Yusuf Ziya Ortaç Şiirleri


MEHMETÇİK

Göğü bir fecre sarar açtığımız bayraklar
Yurdu, topraklara mıhlanmış adımlar saklar.

Çarpar ecdâdmıızm nabzı damarlarda bugün,
Koşar üç kıtada nal sesleri hâlâ Türkün!…

Bir kâğıt parçası üstünde bakarken Hind’e
On asır Gazneli Mahmûd’u bulur kalbinde!

Yeni rüyâlara daldıkça bugün ırkım için
Olurum gölgesi dünyâya vuran bir Timuçin!

Bendim Aydıncık önünden suya seccâde salası.
«Yakasın Rûmeli’nin pençe-i himmetle alan!»

Bendim, elbet -ki bugün yâdı ölümden de acı
Dalkılıçlarla kılıçtan geçirenler Mohaç’ıl

Adı üstünde, benimdir o şehirler, köyler,
Nice dağlar, tepeler ismimi hâlâ söyler!

Bendim elbet şu Çanakkale’yi göğsüyle tutan;
Kara topraklara evlâdmı vermiş uyutan.

Giydi al kanlarımın tuncunu yıllarca etim.
Boğdu son düşmanı yurdumda, benim iskeletim!

Bastığım yer mezarımdır diyen elbet ölmez,
Silinir toprak olur belki… Müebbet ölmez!

Bu çelik rûhu giyen etle kemikten madde.
Bir aşılmaz granit k a la çeker serlıadde!

Yedi kat toprağın altıyla bizimdir bu diyar.
Can verirken, bizi ecdadımızın rûhu duyar.

Kalbi Allaha dayanmış, dayanır dipçiğine,
Güvenir onyedi milyon yine Melımetçiğinel

 

EVÎM

Dedemden yâdiyâr olan bu evi, ’
Kışın fırtınası, yazın alevi
Daha ben doğmadan ihtiyarlatmış…

Gönlüm bir hülyaya bâzı dalar da
Düşü-nür derim ki: Bu odalarda
Kira bilir kaç kişi oturmuş, yatmış.

Koltuklar eskimiş, perdeler hm*da,
Annemin gelinlik aynası burda,
Burda işlemeli, atlas cüz kesem!

Baktıkça babamın resnn duvardan
Bir dâvet işitmiş gibi mezardan
Gözbebeklerimde büyür vesvesem..

Yapyaîmzım… Bir ben bir de annem vat.
Artık ondan başka dünyâda nem var?
Benim ömrüm onun, onunki benim…

Çniar sokağmda, akşam oldu mu.
Kafesler ardmdan ıssız yoiumıı
Ondan başka yok ki bir bekleyenim

 

BÎR RÜZGÂR ESTÎ

Bir rüzgâr esti başımda,
Henüz onsekiz yaşımda…
Mehtâbı içtim kadehten,
Yıldızlar yüzdü aşımda…

Bir rüzgâr esti başımdal

Ayağım yeri unuttu,
Alnımda saçlar buluttu.
Bir tatlı sarhoşluk tuttu.
Henüz onsekiz yaşımda!

Bir rüzgâr eski başımda!

 

YILLARDAN BERÎ

İşittim ki benim için ağlıyormuşsun,
Hâlâ adım düşmüyormuş dudaklarından!
Geçenlerde bir yolcudan beni sormuşsun,
Metrûk, ıssız bir manastır gibiymiş odan!

Çamlıklarda tek başına geziyormuşsun.
Göz yaşların anıyormuş eski günleri…
Ümidini siyah ufuklarda yormuşsun.
Sanmışsın ki, giden günler gelecek geri!

Artık elâ gözlerinin altı çüı-ümüş,
Bahçesindeki kuşlar gibi susmuş kahkahani
Kalbini bir tûl mevsimin hüznü bürümüş…

Akşamları son yolcular geçerken kırdan,
Nazarların dalıyormuş yıllardan beri
Bir seyyahın bekleniyor gibi haberi!..

 

iki HANÇER

îki hançer gördüm, birinin gümüş-
Kabzasına yâkut güller örülmüş;
Âîtm kmı, elmas, zümrüt içinde.
Öyle inciler ki, ne Hint ne Çin’de
Eşine tesadüf edilmez aslâ!..
Diğeri örtülmüş bir kızıl pasla,
Sapi tutulmaktan kararmış, eski,
Fakat öyle mağrûr duruyor kİ,
Altm hançer bile bakıp kıskandı,
Çünkü onun süsü: Bir damla kandı!


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.