tehlikesi yaratmamak için, Vietnam a sovyet teknik ve askeri yardımı 1965 e kadar oldukça sınırlıydı; fakat Kosigin’in Hanoi seyahatinden beri (6-10 şubat 1965), amerikan uçakları nın Kuzey Vietnam’ı sistemli bir şekilde bombalamaya başladıkları sırada, sovyet askeri yardımı önemli ölçüde arttı 1966 ve 1967 de S.S.C.B. nin dış siyaseti oldukça kaypaktır; Batı ile pazarlık, Çin’in kışkırtmaları karşısında güçsüzlük, üçüncü dünya ülkelerinin desteklenmesi, emperyalizme karşı tehditler, ama her şeyden önce barışı korumak gerektiği için ancak sözde kalan tehditler.

İttifak buhranları S.S.B.C.’yi çoğunlukla A.B D ile zirve görüşmeleri yapmaya götürdü; S.S,C.B. tek başına hür dünyayı temsil ettiğine inanan A.B.D.’ye sosyalist cephenin tek önemli temsilcisi gibi görünüyordu.

Sovyet ideologlarına göre ilk hedef, sosyalizmin dünyada başarıya ulaşması için barışın muhafazasıdır Bu örnekle sosyalizm tezidir: Sovyetler birliği, öyle bir hayat seviyesine ulaşacaktır ki batı cephesi kendiliğinden komünizmi kabul edecektir mesela silahlanma bütçesini k mak. hayat seviyesini yükseltmek ve bu vadeyi yaklaştırmaktır, bu yüzden silahlanma yarışını durdurmak için A.B D. ile anlaşmaya varılmalıdır.

Bununla birlikte, atom silahlarının yayılmasıyla ilgili her türlü anlaşma, Sovyetler için, önceden tasarlanmış yumuşama davranışlarına bağlıdır Uzayın silahsızlandırılmasıyla ilgili antlaşmanın imzalanması (27 ocak 1967) bu konuda ilk adım oldu; fakat S S C.B savunmasını füzesavar füzelerle geliştirdi ve silahsızlanma meselesi bu kadarla kaldı. A.B D. ile teknik ve İktisadi işbirliğini artırma teklifleri bir amerikan-sovyet bilimsel teknik ve kültürel antlaşmasının (19 mart 1966) imzalanmasıyla sonuçlanmışsa da. Vietnam savaşı devam ettikçe ciddiye alınamaz: geçekten de Vietnam’da girişilen toptan imha rusları daha sert bir tutum almaya ve mukabeleden söz ermeye sürüklemektedir (Brejnev’in Sofya nutku; 12 mayıs 1967)S.S.C.B.A.B.D ile anlaşmaya çalışırken (çoğu başarısızlıkla sonuçlanır) batıda sınırlı hedefler için müttefikler buldu.

Fransa N.A.T.O. dan ayrılmakla (7 mart 1966) ve Vietnam daki amerikan müdahalesine karşı bir tutum takınmakla ruslar bakımın dan imtiyazlı bir muhatap oldu 1965 te dışişleri bakanlarının karşılıklı ziyaretleri (Gromiko. Couve de Murville) De Gaulle’ün S.S.C.B. yi ziyareti (20 haziran-temmuz 1966) teknik ve kültürel işbirliği antlaşmalarının imzalanması (30 haziran 1966) Fakat burada da anlaşma güçtü: De Gaulie. iki Avrupa arasında bir yakınlaşma fikrini ortaya çıkarmak istiyor, fakat S.S.C.B. Avrupa nın meselelerinin sadece Avrupa’nın kendisi tarafından çözümlenmesini teklif ediyordu; Podgomi Avusturya’da (kasım 1966) Avrupa’nın güvenliğiyle ilgili bir konferansın yapılmasını istedi ve Kesiğin Paris’te (Aralık 1966) A.B.D. ye bağımlı olmayan bir Avrupa’dan söz etti, öte yandan italya ve İngiltere ile iktisadı ve ticari anlaşmalar imzalanmasına ve bir sovyet devlet başkasının ilk defa olarak papayı ziyaret etmesine (Podgorni. 30 ocak 1961) rağmen, aynı zamanda Ortak pazara ve Federal Almanya cumhuriyetine hücumlar da yeniden başladı.

Çin ile olaylar yeniden ciddi bir hal aldı ve S.S.C.B. Komünist partisi bu defa şiddetle karşı hü cuma geçti. «Sözde» büyük kültür devrimini suçlayarak (kasım 1966) sovyet diplomatlarının Pekin’de karşılaştıkları kötü muamelelere karşı (şubat 1967) protesto mitingleri düzenledi ve Çin’in Dış Moğolistan ile Sin kiang üstündeki toprak isteklerine karşı sınırda askeri yığınak yaptı S.S.C.B. «kültür devrimi»ne karşı oldukları ölçüde milli azınlıkları (Tibet, Moğolistan. Sin kiang) desteklemekte, Çinlilerin. rus malzemesinin Vietnam Demokratik cumhuriyetine gidişi yolunda ortaya çıkardıkları güçlükleri suçlamaktadır.

Fakat Rusya’nın dünyanın başka noktalarındaki (daha çok Ortadoğu ile Güney Amerika) tutumu. Çinlilerin uzlaşmazlıklarını büsbütün artırmaktadır.

S S C B, nın radikal Arapların önderi Nasır a karşı turumu. Nasır’ın «Arap birliğini yani ilerici hükümetler birliğini kurmasına yardım etmeyi ve böylece ingiliz-Amerikalılara bağlı feodal monarşi rejimlerini tehdit etmeyi hedef alıyordu.

Rusya haziran 1967 Arap-israil savaşı sırasında, emperyalizmin mızrağı olarak nitelediği İsrail’i suçladı, fakat anlaşmazlığın yayılmasını da önlemeye de çalıştı (23-25 haziran 1965’te Glassboro da Johnson – Kosıgin görüşmesi). S.S.C B Latin Amerika da komünist partilerinin devrimci hareketlerle taşmalarından korkmakta ve bir bekleme siyaseti uygulamaktadır. Devrimci mücadele konusunda Küba ve sovyet tezlerinin karşıt olduklar» açıkça ortaya çıkmıştır (O.L.A.S. konferansı,1967),

Ortadoğu da, bazı arap devletleriyle (özellikle Mısır) ilişkilerini geliştirerek bir denge kurulmasını sağladı. Podgorni 21-24 haziran 1967 tarihleri arasında B.A.C.’yi ziyaret ederek Nasır ile görüştü İki ülke arasında İsrail’e karşı alınacak tedbirler konusunda anlaşmaya varıldı.

A.B.D. ile çeşitli alanlarda işbirliği yapılması yolunda yeni adımlar atıldı 14 Temmuz 1967 de New York – Moskova uçak servisi açıldı

Çekoslovakyadaki gelişmeleri askeri kuvvet kullanarak önlemesi bütün dünyada tepkiyle karşılandı ve bu hareket S.S.C.B. nin üçüncü dünya üikeleri üstündeki nüfüzunu sarstı.

S.S.C.B Çin ilişkilerinde yeni gelişmeler görüldü. 2 ve 15 mart 1969’da Sovyet-Çin sınırındaki nöbetçiler arasında bazılarının ölümüyle sonuçlanan çatışmalar oldu.

Bu çatışmalar ağustos aynıda da devam etti, iki ülke arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesi amacıyla Kosigin ve Çu En-lay Türkistan’ın başkentinde görüştüler.

7 Aralık’i969 da S.S.C.B. ile Batı Almanya arasında görüşmeler başladı. Böylece Sovyetlerin Batı Avrupa ile yakınlaşma siyasetinde yeni bir adım atıldı Daha sonra Batı Almanya ile. iktisadi alanda geniş ölçüde işbirliği yapılması konusunda anlaşmaya varıldı. Bu arada ispanya ile yeni ilişkiler kuruldu.

İspanya iç savaşından beri ilk defa. Sovyet ve İspanyol haber ajansları iki ülkenin başkentlerinde birer basın bürosu kurdular (15 eylül 1970).

Benealdeş devletinin kurulmasıyla sonuçlanan Pakistan-Hindistan çatışmasında Hindistan’ı destekledi ve yeni devleti ilk tanıyanlardan biri oidu (24 ocak 1972).

Nixon’ın 22-30 mayıs 1972 tarihleri ara sindi S.S C B yi ziyareti barış içinde birarada yaşama siyaseti bakımından verimli oldu Antibalistik füzelerin sınırlandırılması konusunda bir antlaşma imzalandı: çeşitli alanlarda işbirliği yapılması kararlaştırıldı. 1975 te bir Soyuz ile bir Apollo tipi uzay aracının uzayda kenetlenmesi için çalışmalar yapılmasına karar verildi.

1972’de. Enver Sedat in dış siyasetinde beliren değişmeler sovyet-mısır ilişkilerinde etkisini gösterdi; sovyet askeri uzmanlarının büyük kısmı geri çekildi. Ancak. S.S.C.B. Suriye ve Irak ile yeni anlaşmalar (askeri ve İktisadi) yaparak Ortadoğu daki nüfuzunu korudu.

1971-1975 arası dönemi kapsayan Dokuzuncu Beş Yıllık Plan döneminde sanayi üretiminde %43 artış sağlanırken, enerji ve yakıt üretimine özel bir ağırlık verildi; atom enerjisi üretimi artırılıldı. Bu dönemde SSCB kömür, demir cevheri, çelik, petrol çimento, yapay gübre üretimi gibi alanlada dünyanın en büyük üreticisi durumuna geldi.

Tarım alanında maddi ve teknik olanakların geliştirilmesi hedeflendi. Dönem boyunca ulusal gelir artışı %28’i buldu. Genel orta öğretime geçişin kabul edildiği bu dönemde, Halk Temsilcileri Sovyetleri’nin etkinliklerinin iyileştirilmesi için yeni önlemler alınmaya çalışıldı.

1975 yılında Helsinki’de toplanan Avrupa Güvenlik Ve İşbirliği Konferansı ve bunun sonunda imzalanan Nihai Senet tüm dünyada olduğu gibi, bu ülkede de uluslararası alanda yumuşamanın somut bir ifadesi olarak geniş yankı uyandırdı.

1976 Mart’ında yoplanan SBKP XXIV. Kongresi’nin ardından geliş sosyalist topluma denk düşecek yeni bir SSCB Anayasası hazırlama çalışmaları sovyet devriminin 60. yıldönümüne yetiştirilmek üzere yoğunlaştırıldı.

Hazırlanan Anayasa 1977 yılında kabul edildi. Bu süreçte Podgorni’nin görevden ayrılması üzerine Yüksek Sovyet Przidyumu Başkanlığına SBKP MK Genel Sekreteri L. Brejnev seçildi. 1975-1979 arasını kapasyan Onuncu Beş Yıllık Plan döneminde ekonomide yılda ortalama %4,52’lik bir büyüme sağlandı.

Bu dönemde uzay araştırmalarında büyük adımlar atıldı; silahsızlanma konusunda Brejnev ile Carter SALT II antlaşması imzalandı. Fransa ve Almanya Federal Cumhuriyeti başta olmak üzere, Batı Avrupa ülkeleriyle yapılan ekonomik, kültürel ve toplumsal anlaşmalar sonucu, Sibirya’daki doğal gazın Aavrupa ülkelerine ulaştırılması için büyük bir hattı projesi başlatıldı.

Ancak Sovyetler Birliği ile Afganistan arasındaki ilişkiler ve Polonya’da ortaya çıkan kimi olaylar, dünya ölçüsünde yeniden soğuk savaş rüzgarları estirilmesine ve silahlanmaya yeni bir hız verilmesine neden oldu. Böylesi bir ortamda 1981’de toplanan SBKP XXVI. Kongresi’nde ülkenin öz sorunlarını yanı sıra, dünyadaki gelişmlerde ele alındı.

Kongreye sunduğu raporda SSCB Yüksek Sovyet Prezidyumu başkanı L. Brejnev, Sovyet halkının ve dünya halklarının önünde barışın sağlanmasından daha önemli bir sorun olmadığını açıkladı. yanı sıra 1980-1985 dönemini kapsayan Onbirinci Beş Yıllık Planla gelişmiş sosyalist toplumun maddi ve manevi hazırlıkları tamamlamak çalışmaların yoğunlaştırılmasını öngördü.

Sanayide ve tarımda çalışmanın üretkenliğinin yükseltilmesi, bilimsel-teknik devrimin olanaklarından yararlanılması, sibermetik sistemlerin ivedilikle uygulamaya konması vurgulandı. 1982 Kasımı’nda Brejnev’in ölümünden sonra SBKP MK Genel Sekreterliği’ne ve SSCB Yüksek Sovyeti Başkanlığına Y. Andropov ve K. Çernenko geldi.

1982-1985 arasını kapsayan süreçte Beş Yıllık Plan uyarınca ekonomide, özellikle Sibirya’nın olanaklarından yararlanılması yönünde bir yandan büyük boyutlu özel programlanıp uygulanırken, 3.145 km’lik Baykal-Magistrale (BAM) demiryolu tamamlanıp kullnıma açıldı (Ekim 1983). Bu çalışmalar boyunca Sibirya’da birçok yeni yerleşim kuruldu. yanı sıra Sibirya doğal gazını Batı Avrupa ülkelerine ulaştıracak boru hattı tamamlandı.

1985 Mart’ında K.Çernenko’nun ölümünden sonra SBKP MK Genel Sekreterliği’ne M. Gorbaçov, Yüksek Sovyet Prezidyumu başkanlığına A. Gramiko getirildi ve dünyanın nükleer bir savaştan kurtarılması yönünde etkinliklerini yoğunlaştıran Sovyetler Birliği, 1985 Ağustosu’nda tekyanlı olarak nükleer denemeleri durdurduğunu açıkladı.

Bu arada karşılıklı görüşmeler sonucu hazırlanan Gorbaçov-Reagan Doruk Toplantısı 1985 sonlarında Cenevre’de gerçekleşti. İki ülke önderinin görüşmelrinin ardından 1986 Ocağı’nda Sovyetler birliği adına Gorbaçov, 2000 yılına dek dünyanın nükleer silahlardan arındırımasına ilişkin kapsamlı bir program önerdi.

1986 Şubatı’nda toplanan SBKP XXVII. Kongresi, hazırlıkları 1983’den beri sürdürülen 3. Parti programının redaksiyondan geçen yeni biçimini kabul etti. Gorbaçov’un MK Genel Seçildiği Kongre, ayrıca 2000 yılına gerçekleştirmeyi önüne koyduğu hedefleri belirledi.

Gorbaçov’un giriştiği siyasal alanda glasnost(açıklık) ile sosyal ve ekonomik alanda perestroika(yeniden yapılanma) atılımları Lenin sonrası Sovyet tarihinin en köklü reformlarıydı.

Gorbaçov ülke içinde ilerleme sağlamak için dış ilişkilerde başarının zorunluluğuna inanıyordu. Askeri harcamalarda yapılacak kısıtlamayla sağlanacak kaynaklar sivil ekonomiye aktarılabilincekti.

1987 içinde Gorbaçov ülkeyi dolaşarak perestroika ve glasnost atılımlarını anlatmaya ağırlık verdi. Gerek bu gezileri sırasında gerekse sık sık yaptığı televizyon konuşmlarında reform süreçlerinden geri dönülmeyeceği izlenimi vermekteydi. Bu arada Politbüro içinde Gorbaçov’un isteği doğrultusunda değişiklikler yapıldı.

Ancak ülkenin siyasal kadroları arasında tartışmalar sürmekteydi. Hemen herkes ekonomik devrimden yanaydı ama siyasal devrim kadroların bir bölümünce destekleniyordu. Bu radikallerden Komünist Parti örgütünün birinci sekreteri Boris Yeltsin Komünist Partisi Merkez Komite sekreteri Yegor Ligaveç’le girdiği sert tartışma sonucunda Kasım içinde görevden alındı.

Yeltsin reformların önündeki bürokratik engelleri eleştiriyor ekonomik ve siyasal değişimin yavaş gerçekleştiğini öne sürerek Gorbaçov’u da suçluyordu.

Yeltsin görevden alınınca Politbüro üyeliğini de yitirmişti. Ancak Moskovalılar’ın kendisine verdikleri destekle Yeltsin bakan yetkisiyle bütün SSCB’ndeki işlerinden sorumlu oldu. 1987’de dış ülkelerle gelişen ilişkiler kurdu. Yılın ilk aylarında İngiltere başbakanı SSCB’yi ziyaret etti.

1988’de de Gorbaçov Politbüro içinde kimi değişiklikler yaparak siyasal ortamı reform atılımları lehinde dengede tutmaya çalıştı. Bu değişiliklerden en önemlileri 1985’den beri devlet başkanlığını sürdüren Gromiko ile Politbüro tam üyesi Mikhail Solomontsev’in düşürülmeleriydi.

Devlet Başkanlığı’nı Gorbaçov üstlenirken Merkez Komite’de tarım politikası, ideoloji, parti ve kadro politikası, sosyo-ekonomik politika, yasal düzenlemeler konularında çalışma yapacak altı sekreterya oluşturuldu.

Polit büro’da çoğunluğu elinde tutan Gorbaçov’un çok önemli bir değişiklik de KGB başkanı Chebrikov’u Merkez Komite sekreterliğine getirmesiydi. Tutucu kanadın önde gelen isimlerinden Ligaçev ise oranla prestij yitirmediyse de tarım komisyonu başkanlığını sürdürmekteydi.

1988’de içinde Gorbaçov bir önemli adım daha atarak 1920’den buyana toplanmayan parti konferasnsını düzenledi. Siyasal yapıdaki bu değişimler yaşanırken SSCB’DE ulusal çatışmalarda ve cumhuriyetlerde bağımsızlık hareketlerinde bir tırmanış da gözlenmekteydi.

1988 içinde Azeri-Ermeni çatışması, Baltık ülkelerinde ayrılıkçı gelişmler bu sorunların odak noktasını oluşturuyordu.

Bu arada Gorbaçov’un Patrik Pimen ile görüşmesi ve Ortodoks kilisesi üzerindeki sınırlandırılmaların kaldırılması ibadet özgürlüğü doğrultusunda atılan önemli adımlardı. Dış poltikada ise barışçı ataklarını SSCB yönetimi ile ABD, Pakistan ve Afganistan arasında Afganistan’daki Sovyet askerlerinin çekilmesi doğrultusunda bir anlaşma imzalandı.

Aralık ayı içnde ABD’yi ziyaret eden Gorbaçov Doğu Avrupa’daki askeri varlığını önemli ölçüde azaltacağını açıkladı.

https://biyof.com/


E-posta hesabınız yayımlanmayacak.